En Sıcak Konular

Ahmet Kekeç


Ahmet Kekeç
0 0 0000

Bir kez daha: Tehlikenin farkında mısınız?



Hadi biraz da kendime pay çıkarayım. Komşu gazeteden Bünyamin Yılmaz kardeşim, ortalık güllük gülistanlıkken ve henüz ortada siyasî kriz filan yokken, "Türkiye'nin geçirdiği süreçleri, yakın tarihe bakarak değerlendirmenizi istesem. Yarından önceyi nasıl görüyorsunuz?" şeklinde bir soru sormuştu. Bir kez daha: Tehlikenin farkında mısınız?

Bu soruya verilecek cevap çok basitti ve şunları söylediğimi hatırlıyorum: "Karışık ve karmaşık... Hassas çatışma dengelerine sahip ve kriz potansiyeli yüksek bir ülkede yaşıyoruz. Öngörüde bulunmak istemem ama, önümüzde bir Cumhurbaşkanlığı seçimi var ve olası siyasî kriz bu seçim çevresinde şekillenecek. Yine de bu konuda analiz yapmayı can sıkıcı buluyorum. Bildiğim herşeyi 'Derin Roman'da anlattım. Bu kitabı siyasetçilerimizin okumasını çok isterdim..."

Hâlâ istiyorum...

Bu kitabı okusunlar ve son olayların ne anlama geldiğini, gerektiğinde kan dökmekten çekinmeyen güçlerin "aslında neyi murat ettiklerini" bir kez daha görsünler. Reklam yapmıyorum. Kaygılanıyorum. Daha önce defalarca sergilenen, ama sadece aktörleri değişmiş bu kanlı iktidar oyununun figüranı olmak istemiyorum.

İki kere iki dört: Cumhurbaşkanlığı tartışmaları, önemli siyasal dönüşümlere yol açan bir dizi tatsız gelişmenin habercisi ya da başlatıcısı olarak Türkiye tarihinde ağırlıklı yer tutmuştur hep. Her "darbe"nin arkasında veya önünde mutlaka bir "Çankaya krizi" bulunmaktadır. Sorun, nasıl bir hükümetin teşekkül edeceği değil, kimin Cumhurbaşkanı olacağıdır.

En sorunsuz kabul edilen "38 seçimi" bile, sorunlu ve sancılıdır.

Nasıl mı?

Türkiye, 1930'ların sonunda, İsmet Paşa'nın azledilmesi ve Celal Bayar'ın Başbakanlığa getirilmesiyle devletçi ekonomiden yarı-karma ekonomiye ve nihayet kısmî liberal ekonomiye geçmişti. Devletçiliğin, bir diğer deyişle merkezî ekonominin güç kaybettiği bir dönemdir bu. Hür teşebbüs artık devlet yatırımlarına ortak olabiliyor, kamu iktisadi teşekkülleri sermaye yapısını serbest girişimcilere açabiliyordu. CHP'nin ve İsmet Paşa'nın yoğun itirazlarına rağmen bu sürece girilmişti. Sürecin devam etmesi için Celal Bayar-Fevzi Çakmak-Fethi Okyar üçlüsünden birinin Çankaya'ya çıkması düşünülüyordu yahut öngörülüyordu. Fakat bu isimler, bir şekilde "devre dışı" bırakıldılar, yani tasfiye edildiler. Çankaya'ya, hiç hesapta olmayan bir isim, İsmet Paşa çıktı.

Bağımsız tarihçiler İsmet Paşa'nın seçilmesini darbe olarak niteliyorlar.

Haksız da sayılmazlar.

Fahrettin Altay komutasındaki Birinci Ordu'nun devreye girmesiyle Silahlı Kuvvetler içindeki dengeler değişmiş, ağırlık İsmet Paşa'ya kaymıştı. Asım Gündüz bu vetireyi hatıratında tafsilatıyla anlatıyor. Fevzi Çakmak ve Başbakan Celal Bayar "güç gösterisiyle" devre dışı bırakılmış, İsmet Paşa'nın önü açılmıştı. Kısmî liberal ekonomi de, 12 yıl sürecek "tek parti istibdadıyla" birlikte tam devletçiliğe evrilmişti.

Bayar'ın seçilmesi de, Gürsel ve Sunay'ın seçilmesi de, aynı şekilde, sorunlu ve sancılıdır. İlkinin iktidarı kanlı bitmiştir. İkincisi ve üçüncüsü kanla noktalanan bir sürecin sonunda Cankaya'ya çıkmışlardır. Korutürk, Evren, Özal, Demirel ve Sezer'in seçilmesi ha keza...

Problem devam ediyor.

Bunu görmek için müneccim olmaya gerek yok.

Fakat asıl sorulması gereken soru şu: Baykal'ın ve "Derin Roman" müellifinin gördüğünü iktidar partisi de görüyor mu? Kötü niyetli danışmanlarının blokajından kurtulamayan TBMM Başkanı da görüyor mu?



Bu yazı 82 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 26 Eylül 2012 Balyoz ve empati
    • 5 Temmuz 2012 Hükümeti ve cemaati çökertecek tek isim
    • 26 Haziran 2012 Ben olsam bu gazetecileri sürerdim cepheye
    • 20 Haziran 2012 Bu yazıyı Kürt kardeşlerim okusun
    • 4 Haziran 2012 Nerede bu inek?
    • 28 Mayıs 2012 Kana kan istermiş!
    • 14 Mayıs 2012 ‘Kes zırvalamayı’
    • 1 Mayıs 2012 Menderes de cami yıktırmış... Ne utanmaz adamlarsınız siz!
    • 20 Nisan 2012 Erol Özkasnak
    • 12 Nisan 2012 Suriye’yle savaşa mı giriyoruz?
    • 10 Mart 2012 ‘Zavallı Başbakan’
    • 29 Şubat 2012 Paşa niçin kendini öptürmedi?
    • 27 Şubat 2012 Bizi yormayın kardeşim
    • 17 Şubat 2012 Siz kimi kandırıyorsunuz?
    • 3 Şubat 2012 Rezil olmaya doymadınız mı?
    • 1 Şubat 2012 İyi ki sivil vesayet varmış, şerrinizden korunuyoruz
    • 19 Ocak 2012 Denktaş’ı diriltmek mi?
    • 14 Ocak 2012 Hangi gazeteciler valiz hazırlıyor?
    • 12 Ocak 2012 Kozinoğlu hakkında korkunç karartma
    • 2 Ocak 2012 İlan ediyorum: Hiç yüzleri kızarmayacak!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,815 µs