En Sıcak Konular

Fukuyama 180 derece: Neo-con'lar hâlâ akıllanmadı

0 0 0000 00:00 tsi
Fukuyama 180 derece: Neo-con'lar hâlâ akıllanmadı Soğuk Savaş'ın bitişiyle "Tarihin Sonu" tezini ileri süren ve tartışma yaratan Amerikalı akademisyen Francis Fukuyama, yayınladığı yazı ile şaşırttı. Daha önce kapitalizmden daha iyi bir yönetim olmadığı için artık tarihin sonunun geldiğini ileri süren

Neo-con'lar hâlâ akıllanmadı
 
Washington'ın Tahran'a karşı caydırıcılığının Irak işgaliyle azaldığını görmezden gelen bazı yeni muhafazakârlar, İran'a saldırılması gerektiğinde ısrar ediyor. Oysa hem tehlikeyi abartıyor, hem de ABD'nin bu harekâtın sonuçlarını kontrol edebilecek güce sahip olmadığını unutuyorlar

Bugün ABD'nin askeri harcamaları, neredeyse dünyanın geri kalanının toplam askeri harcamasına eşit. Bu yüzden de neredeyse dört yıllık çabanın, binlerce can kaybının ve yarım trilyon dolarlık masrafın ardından, ABD'nin
24 milyonluk küçük bir ülkeyi neden zaptedemediğini, başarılı bir demokrasiden başka her şeye benzeyen bir yer haline getirdiğini sormak gerekiyor.
Cevaplardan biri şu: 21. asrın ilk 10 yılında küresel politikanın tabiatı önemli açılardan değişti. Bugünün dünyası, en azından Kuzey Afrika'dan Ortadoğu'ya ve Orta Asya'ya uzanan istikrarsızlık kuşağı, birçok zayıf ve başarısız devletin yanı sıra, küreselleşmeyi üreten teknolojik yetenekleri sayesinde sınırlar ötesinde hareket etmeye muktedir küresel aktörlerle karakterize oluyor. Afganistan, Pakistan, Irak, Lübnan, Somali, Filistin gibi devletler toprakları üzerinde tam kontrol sağlayamıyor, Kaide gibi terörist gruplara, Hizbullah gibi siyasi parti-milis gücü bileşimleriyle, sayısız etnik ve mezhepsel fraksiyona güç ve nüfuz teslim ediyor.

İstenenin tam tersi oldu

Amerikan askeri doktrini, düşmanı yenmek için ezici askeri gücün ani ve kararlı kullanılmasına vurgu yapıyor. Fakat asilerin ve milislerin sivil nüfus içinde görünmez olduğu bir dünyada ezici güç neredeyse daima ters etkiler doğuruyor: Tam da savaşçı unsurlarla bağını koparmak ve onların serbestçe hareket etmesini engellemek durumunda olan insanları yabancılaştırıyor. Oysa uluslar ötesi milisleri ve teröristleri alt etmek için gereken isyan karşıtı harekât, siyasi hedefleri askeri hedeflerin önüne koyar ve şok ve dehşet yerine, zihinlerle kalpleri kazanmaya ağırlık verir.

Son beş yıldan çıkarılması gereken ikinci ders şu: Önleyici savaş, ABD'nin uzun dönemli silahların azaltılması stratejisinin temeli olamaz. Bush doktrini Irak'a karşı önleyici savaşı, nükleer eşiğe ulaşma ihtimali karşısında makul bir bedel olarak gördü. Ama bu savaşın bizzat ABD'ye bedeli o kadar ağırdı ki, tam tersi bir sonuç ortaya çıktı: Amerika'nın caydırıcılığı ve bir ülkenin nükleer eşiği geçmeyi başarması halinde önleyici savaşa kalkışabilme ihtimali azaldı.
Irak savaşından öğrenilmesi gereken son ders de şu: Mevcut ABD yönetimi günlük politikalar konusunda büyük bir yetersizlik içinde olduğunu gösterdi. Bush yönetiminin performansına dair çarpıcı şeylerden biri, kendisi için ortaya koyduğu hedeflere ulaşmakta ne kadar aciz kaldığı. Yönetim Irak'ta odaklanma bozukluğu olan bir hasta gibi hareket etti. ABD, 30 Haziran 2004'teki egemenlik devri veya 30 Ocak 2005'teki seçimler gibi kilit olayları etkin biçimde örgütlemeyi başardı. Fakat Irak güçlerini eğitemedi, büyükelçi atayamadı, yeniden inşa faaliyetlerini yürütemedi ve hepsinden önemlisi bütün bu başarısızlığın sorumlularından hesap soramadı.

