En Sıcak Konular

Netekim darbeciler yargılanır!

19 Ocak 2012 09:15 tsi
Netekim darbeciler yargılanır! 12 Eylül 2010’daki referandumda halk demokrasi talebini ortaya koydu. Aksi beklentilere rağmen yargı da halkın talebini doğru okudu.


12 Eylül 2010 referandumu öncesi ‘hayır’ cephesinin argümanlarından biri 12 Eylül darbecilerinin yargılanamayacağıydı. Bizzat darbenin mağduru olmuş kesimler bile cunta yönetiminin yargı önünde hesap vereceği tezini savunan ‘evet’çileri aşırı iyimser buluyordu. Referandumdan ‘evet’ çıkması hâlinde bile yargılamanın gerçekleşmeyeceği müstehzi ifadelerle dile getiriliyordu. Bugün daha iyi anlaşılıyor ki aslında her iki tarafın savunduğu tezler, siyasi tahmin olmanın yanında aynı zamanda bir talepti.

Neticede yüzde 58 oranında evet çıktı ve 12 Eylülcülerin yargılanmasını engelleyen anayasanın geçici 15’inci maddesi hükmünü yitirdi. Artık iş yargıya kalmıştı. Toplumun ezici çoğunluğunun talebi yerine gelecek miydi, yoksa hayırcıların dediği gibi demokrasi beklentisinin boş bir hayalden ibaret olduğu mu anlaşılacaktı?

Yargı, tercihini demokrasiden yana kullandı. Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin darbe mağdurlarının şikâyetlerini dikkate alarak bir iddianame hazırladı. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi de geçen hafta iddianameyi kabul etti. Aslında yargı cephesinde bu konuda daha önce bir adım atılmıştı. Sacit Kayasu, 2000 yılında Adana Savcısı iken darbenin lideri Kenan Evren hakkında iddianame hazırlamıştı. Ne var ki dönemin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bir vesayet kurumu gibi hareket etmiş ve Kayasu’yu görevden atmıştı. Ancak Kayasu’nun hazırladığı iddianame zaman aşımı tezlerini çürütmek için dosyadaki deliller arasına kondu. Avukatlık hakkı bile elinden alınan Kayasu, şimdi iade-i itibar bekliyor.

80 sayfalık 12 Eylül İddianamesi’nde 1 numaralı sanık, dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Ali Tahsin Şahinkaya (87). 2 numaralı sanık, Genelkurmay Başkanı Ahmet Kenan Evren (94). Darbeyi yapan kadrodan Nejat Tümer, Sedat Celasun ve Nurettin Ersin hayatını kaybettiği için haklarında takipsizlik kararı verildi. Evren ve Şahinkaya için darbe yaparak zorla anayasal düzeni değiştirmekten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor. Fakat Evren ve Şahinkaya haklarında ceza kararı çıksa bile yaş haddinden dolayı ev hapsine tabi tutulacaklar. Rütbeleri orgenerallikten erliğe düşürülecek, görevleri boyunca aldıkları madalyalarla kılıçları da geri alınacak.

İddianameye göre, darbe fikri Temmuz 1979’da ordunun üst kademelerince konuşulmaya başlandı. Bu tarihlerde Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, kuvvet komutanlarıyla konuyu görüşerek 2. Başkan Orgeneral Haydar Saltık’tan çalışma grubu kurmasını istedi. Saltık 4 Haziran 1980’de Evren’e ‘Bayrak Harekâtı’ isimli planı sundu. 1 Temmuz 1980’de komuta kademesince yapılan toplantıda darbe günü 11 veya 12 Temmuz olarak belirlendi; ancak darbe bu tarihte gerçekleştirilemedi. İkinci kez yapılan toplantıda 12 Eylül tarihi seçildi. 5 Eylül 1980’de Genelkurmay Başkanlığı’ndan çıkan kuryeler, harekâtın ‘12 Eylül-saat 04.00’te yapılacağını belirten emri ülkenin dört bir tarafına dağıttı.

İddianamede, 12 Eylül öncesinin 10 önemli terör olayına yer veriliyor. 1 Mayıs 1977’deki Taksim olayları, 16 Mart katliamı, bazı kişilere gönderilen bombalı paketler, Sivas, Kahramanmaraş ve Çorum olayları, Fatsa operasyonu, gazeteci Abdi İpekçi suikastı ve Millî Selamet Partisi’nin Konya mitingi gibi olayların, ülkeyi kaosa sürükleyerek darbeye zemin hazırlamak isteyen güçlerce çıkarıldığı anlatılıyor.

