En Sıcak Konular

Kerkük-Diyarbakır hattı ve psikolojik operasyon!

0 0 0000 00:00 tsi


BM Güvenlik Konseyi'nin İran'a verdiği 60 günlük sürenin dolmasıyla ABD-İran krizinin geleceğine ilişkin tartışmalar yeniden tırmandı. Bir yanda George Bush ve neocon ekibi, diğer yanda İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad ve taraftarları, sert açıklamalarla gerginliği tırmandırmaktan, krize çatışmaya dönüştürecek süreci beslemekten geri durmuyor. Krizin Irak'ta, Kuzey Irak'ta, Lübnan'da, Sünni ülkelerde nasıl yankılandığını, İran-Suudi kampı arasında nasıl bir kamplaşmaya neden olduğunu, İran'ın aralıksız savaş oyunlarını, ABD askeri yığınağını tekrarlamaya gerek yok.

Tam da bu sırada, İsrail'in işgal altında tuttuğu Suriye'ye ait Golan bölgesinde kapsamlı bir tatbikat yaptığını, her an saldırı tehdidi altında bulunan Suriye'nin ordusunu bu bölgede tahkim etmeye çalıştığını, ABD-İran krizine paralel biçimde bir İsrail-Suriye krizinin de tırmanmakta olduğunu hatırlatmakta yarar var.

İsrail ordusunun 34 günlük Güney Lübnan saldırısı, Hizbullah'ın direnciyle başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Ardından çatışmaları önlemek için bölgeye uluslararası güç nakledilmiş, Lübnan denizden ve karadan kontrol altına alınmış, Hizbullah'a silah sevkıyatı önlenmeye çalışılmıştı. Ancak o zamandan beri hem Hizbullah askeri gücünü daha da artırdı hem de Suriye, İran ve Rusya'nın desteğiyle ordusunda çok ciddi bir modernizasyona girişti. Özellikle hava savunma sitemleri alanında hazırlıklar yaptı. Bütün bunlar, hem İran hem de Suriye, açıktan ABD-İsrail tarafından saldırıyla tehdit edildiği dönemde gerçekleşti.

Bu gelişmeleri sıraladıktan sonra ABD'nin İran'a karşı psikolojik operasyon yürüttüğü, aslında saldırı niyetinde olmadığı şeklinde bir kanaat edinilebilir mi? Askeri ve diplomatik kriz yönetimine paralel biçimde psikolojik operasyon yürütüldüğü bir gerçek. Zaten bu işler böyle yapılır. Ancak, gelişmelerin sadece psikolojik operasyon çerçevesinde ele alınırsa her şeyin sanal olduğu, süreci analiz eden herkesin bir şekilde bu operasyona hizmet ettiği gibi son derece yanıltıcı bir sonuca ulaşılır. Oysa bunların hepsi gerçek. ABD-İran arasında yaşananlar bir oyun değil, gizli bir ittifak da söz konusu değil. Irak içindeki kriz de, İran-S. Arabistan kamplaşması da, Lübnan'daki iç kriz de, Suriye-İsrail arasındaki karşılıklı askeri gösteri de ABD ile İran arasında yükselen tansiyondan besleniyor. Öyle düşünseydik, İsrail-Hizbullah savaşı olmaması gerekirdi. Öyle düşünseydik, ABD PJAK'ı İran'a saldırtmazdı.

Elbette ABD ve İsrail'in, Irak örneğinde olduğu gibi, İran'a saldırma ihtimaline inanmak zor. İranlılar, ülkelerinin işgal edilemez olduğuna inanırken, bölge ile ilgili yorumcular böyle bir saldırının ABD'yi Ortadoğu'da bitirecek sonuçları doğurabileceğini söylüyor. Ancak dikkat edilmesi gereken iki nokta var: Biri İran'ın nükleer ve askeri tesislerini uzaktan bombalamak. Böyle bir saldırının yol açabileceği dalgayı ABD'nin kontrol etmesi hemen hemen imkansız. Ancak ABD'de böyle bir sağduyunun olmadığını Irak örneğinde gördük.

İkincisi ise, ABD-İran krizinin yol açtığı bölgesel kamplaşma ve buna bağlı yerel sorunlar. Şii-Sünni kamplaşması örgütler düzeyinden devletler düzeyine, Irak özelinden bölge geneline yayılma işaretleri gösteriyor. Silahlı örgütler de bu kamplaşmaya paralel biçimde saflaşıyor, etnik sorunlar farklılaşıyor.

Böyle bir sonuçtan en fazla etkilenecek ülkelerden biri Türkiye. Bölgesel kamplaşma tuzağına düşmemek için direnen Türkiye'nin Kürt sorununda bu kamplaşmanın etkisi altında kalacağı ortada. PKK-PJAK konusunda Türkiye-İran ortak bir yaklaşım içinde. Farklılaşma ABD ile yaşanıyor. Buna rağmen, ABD-İran krizi tırmandıkça Türkiye'nin PKK ve Kürt sorununa, Kuzey Irak' a bakışı da farklılaşacak. ABD-Sünni ülkelerin ortak hareket etmesi halinde Türkiye daha keskin kararlar almak zorunda kalabilir. İran'a açıktan cephe almasa da, Kuzey Irak'a bakışında ciddi değişimler yaşanabilir ve şahin tutumunu terk edebilir. Türkiye ile Kürtler yakınlaşmaya, Türkiye ile İran arasında soğuk rüzgarlar esmeye başlayabilir. Şimdilik ABD'nin öncelikli hedefi Türkiye-İran arasındaki güvenlik dayanışmasını kırmaktır.

Kısaca, bölgesel kaplaşmanın Türkiye'ye dayatacağı can alıcı karar şu: Ya, DTP Diyarbakır İl Başkanı İbrahim Aydoğdu'nun “Kerkük'e yapılan saldırıları Diyarbakır'a yapılmış sayarız” tehdidi gerçekleşecek ya da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, “İnsanlar düşmanlarıyla bile konuşuyor” diyerek Barzani ve Talabani ile görüşebileceğini belirten anlayışı etkin olacak. Yani Türkiye, İran ile Kürtler arasında tercih yapmak zorunda bırakılabilir.


yenişafak



Bu haber 45 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,529 µs