Bu operasyonel yetersizlik teoride zamanla halledilebilir, fakat ABD'nin büyük stratejisinin kısa dönemli sonuçları açısından önemli. Yeni-muhafazakâr teorisyenler Amerika'nın dünya üzerinde müşfik bir hegemonya uyguladığını, muazzam gücünü terörizm, silahlanma, haydut devletler ve insan hakları ihlalleri gibi sorunları çözmek yönünde bilgece ve kararlılıkla kullandığını iddia ediyor. Fakat dostlar ve müttefikler ABD'nin iyi niyetine güvenme eğiliminde olsa bile, politikanın uygulanması noktasında kenara itilmekten ve bu öfkeli boğanın kırdığı cevizlerin sayısından rahatsızlık duymamaları çok zor.

Irak'tan ders çıkarmak konusundaki başarısızlık, İran'ın artan bölgesel gücüyle ve nükleer programıyla nasıl başa çıkılabileceğine yönelik yeni-muhafazakâr tartışmada alenen açığa çıktı. İran bugün hem ABD hem de ABD'nin Ortadoğu'daki dostları için büyük bir tehdit. İran'ın Kaide'den farkı bir devlet olması, Irak'tan farkıysa derin tarihsel kökleri; enerji fiyatlarındaki artış sayesinde de kaynakları çok değerli. Bilhassa 2005'te Ahmedinecad'ın cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra giderek hoşgörüsüz ve saldırgan bir doğrultuya giren radikal İslamcı bir rejim tarafından yönetiliyor.

ABD Irak'ı işgal ederek istemeden İran'ın bölgede yükselişine yol açtı; zira bir dengeleyici güç olan Baas rejimini yıktı ve Tahran'a yakın duran Şii partilerini güçlendirdi. Nükleer programınının sivil amaçlı olduğunu savunsa da İran'ın nükleer silah istediği açık; dünyanın en büyük petrol kaynaklarından biri üzerinde oturan bir ülke için nükleer enerjinin pek de önemi yok, ama nükleer silah üretmenin var. İranlıların, bir atom bombasına sahip olmayı olmamaktan daha güvenli bulmaları varmak gayet mantıklı.

İran'ın nükleer programının müzakerelerle sona erdirilmesinin önündeki engelleri saymak kolay, fakat alternatif bir strateji üretmek zor. Güç kullanımı hiç de iç açıcı görünmüyor. ABD'nin bir ülkeyi daha, bilhassa da Irak'ın üç katı büyüklüğündeki bir ülkeyi işgal edecek durumda olduğunu söylemek güç. Bir saldırı havadan yapılmak zorunda ve rejim değişikliğiyle de sonuçlanmaz, ki nükleer silah programını uzun vadeli engellemenin yegâne yolu bu. ABD istihbaratının İran tesislerine dair, Irak'takilerden daha fazlasını bildiğini söyleyebilmek de mümkün görünmüyor. Bir hava saldırısı muhtemelen rejimi değiştirmek yerine, rejime desteği artıracak ve dünyanın dört bir köşesinde ABD ve dostlarına yönelik terörizmi ve saldırıları fişekleyecektir. ABD böyle bir savaşta, Irak harekâtındakinden daha da fazla tecrit edilecek ve yanında olsa olsa İsrail'i bulabilecektir.

Nükleer güç elde etme hakkı var

Ne bu göstergeler ne de Irak'taki felaket bazı yeni-muhafazakârları İran'a karşı askeri harekâtı savunmaktan alıkoyuyor. Bazıları Irak işgalini sofuca savunmanın ABD'nin itibarını yok ettiğini ve İran'a karşı etkili önlemler alma yeteneğini iyice azalttığını görmezden geliyor.

Bütün bu söylediklerinde haklılar diyelim. Diyelim ki Ahmedinecad yeni bir Hitler; diyelim ki mevcut müzakereler bizim Mühih anlaşmalarımız; diyelim ki İran caydırılamaz dinci fanatiklerin pençesinde ve diyelim ki Batı 'medeniyeti' tehlikede. Bence daha az panik olmak için nedenler var. İran neticede savunma imkânlarına sahip bir devlet, nükleer silah sahibi başka ülkeleri caydırabilmek zorunda; küresel değil, bölgesel bir güç; geçmişte aşırı ideolojik hedefler belirledi, fakat önemli ulusal çıkarları tehlikede olduğunda nadiren bu yönde harekete geçti ve siyasi karar mercileri tümüyle en radikal güçlerin elinde değil.
Bununla birlikte İran'a dair yeni-muhafazakâr çizgide asıl dikkat çekici bulduğum, 2002'de Irak'a dair öne sürülen temel yargı ve yaklaşımların,
son beş yılın vahim olaylarına ve bizzat yeni-muhafazakârların savunduğu politikaların açıkça iflas etmesine rağmen, ne kadar az değişmiş olduğu. Belki de değişen şey, Amerikan kamuoyunun artık onlara kulak vermek istememesi.

Radikal



Bu haber 84 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,722 µs