En Sıcak Konular

Ismet Berkan


Ismet Berkan
0 0 0000

Hangi Ecevit?



Bülent Ecevit'in ölümü ülkede gerçek bir yas havası yarattı. Herhalde Ecevit'in ardından üzülenler üzülmeyenlerden çok daha fazla. Ve bu vesileyle Ecevit tartışması da başladı, onun görüşleri ve uzun siyaset yaşamı sırasındaki eylemleri hatırlanıp konuşulmaya başlandı.
Hemen söyleyeyim, en azından dünkü gazetelere bakınca Ecevit'i iyi hatırlayanlar ona eleştirel yaklaşanlardan çok daha fazlaydı.
Aslında siyasetçiler hayatlarını bir siyasi hedef etrafında yaşadıkları için ister istemez seven kadar sevmeyene de sahip olurlar. Nitekim Ecevit'in ve partisinin son seçimde aldığı oylara bakacak olursanız onun siyasi jübilesinin nasıl olduğu hakkında bir fikre de sahip olabilirsiniz.
Eğer siyasette yeterince uzun kaldıysanız ve Ecevit gibi beş kez Başbakanlık yaptıysanız, yaşarken olduğu kadar öldükten sonra da eleştirilmenizden daha normal bir şey yoktur.
Bana göre önemli olan Ecevit gibi birine, onun ardından mümkün olduğunca nesnel bakabilmek. Çünkü Ecevit'in siyasi hayatı, kıyasıya eleştirilecek kararlarla ve anlarla dolu olduğu gibi övülecek, gelecek kuşaklara örnek gösterilebilecek kararlarla ve anlarla da dolu.
Ecevit'in hayatına bakarken bunlardan birini görüp diğerini gözden kaçırmak olmaz.
Evet Ecevit Türkiye'ye işçi hakları kavramını getiren, bir siyasi partinin sendikalarla birlikte siyaset yapabileceğini gösteren isimdir. Ama aynı Ecevit, 12 Eylül sonrası alabildiğine kısıtlanmış sendikal hakların yeniden 70'ler seviyesine gelmesi için hiçbir şey yapmadı, bunu siyasi propaganda malzemesi olarak bile doğru dürüst kullanmadı.
Evet Ecevit 12 Eylül sonrası askeri cuntaya karşı son derece saygıdeğer bir mücadele yürüttü, bu uğurda hapse girmeyi göze aldı. Ama aynı Ecevit'in 12 Eylül'den sadece iki ay önce Meclis'in erken genel seçim kararı almasını 'Erken seçim Anayasa'ya aykırıdır' gibi bir görüşü dile getirerek engellediğini hatırlamak, seçim kararı alınsa belki 12 Eylül'ün hiç olmayabileceğini de düşünmek gerekir.
1999 Helsinki zirvesi Türkiye'nin Avrupa Birliği adaylığını kesinleştirirken Ecevit o aile fotoğrafında yer alan Türk liderdi. Aynı Ecevit, hükümetinin son günlerinde AB ile ilgili kritik reformların MHP'nin muhalefetine rağmen Meclis'ten geçmesi için de çok gayret sarf etti. Ama onun, 70'lerin sonlarında o zamanki adı Avrupa Ekonomik Topluluğu olan AB ile ilişkileri donduran ve Yunanistan'ın AB üyeliğini kolaylaştıran isim olduğunu da hatırlamak gerekir.
'Bu düzen değişecek', 'Toprak işleyenin su kullananın' gibi popülist sloganlarla 1977 seçimine giden Ecevit'in yüzde 42 oya rağmen Meclis'te çoğunluk sağlayamayınca Adalet Partisi'nden bakanlık vaadiyle milletvekili transfer ettiğini, gelen bu yeni bakanların Cumhuriyet tarihinin ilk en büyük yolsuzluk skandallarına neden olduğunu hatırlayanımız var mı? Ecevit'in dürüstlüğü ve mütevazı kişiliği tartışmasız elbette ama ya siyasi hırsının gözünü kapatması?
Türkiye'nin tarihinin en ağır ekonomik bunalımlarının Ecevit'in Başbakanlığı dönemlerinde yaşanmış olması sadece 'kötü şans' olabilir mi?
Ancak öte yandan Ecevit'in Cumhuriyet tarihinin siyasi kaos ortamı bakımından en çalkantılı yılları olan 70'ler ve özellikle de 90'larda parlayan bir yıldız olması, bir güven abidesi olarak seçmenin tercihine nail olması da tesadüf olamaz. Türkiye'de siyaset kurumunun dibe vurduğu dönemlerde Ecevit ismi ve onun tartışmasız pürüzsüzlükteki kişiliği bir güven yıldızı gibi parladı.
* * *
Bence Ecevit'in siyasi yaşamı alabildiğine nesnel ama elbette eleştirel yaklaşımla yakından incelenmeli.
Ecevit bu çeşit bir yakın ilgiyi fazlasıyla hak eden bir siyaset adamı.



Bu yazı 308 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Temmuz 2012 ‘Tanrı Parçacığı’ bize neler vaat ediyor?
    • 10 Mart 2012 Tartışmayı içerikten biçime kaydırmak
    • 25 Haziran 2011 PKK dağdan nasıl iner
    • 26 Şubat 2011 1968 neden 68’de olduysa, şimdi de isyanlar ondan oluyor
    • 26 Aralık 2010 Seçim soruları: AK Parti kaç alacak, ya CHP?
    • 2 Kasım 2010 PKK’nın içine girdiği açmazı görmek
    • 31 Ekim 2010 ‘Kırmızı Kitap’efsanesinin sırları
    • 27 Temmuz 2010 Askeri vesayetin hukuki altyapısı
    • 24 Temmuz 2010 Enerji stratejimiz var mı?
    • 21 Temmuz 2010 Sahiden 12 Eylül'ü mü oylayacağız?
    • 14 Temmuz 2010 İran çelişkileri ve iç politika yansımaları
    • 7 Temmuz 2010 Liderler neden görüşecek, neyi görüşecek?
    • 5 Temmuz 2010 Dindar solcular
    • 3 Temmuz 2010 Kılıçdaroğlu, bu kafayla hiçbir şeyi çözemez!
    • 26 Haziran 2010 Hep aynı denklemin içine sıkışmak
    • 24 Haziran 2010 Eşit yurttaşlığa dayalı demokratik cumhuriyet
    • 13 Haziran 2010 Karpuz gibi ortasından ikiye bölünmüş ülke...
    • 6 Haziran 2010 Mahkûmun açmazı: Hayattaki karşılığı
    • 24 Mayıs 2010 Maalesef bizde hattı muhalefet yoktur, sathı muhalefet vardır
    • 4 Mayıs 2010 Eski defterleri açmak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,524 µs