En Sıcak Konular

Güney Kıbrıs Türkiye'yi suçluyor

2 Ağustos 2007 13:43 tsi
Güney Kıbrıs Türkiye'yi suçluyor Kıbrıs Dışişleri Bakanı Erato Kozaku-Markulli, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın 'Kıbrıs'ta halkın varlığını, canını, malını korumakta olan TSK'yı bir işgalci kuvvet gibi görenleri şiddetle kınıyorum' sözlerini eleştirdi.

Markulli BBC Türkçe Bölümü'nün sorularını yanıtlarken, Kıbrıs sorununun Kosova meselesine dönüştürülmemesi uyarısında da bulundu.

Son günlerde peşpeşe yaptığı açıklamalarda Kıbrıs Türk tarafını, çözüm arayışları konusunda erteleme taktiklerine başvurmakla suçluyordu. Kendisine önce bununla ne kastettiğini sorduk:

- Çok açık konuşacağım. Biz geçen yıl bir anlaşma imzaladık. Kıbrıs Rum lideri Tassos Papadopulos ve Kıbrıs Türk lideri Mehmet Ali Talat arasında çok önemli bir anlaşmaydı bu. Kıbrıs sorununun tarihinde toplumlar arası yapılmış üçüncü anlaşmadır. Önce çözüm zemininin ne olacağını ortaya koyar, ki bu iki toplumlu iki bölgeli federasyondur; ardından da temel konuları ele alacak çalışma grupları ve gündelik meseleleri ele alacak teknik komisyonlar kurulmasını öngörür. Aradan geçen bir yıla ve 50 kadar görüşmeye rağmen, bu komisyonlar kurulup işler hale gelemedi. Bunun nedeni de öne sürülen bazı zorluklarla, ortaya çıkarılan bazı engellerdi.

- Engeller derken ne kastediyorsunuz?

- Doğrusu, hem engeller, hem de sözünden dönme durumu var burada. Çünkü, başta her iki tarafın da istedikleri kadar başlığı konuşulmak üzere gündeme getirebileceğinde mutabakata varmıştık. Niyetimiz buydu. Biz konuşmak istediğimiz maddeleri sunduk. Kıbrıslı Türklerin de aynısını yapmasını bekliyorduk ama sorun da burada başladı. Çünkü biz mesela mülk konusunu görüşmek istiyoruz. Hem temel konular açısından, hem de halkın günlük yaşamını etkileyen gündelik meseleler başlığı altında.

Ayrıca yakınlarda Cumhurbaşkanı Papadapulos Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Ada'daki temsilcisi Michael Möller'e bir mektup gönderererek hem bir durum değerlendirmesi yapmak hem de atılacak adımları görmek için sayın Talat'ı bir görüşmeye davet etti.

Bunu da 8 Temmuz anlaşmasının yıldönümünde yaptı. Biz de Sayın Talat'ın bu davete olumlu yanıt vermesini bekliyorduk ama maalesef şimdiye dek hiç bir olumlu sinyal almadık.

- Sizce gördüğünüz bu tavrın nedeni ne?

- Bence Sayın Talat bu süreci destekliyordu, anlaşmaya imza koydu; süreci ve içeriği kabul etti. Sorun ise Ankara'da yatıyor. Görünüşe göre, Ankara'daki hükümeti değil özellikle orduyu da kastediyorum; onlar bu şartlara mutabakat göstermediler. 8 Temmuz anlaşmasının yapılması üzerinden bir yıl geçti. Ve o zamandan bu yana Türkiye'den bu anlaşmanın lehinde tek bir açıklama duymadım.

Öte yandan uluslararası toplum, BM ve Avrupa Birliği (AB) bu anlaşmayı destekliyor ve uygulanmasını istiyor. Dolayısıyla ben burada kabahati Kıbrıslı Türk liderlerlerde, yada Kıbrıs Türk toplumunda görmüyorum. Sorun Ankara'da.

- Peki temel meseleler derken neyi görüşmek isterdiniz önce?