Bu noktada cuntacıların, müdahale için ‘şartların oluşmasını beklediği’ kaydediliyor: “Ülkede kaos ve kargaşa oluşturarak darbeye zemin hazırlamak isteyen güçler, ekonomik ve sosyal istikrarsızlığı fırsat olarak değerlendirerek tertipledikleri terör olaylarıyla ülkeyi adım adım darbeye sürüklemişlerdir. Terör olaylarında, halkı kışkırtmak ve karşı karşıya getirmek için çoğunlukla aynı argümanların kullanılması, olaylarda herkesin gördüğü asıl faillerin bir türlü yakalanamaması, olayların, ülke yönetiminin askerî otoritenin eline geçmesini isteyen güçlerce çıkarıldığı, şüphelilerin denetiminde bulunan askerî yönetiminse, darbe şartlarının oluşmasını bekledikleri sonucuna varılmaktadır.’’ Dönemin 2. Ordu Komutanı Bedrettin Demirel’in “Arkadaşlarımın çoğu ‘Tam olgunlaşsın, millet tarafından tasvip edilsin.’ dediler. Bana kalsaydı bir yıl önceden yapardım. Çok kan aktı.” şeklindeki sözleri de kaos planının itirafı olarak iddianameye girdi. Aksiyon’un 770. sayıda ilk kez kamuoyuna duyurduğu ve Genelkurmay’ın hazırladığı bir rapor yine bu konudaki deliller arasında gösterildi. 1982’de hazırlanan “Türkiye’deki Anarşi ve Terörün Durumu” başlıklı rapor darbenin adım adım nasıl olgunlaştırıldığını ortaya koyuyordu.

Yukarıda bahsi geçen ‘Bayrak Harekât Planı’ da iddianamenin delilleri arasında. 21 sayfalık planın darbeye zemin oluşturmak için hazırlandığı ifade ediliyor. O plan, emekli Orgeneral Çetin Doğan liderliğinde hazırlandığı ileri sürülen Balyoz Darbe Planı davasında da gündeme gelmişti. Hâlen Silivri’de yargılanan Doğan’ın kaos oluşturmak için kanlı eylemlerin tarif edildiği Bayrak Planı’nı örnek aldığı söyleniyor. Resmî Gazete’de yayımlanan 12 Eylül darbesiyle ilgili bildirilerle Millî Güvenlik Konseyi kararları da deliller içinde bulunuyor.

İddianame’nin dikkat çeken yanlarından biri, giriş kısmında yapılan demokrasi vurgusu. İlgili bölümde, 1961 ve 1982 anayasalarıyla egemenliğin milletten alındığı, seçimle gelmeyen kurumlarla paylaştırıldığı vurgulanıyor. Askerî bürokrasi ve onlarla koalisyon yapan elitlerin yakın tarihte sivil otorite karşısında konumunu güçlendirdiği kaydediliyor. Bu kesimin halkın doğru karar veremeyeceğini düşündüğü belirtilirken, “Doğru kararı onlar adına ancak kendilerinin verebilecekleri iddiasıyla, halkı yönetime ortak etmeme düşüncesini kararlılıkla devam ettirmişlerdir. Bu şekilde ‘halka rağmen halk için demokrasi’ düşüncesi egemen kılınmıştır.” deniyor. Eksikliklerine rağmen demokrasinin en iyi yönetim şekli olduğu belirtilirken şu değerlendirme yapılıyor: “Demokrasi tarihimize bakıldığında, devletin kutsal ve dokunulmaz kabul edildiği tarihî geleneğimiz içerisinde devlet toplumdan soyutlanarak âdeta sanal varlık olarak görülüp güvenlik, kamu düzeni gibi gerekçeler ileri sürülüp özgürlüklerin ve hakların heba edildiği anlayışlar dayatılmaya devam edilegelmiştir. Güvenlik ve kamu düzeni, devletin bekası tabiî ki önemli ve vazgeçilmez hususlardır. Yanlış olan, bunlar yönünden bir tehlike yokken sanal bir tehlike paranoyası içerisinde özgürlükleri ortadan kaldırmaktır. Âdeta bireylerin özgürlükleri, en temel ve vazgeçilmez hakları sanal ve dokunulmaz bir devlet anlayışına feda edilmiştir.”
12 Eylül sonrası ne oldu?

    Meclis kapatıldı
    Meşru hükümet düşürüldü
    Siyasi liderler tutuklandı
    Tüm seçilmişler yerlerini askerlere bıraktı.
    650 bin kişi gözaltına alındı
    1 milyon 683 bin kişi fişlendi
    14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı
    50 kişi idam edildi
    Askerî yönetim boyunca 419 kişi şüpheli şekilde öldü
    14 bin 509 memurun işine bir emirle son verildi (Aralarında 3 bin 854 öğretmen, 120 üniversite öğretim görevlisi ve 47 yargıç var)
    350 bin kişinin pasaportları alındı
    Seyahat özgürlükleri yok edildi
    Siyasi partiler ve sendikaların yanı sıra 23 bin dernek kapatıldı.

31 farklı işkence

İddianamede darbe sonrasında Diyarbakır ve Mamak cezaevleri ile İstanbul Gayrettepe’de yapılan sistematik işkencelere dikkat çekiliyor. 31 farklı türde yapıldığı vurgulanan işkencelerden bazıları şöyle:

    Falaka
    Köpek saldırtma
    Zincir, germe
    Ayaktan asma/tepe, kule
    Ranza altı
    Kantar
    Kervan
    Sehpa
    Cop sokma
    Çek-çek
    Lağım suyuna sokma
    Kitap okutma
    Marş söyletme
    Sigara içirme
    Banyo, sayım düzeni
    Gece nöbeti
    Lokomotif
    Pislik yedirme
    İşeme
    Tecavüz
    Hastane
    Verem
    Ayakta bekletme
    Konuşma yasağı
    Gece baskını
    Avukat-ziyaret dayağı
    Mahkeme dayağı

aksiyon
 



Bu haber 598 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,443 µs