PKK kimin gıdası? | " /> iyibilgi zoom " /> PKK kimin gıdası? | "/> iyibilgi zoom "/>

En Sıcak Konular

PKK kimin gıdası?

10 Eylül 2010 15:49 tsi
PKK kimin gıdası? AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik ağır konuştu! iyibilgi zoom

Pazar günü oyalanacak olan anayasa değişikliği paketinin çok önemli olduğunu vurgulayan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik MHP'yi kızdıracak: "BDP'nin de MHP'nin de siyasi sermayesi, gıdası, PKK'dır."

Burcu Bulut'un röportajı

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Adana Milletvekili Ömer Çelik, referandum süreci, muhalefetin tavrı ve 'Evet' çıkması durumunda neler olacağına ilişkin sorularımızı yanıtladı...

- Büyük güne çok az kaldı. Referandumdan 'evet' çıkarsa, Türkiye'de tam olarak neler değişecek?
Türkiye'de şimdiye kadar çok anayasa değişikliği yapıldı. Fakat bu anayasa değişikliğinin öncekilerden farkı şu: Demokrasi üstündeki vesayetin tam kalbine dokunuyor. Aynı zamanda bu anayasa değişikliğiyle ilgili niye bu kadar çok tartışma çıktığını da gösteriyor. İlk defa vesayet sistemine doğrudan dokunan, vatandaş ile ilgili temel hak ve hürriyetlerle ilgili çok tartışılan bazı konuları doğrudan teminat altına alan ve en önemlisi de darbeleri bizim bütün siyasi tarihimiz içinde doğrudan mahkum eden en önemli anayasa değişikliğidir.

- Peki neden daha önceki referandumlarda, anayasa değişikliklerinde ve hatta seçimlerde bu kadar tartışma olmadı?
Demokrasinin sağlığı açısından tartışma olması iyi bir şeydir. Bundan çekinmemek lazım. Açık toplum düzeni bunu gerektirir. Fakat tartışmanın bu kadar şiddetlenmesinde CHP'nin geleneksel adetinin etkisi büyük, CHP siyaset yapmaz, CHP statüko adına aracılık yapar, taşeron kurumdur. CHP'nin gıdası vesayetin siyasete tercümesini yapmaktır. Siyaset yapmadığı için sistemin halk adına iyileştirilmesine dönük politikalarla ilgili olarak CHP'den bir cümle duyamazsınız. Bu sebeple sistemle ilgili her tartışmayı rejim tartışmasına dönüştürür. Halbuki rejim başka şeydir, sistem başka şeydir. Rejim dediğimiz şey bizim anayasamızın değiştirilemez ilkeleri Cumhuriyetin kurucu dinamikleridir. Ama sistem, sağlıktan ekonomiye eğitimden yargının  işleyişine kadar bir sürü unsuru kapsar. Bazen tarım politikaları ile ilgili bir şey konuşursunuz CHP bunu bile rejim krizine dönüştürmekte ustadır.

- Nasıl mesela?
En çarpıcı örnekler laiklik konusundadır. CHP gerçek laikliği savunmuyor, kullanıyor. Laiklik CHP için her konuyu krize sokacak bir enstrüman. O yüzden gerçekte bir özgürlük ilkesi olan laikliği, baskı aracı haline getirirler hep. Keşke gerçek bir laiklik savunucusu olsalar, o zaman  özgürlükçü bir parti olurlardı. CHP'nin rejimi koruma tavrı öyle anti demokratik yöntemlere sahip ki her zaman ters etki yapmaktadır vatandaşlar üzerinde.