- Bizim için önemli olan bugün başlamak, yarın başlamak. Çünkü bu komisyonlar, uzman heyetler, görüşmelerin zeminini hazırlayacak. Çünkü biz bu görüşmelerin başarılı olmasını istiyoruz. Kıbrıslı Türklerle aynı çatı altında, aynı yapı içinde, aynı ülke ve hükümet ile bir arada yaşamak istiyoruz.

Kıbrıslı Türklerle aynı çatı altında yaşamak diyorsunuz ama, bir kaç yıl önce Annan Planı için yapılan referandumda, Kıbrıslı Rumlar bunu pek de istiyor gibi görünmüyorlardı. Siz burada bir tavır değişikliği olduğuna inanıyor musunuz?

- Burada belirli bir plandan söz ediyoruz. Kıbrıslı Rumların itiraz ettiği de bu planın kendisiydi. Genel sekreterin sunduğu planı hatırlarsanız, tarafların üzerinde anlaştığı bir plan değildi; arabulucuların eseriydi. Liderler bir plan hazırlarsa; bunun referandumlarda halk tarafından da onaylanacağına inanıyorum.

Şunu da söyleyeyim. Ben Kıbrıslı Türklerle iç içe, barış içinde yaşayan bir nesilin mensubuyum. Limasol'un karma mahallerinden birinde büyüdüm. Sizi temin ederim; Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasında aslında temelde bir fark yok. Pek çok alanda o kadar birbirimize benziyoruz ki.

Dil din ya da etnik köken bizi bölmüyor bu nedenle tüm samimiyetimle söylüyorum; bir arada yaşayabiliriz. Ama işleyebilecek bir yönetim sistemi ve her iki taraf için de barış ve güvenlik sağlayacak bir garantörlük sistemi geliştirmeliyiz.

Son zamanlarda yaptığınız açıklamalarda Kıbrıs sorununun Kosova meselesine dönüştürülmesinin tehlikeli olduğundan bahsettiniz. Ne kastediyorsunuz bununla?

- Öncelikle, Kıbrıs ve Kosova arasında çok büyük farklar var. Kıbrıs örneğinde, Kıbrıs Cumhuriyetinin bir bölümünün ayrılma girişimi ile karşı karşıyayız. 1983'te tek taraflı olarak ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti , uluslararası toplum ve BM tarafından kınanmıştır. Bu anlamda Kosova'dan çok farklı bir durum var. Ayrıca Kıbrısın bütünü, topraklarının bütünüyle AB üyesidir.

Bizim kaygımız; ki bence bu ülkemizi birleştirmeyi istiyorsak, Kıbrıslı Türklerin de kaygısı olmalıdır; bu anlaşmazlık hali uzadıkça ve adadaki statüko pekiştikçe, yeniden birleşmeyi istemeyenler, taksimden yana olanlar; iki devletten yana olanlar, ki bunların sayıca Kıbrıslı Türkler içinde az olduğunu, daha çok Türkiye'de olduklarını biliyorum; güçleneceklerdir. Kosova nihayetinde bağımsızlığa yönelirse, bu çok ciddi bir emsal yaratabilir. Adada bölünme yaratmak isteyenler bu örneği izlemeye çalışabilir.

Yine Kosova örneğinden yola çıkarak çözüm konusunda ise uluslararası toplum değil, iki taraf karar vermeli diyorsunuz.

- Evet, evet. Buna çok derinden inanıyorum. Nasıl ki Türkler kendi sorunlarına Türkiye içinde çözüm bulmak istiyor, başka ülkelerin çıkarlarının buna karışmasını istemiyorlarsa, Kıbrıs için de bizim çözümü iki toplum olarak kendimizin bulmamız gerekli. Türkiye'nin Yunanistan'ın ya da başka ülkelerin çıkarları bizim ülkemize yansıtılmamalı.

Peki ya garantör ülkeler? Onlara uluslararası anlaşmalarda tanınan hak ve yükümlülükler?

- 1960 anayasasıyla ortaya konan garantörlük sistemi hala ortadadır. Ama siz de takdir edersiniz ki Kıbrıs'ın birliği, bağımsızlığı toprak bütünlüğü yolundaki taahhütlerini tekrar tekrar ihlal etmiş olan Türkiye, halihazırda bu toprakların yüzde 37'sini işgal ediyor durumda. Orgeneral Büyükanıt'ın geçen günkü açıklaması da kabul edilemez. "Biz buradayız, KKTC'yi ve Kıbrıslı Türkleri ve mallarını korumak için gerektikçe burada kalacağız" dedi. Kim Türkiye'ye bu hakkı verdi? Kesinlikle garantörlük anlaşması olmadığı ortada. Orgeneral Büyükanıt'ı garantörlük anlaşmasını tekrar incelemeye davet ediyorum. Belli ki, Türkiye'nin 1960'ta neye imza attığını unutmuş.

- Peki ya Yunanistan vazgeçer mi sizce garantörlükten doğan haklarından

- Yunanistan adına konuşamam. Bizim savunduğumuzsa; garantörlük sistemi ise müzakereler sonunda ortaya çıkacak devletin tam ve gerçek güvenlik, bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü koruyacak bir sistem. BM var, başka uluslararası kuruluşlar var garantörlük sağlayabilecek.

- Peki Türkiye konusuna geçersek, Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs'a açmasını bekliyor musunuz? Bu yönde ilerleme görüyor musunuz?

- Umuyorum, umuyorum. Bu Türkiye'nin çıkarına olacaktır, AB katılım sürecinin yararına olacaktır, siz de biliyorsunuz biz bu süreci destekledik, farklı da davranabilirdik. Ancak Ankara Prorokolü'nün uygulanmaması ve liman ve havalimanları konusundaki sınırlamaların kalkmaması AB nezdinde kabul edilebilir değil ve sekiz müzakere başlığının askıya alınmasına yol açtı.

Ancak her gün Türkiye'den gelen her türlü haberi günü gününe izlememe rağmen, bu durumun değişebileceğine dair henüz hiç bir işaret görmedim. Bizlerin AB aracılığıyla Türkiye'yi özellikle de orduyu bu tavrını değiştirmenin kendi çıkarına olacağı yolunda ikna etmemiz gerekiyor.

Peki bu yönde atmayı düşündüğünüz başka adımlar var mı?

- Bence ortada zaten bir baskı unsuru var. Bazı çok önemli müzakere başlıkları durmuş halde. Dolayısıyla görev Türk siyasetçilere ve orduya düşüyor. Avrupa Birliği'nin bazı ilkeleri, kuralları var; Türkiye istiyor diye değişemez.

Seçimlere gidilen zamanlarda büyük atılımlar olmaz siyaset geleneğinde, dolayısıyla seçim sonrasını mı beklemeliyiz?

Zaten çok fazla ve kıymetli zamanı kaybettik. Bir yıl geçti. dolayısıyla şimdiden seçimlere dek gidecek süreyi, komisyonları çalışma gruplarını oluşturarak müzakerelere zemin hazırlamak üzere kullanmalıyız.

Cumhurbaşkanı Makarios'un 30. ölüm yıldönümüydü geçtiğimiz günlerde. geriye dönüp baktığımızda, darbeden üzüntü duyuyor musunuz?

- Cumhurbaşkanı Makarios'a yönelik darbeden üzüntü duyuyor muyuz diye mi soruyorsunuz? Elbette. Bu trajedinin başlangıcı oldu. Bunu pek çok kez söyledik. her Temmuz'da biz iki trajik olayı anıyoruz. Birincisi demokratik olarak seçilmiş olan başkan Makarios'u hedef alan darbe; ikincisi de belki de daha da trajik olan; Kıbrıslı Türk ve Rumların hayatını hala gölgeleyen 1974'teki Türkiye'nin askeri müdahalesi ve işgal. Dolayısıyla evet, Cumhurbaşkanı Makarios'a yönelik darbe cuntanın alçakça eylemlerinden birisiydi.

 



Bu haber 207 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,961 µs