- Yani bu anayasa değişikliği rejim üzerinden yürütülen siyaset anlayışını ortadan kaldırıyor...
Vesayete son vermek güçlü bir adım olduğu için, CHP'nin rejimi istismarcılığı zor müşteri bulur, dolayısıyla bu anayasa değişikliğiyle ilk önce herhangi bir politik tartışmayı doğrudan rejim tartışması haline getiren ve siyaseti sakatlayan bu çağdışı anlayış tasfiye edilecek. Rejimin istismar edilmesi ve bu yolla demokrasinin ve rejimin sakatlanması kolay olmayacak. Demokratik sistem üzerindeki vesayet iki yolla gerçekleşiyor. Birincisi askeri darbeler yoluyla gerçekleşen doğrudan vesayet, ikincisi askerler kurumsal olarak darbe dönemlerinden sonra geri çekilseler de bu vesayeti devam ettirmek için başta yargı olmak üzere bazı mekanizmalar vasıtasıyla bunu sürdürdükleri dolaylı vesayet. Burada yüksek yargı organlarını çağdaş dünyadaki benzerleri ile aynı seviyeye getirerek, kurumsal çoğulculuğu çağdaş dünyadaki gibi gerçekleştirerek yargının demokratik sistem üzerinde bir vesayet kurumu gibi çalışması önlenmiş olacak. Bu yargıyı koruyan bir şeydir. Gerçek kuvvetler ayrılığının tesisi yolunda önemli bir adımdır. Yargıyı gerçek kuvvetler ayrılığı temelinde konumlandıran bir şeydir. Vatandaşların askeri mahkemelerin önünde yargılanmasının önüne geçilecek. Askeri vesayet ve bununla bağlantılı bir yol haritası izleyen yargı fanatizmine son verilecek. Türk siyasi hayatında ilk defa, askeri darbe, anayasa düzeyinde mahkum edilmiş olacak. Temel hak ve hürriyetler için çok daha ileri adımlar atılmasına kapı aralanmış olacak.

- Şu an yeterli mutabakat ve uzlaşma ortamının sağlandığına inanıyor musunuz? Çünkü bu en çok tartışılan konu. Ve açıkçası bunun sağlanmadığı, bu anayasanın bir 'AK Parti Projesi' olduğu söyleniyor...
Şimdi bu uzlaşma meselesinde gözden kaçan bir şey var. Temel kavramımız, tam demokrasidir. 'Hibrit demokrasi' olmaz. Yani demokrasiye, hukukun üstünlüğüne inanmış taraflar arasında, demokrasiyi ilerletmek adına bir değişiklik yapılırken, bu değişikliğin nasıl yapılacağına, ne yönde yapılırsa daha kuvvetli olacağın dönük olarak gerçekleştirilir tartışmalar. Demokrasiyi savunanlarla otoriter rejimi savunanlar arasında uzlaşma olmaz. Adaletle zulüm arasında uzlaşma aramak zulmü güçlendirir. Birisi size HSYK ve Anayasa Mahkemesi'ni bir kenara bırakın ve diğerlerini gelin beraber geçirelim dediğinde niye uzlaşma olmaz biliyor musunuz? Çünkü HSYK ve Anayasa Mahkemesi ile ilgili yaklaşım esasında vesayetin kaldırılması açısından olmazsa olmaz bir yaklaşım. Çünkü mevcut yapı gerici bir yapı. Biz bu gericiliğin savunucusu olmayız.

- Ne istiyorlar tam olarak?
İstedikleri şey sistemin şekil olarak demokrasiye benzemesi ama esasları bakımından otoriter olması. Halbuki demokrasi usuller rejimi olduğu gibi esaslar rejimidir de aynı zamanda. Bunlar usullerin şeklen demokrasiye benzemesini istiyorlar, ama içerik olarak esaslar bakımından bunun birtakım otoriter unsurlardan ayıklanmasına karşı çıkıyorlar. İşte o zaman da çağdaş bir kavram olan demokratik cumhuriyet kavramının terazisine başvurmalıyız. Yöntem bakımından demokrasiye benzeyen ama esaslar bakımından demokrat olmayan rejimler var. Teokratik, bürokratik, otoriter Cumhuriyetler var. CHP'nin kafasındaki sistem şekil unsurları bakımından demokrasiye benzeyen, ama esasları bakımından yarı otoriter bir sistem.

- Peki ya MHP?
MHP'ninkini hiç tartışmaya gerek yok. Çünkü onun yöntemleri de savunduğu içerik de zaten totaliter bir anlayışa sahip.

 Peki siz AK Parti olarak neredesiniz, nasıl bir yaklaşım içindesiniz?
Bizim dediğimiz de şu. Biz diyoruz ki demokrasi tenzilat kabul etmez. 'İndirimli demokrasi günleri' olmaz. Hatta 11 Eylül olaylarından sonra bütün dünya indirimli demokrasi günlerine girdi. Güvenlik sebebiyle indirimdeyiz diye ilanlar astılar küresel sisteme. Ve yanlış yaptılar. Biz 'kendimize özgü şartlar' bahanesiyle demokraside indirimi kabul etmiyoruz. Bütün dünyada demokrasiye tenzilat yapılırken Türkiye demokrasisini daha da güçlendirdi. Demokrasiye zam yaptı. Demokrasi ülkenin gelişmesi için riskleri üstlenme rejimidir. Bu risklerden doğan bir sıkıntı varsa, hiçbir eksiltmeye gitmeden tam demokrasi pozisyonunda durmak gerekir. Tam demokrasiden taviz verdiğiniz bir durumda şartların değişmesine bağlı olarak bütün kazanımlarınızı kaybedebilirsiniz.

Soft darbenin mucidi TÜSİAD'dır

- Referandumda TÜSİAD'ın hayır diyeceğini açıklanması bayağı bir tartışma konusu oldu. AK Parti olarak  TÜSİAD'la ilgili tavır değişikliğine gideceğiniz doğru mu?
TÜSİAD son yıllarda Türkiye'de demokrasinin gelişmesi konusunda çok önemli raporlar hazırlayan bir kurum olarak belirdi. Ama bu son olayda geçmişi hortladı. Modern darbeyi askerler yapıyorsa soft darbenin mucidi TÜSİAD'dır. Bundan kastım Ecevit hükümetini düşürmek konusundaki seferberlik sicilidir. TÜSİAD bu son olayda hibrit bir tutum takındı,  demokrasi hakkında çok da stratejik düşünen bir kurum olarak karşımıza gelmiyor. Ama güçlü bir lobi odağı olarak dikkate alınıyor.

O telkinleri Diyarbakır'da elinin tersiyle kenara itti

- Diyarbakır mitingiyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Beklentilerinizi karşıladı mı?
Çok önemli bir miting oldu. Bir yandan MHP, Sayın Başbakan'ın ne söylemesi gerektiği konusunda deklarasyonda bulunuyordu. Öbür taraftan BDP ne söylemesi  gerektiği konusunda konuşma metni yazıyordu. Yani bir tahterevalli kurmuşlardı. Ve beklentiyi de şöyle yaratmaya çalışıyorlardı. Bakalım Sayın Başbakan BDP'nin söylediklerine mi yakın duracak, MHP'nin söylemlerine mi yakın duracak. İkisi de off-side'a düştü tabii. Zaten AK Parti'yi, AK Parti yapan şey tahterevallinin dışında durmasıdır. Yani AK Parti Türkiye'de radikal sağ parti diyeceğimiz MHP ile radikal sol milliyetçilik diyeceğimiz BDP'nin kurduğu tahterevallinin üstünde bir yerde durduğu için Türkiye'nin bütününü kapsayarak, kuşatıyor. Yani BDP demokrasi retoriğini çok tüketen ama içerik bakımından MHP'nin demokrasiye yaklaşımıyla sürekli kendisini eşitleyen bir parti. MHP de aynısını yapıyor. Zaten bu benzerliği gören gerçek ülkücüler referandumda evet diyecekler. Zaman zaman alınan tavırlar sol ve sağ milliyetçilik yapısını aşıyor, etnisiteler üzerinden toplumda çatışma yaratmaya çalışan bir tür harekete dönüşüyor. Bu ikisini dengelemeye çalışmak bir siyasi yetersizliktir. Bu ikisini dengelemeye çalışarak siyaset yapmak isteyen kişi Kemal Kılıçdaroğlu'dur.  O yüzden söyledikleri sürekli olarak buhar oluyor. Sayın Başbakan Diyarbakır'da şunu ortaya koymuştur. AK Parti aşırı sağ ve aşırı sol milliyetçiliğin birbirinden beslenen tuzağına düşmeyen bir merkez partisidir. Başbakanımız radikal sol ve sağ milliyetçilikten gelen telkinleri elinin tersiyle kenara itmiştir. Ara mekanizmaları kaldırarak doğrudan vatandaşa hitap etmiştir. Türkiye vizyonumuz Diyarbakır'da bir kere daha berraklaşmıştır.

PKK, BDP'nin proteini MHP'nin karbonhidratı

- Osman Baydemir'in referandumda sandıkların başına 4 kişi koyacağını söylemesini Başbakan tehdit olarak algılamıştı. Tehdit var mı gerçekten?
Sandıkların başına 4 kişi koysunlar 40 kişi koysunlar önemli değil ama bunu demokrasiye ambargo koymak için yapıyorlar. Demokratik haklarını kullanan vatandaşları fişlemek için gayret ediyorlar. Baydemir'in yönteminin 10 yıl önceki Jitem'den ne farkı var. Bir siyasi partinin boykot kararı almasının nedeni, sandığa gidecek vatandaşa güvenmemesinden kaynaklanıyordur. Vatandaşın iradesine ipotek koyuyordur. Toplumsal sorunların demokrasi yoluyla çözülmesini istemiyordur. Çünkü demokrasi yoluyla çözüldüğü zaman kendi zeminini kaybedeceğinden korkuyordur. BDP kendi zemininin demokrasiden yana olduğunu söylese de demokratik yöntemler üzerinden terör örgütünü koruma ve kollama misyonu üretmektedir. Vatandaşın sandığa gitmesinin engellenmesinin demokrasi ile ilgisi olamaz.

- 12 Eylül'den daha önemli olan 21 Eylül deniliyor. Biliyorsunuz PKK'nın eylemsizlik kararı 20'sinde bitiyor. Ve AK Parti olarak sizin gerekli ilgi ve alakayı göstermediğiniz iddia ediliyor. Bu konuda ne diyeceksiniz?
BDP Genel Başkanı'nın 20 Eylül 12 Eylül'de daha önemlidir diye bir ifadesi var. Bir anayasa paketinin oylanacağı günün terör örgütünün ateşkes kararının biteceği günden daha az önemli görülmesi kabul edilebilir değildir. Öte yandan ateşkes kararının MHP tarafından ısrarla ve yalan bir biçimde bir iftira kampanyası içinde hükümetin PKK'yla görüşüp terörist başıyla işbirliği yaptığı iddiasıyla gündeme getirilmesi bize şunu gösteriyor. BDP'nin de MHP'nin de siyasi sermayesi, gıdası, PKK'dır. PKK olmazsa MHP karbonhidratsız kalır, BDP proteinsiz kalır. Kendilerini ayakta tutabilmek için bunu yapmaktadırlar.

- Peki tam olarak sorun nerede sizce?
Türkiye'deki sorunların demokrasideki eksiklikten kaynaklandığı doğru ama bunu gidermek için terörü bir koz olarak kullanmak yanlıştır.. Bizim Kürt, Türk, Alevi vatandaşlarımız başörtülü kardeşlerimiz hepsinin sorunu devletin eksik demokrasi uygulamalarından kaynaklanıyor. Biz de AK Parti olarak bunu gidermenin yolu daha çok demokrasidir diyoruz. Türkiye'nin eksikliği, Türkiye'de demokratik özerklik olmaması değildir. Bugün terör örgütü ilk defa alenen imamları öldürmeye başladı. Bu ideolojik zemin kaybının göstergesidir.

Akşam



Bu haber 768 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,655 µs