En Sıcak Konular

Ahmet Kekeç


Ahmet Kekeç
0 0 0000

İyi bir adamdı. Hepsi bu...



Beyin kanamasından yatağa düştüğünde, ona, hatıratını yazacağı bol çaylı, bol sigaralı, bol şiirli uzun ve sağlıklı bir ömür dilemiştim.

Bu kadar dayanması beklenmiyordu aslında.

Ellerinde ‘Karaoğlan’lı kitap ve belgesellerle apartta bekleyen arkadaşlar bu gecikmeye üzülmüşlerdi, hatta kimileri kitabın dağıtımını bile durdurmuştu ama, ‘mukadder son’ kaçınılmazdı.

Buraya kadarmış!

Elimden, hasta düştüğünde yazdıklarımı yinelemekten başka bir şey gelmiyor. Bir de ‘rahmet’ ve yakınlarına ‘başsağlığı’ dilemek...

CHP’nin ve DSP’nin efsanevi genel başkanı Bülent Ecevit’i oturuşu, kalkışı, yürüyüşü, sesindeki ‘kalıtsal çatlaklık’la hatırlayacağız. ‘Lütfen bu hanıma haddini bildirin!’ derken de, ‘Rahşan, hayatım’ diye ünlerken de aynı ses, aynı tını...

Ama nahif bir adamdı. İyi de bir adamdı.

Üç dönem Başbakanlık yaptı. (Üç dönemde, beş kez.)

Üç dönem ülkeye görüp göreceği en büyük yoklukları yaşattı.

Siyaset etme biçimi de ilginçti: Durduk yerde ortaya bir şey atar; bir iddia sözgelimi, bir söylenti, bir ifşaat; ama ‘fikri takip’ fikrinden uzak olduğu, daha doğrusu saflıkla ürkeklik arası bir ‘halet’i yaşadığı için, iddiasının altında kalırdı.

Sonra döner, hiçbir şey olmamış gibi (gerçekte hiçbir şey olmamıştır), o iddia doğrultusunda siyaset üreten muhaliflerini refüze ederdi...

Şimdi ‘ele verirdi’ diyeceğim ama, bütün saflığına, bütün beceriksizliğine rağmen, Ecevit`te törpülenmemiş ‘insan’ bir yan vardı.

O ne işe yaradığı belirsiz ‘inançlara saygılı laiklik’ anlayışıyla Cumhuriyet tarihinin en büyük ‘linç kampanyası’na imza atmış olsa da, onu benzerlerinden ayıran farklı, ufak tefek hususiyetlere sahip bir siyasetçiydi.

Kötü yönetici/iyi niyetli aydın, dürüst politikacı/başarısız devlet adamı, hayalci kolejli/korkak savaşçı gibi.

Ve solcuydu...

Nasıl bir solculuk? ‘Kolhoz ve kooperatif ekonomisi’ni savunmaktan ibaret bir solculuk tabii...

Son yıllarında, CHP’lilerin utangaç bir biçimde dile getirdikleri karma ekonomiye bulanmış ‘serbest piyasa ekonomisi’ne karşı çıkıyor, ‘solda sağlıklı bütünleşme’nin adresi olarak DSP’yi gösteriyordu.

DSP’nin solculuğu ise ‘Atatürk solculuğu’ydu ve meşruiyetini Atatürk devrimlerinden almaktaydı. (Gençliğinde, Ulus gazetesine yazdığı yazılarda Atatürk devrimlerinin ‘gereksiz’ ve ‘biçimsel’ olduğunu ileri sürüyordu. Bir yazısında sormuştu: ‘Şapka devrimi köylüye ne kazandırdı?’ Cevabını şöyle vermişti: ‘Hiç!’)

Sonra da, ‘proletaryanın omuzlarında yükselmek’ten söz etmeye, kendi serüveniyle Şili’nin devrik Başbakanı Allende’nin serüveni arasında benzerlikler kurmaya başladı.

Kendi çapında bir sosyalist, namusu mücessem bir aydın, ölçüye gelmez bir devlet adamıydı...

Şairdi...

Şiirin imgeden, alegoriden, eğretilemeden mamul bir ‘söz sanatı’ olduğunu kavramaktan uzak bir şair üstelik... Bazı şiirleri bizim Özdemir’in yazdıklarının yanında daha bir şiir gibi duruyordu ya, o ayrı...

Hakkını teslim edelim yine de:

Türkiye’de ‘projesi olan tek sosyal demokrat’tı. Bu yönüyle, bugüne kadar ağzından bir tek ‘kalkınma reçetesi’, bir tek proje duymadığımız Baykal’dan da, Karayalçın’dan da, Derviş’ten de ilerideydi.

Başbakanlığının son aylarında bu projesini hayata geçirdi; Karadeniz`in şirin bir ilçesinin şirin bir köyüne şirin mi şirin bir ‘Köy-Kent’ kondurdu.

Hepsi hepsi bu işte...



Bu yazı 77 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 26 Eylül 2012 Balyoz ve empati
    • 5 Temmuz 2012 Hükümeti ve cemaati çökertecek tek isim
    • 26 Haziran 2012 Ben olsam bu gazetecileri sürerdim cepheye
    • 20 Haziran 2012 Bu yazıyı Kürt kardeşlerim okusun
    • 4 Haziran 2012 Nerede bu inek?
    • 28 Mayıs 2012 Kana kan istermiş!
    • 14 Mayıs 2012 ‘Kes zırvalamayı’
    • 1 Mayıs 2012 Menderes de cami yıktırmış... Ne utanmaz adamlarsınız siz!
    • 20 Nisan 2012 Erol Özkasnak
    • 12 Nisan 2012 Suriye’yle savaşa mı giriyoruz?
    • 10 Mart 2012 ‘Zavallı Başbakan’
    • 29 Şubat 2012 Paşa niçin kendini öptürmedi?
    • 27 Şubat 2012 Bizi yormayın kardeşim
    • 17 Şubat 2012 Siz kimi kandırıyorsunuz?
    • 3 Şubat 2012 Rezil olmaya doymadınız mı?
    • 1 Şubat 2012 İyi ki sivil vesayet varmış, şerrinizden korunuyoruz
    • 19 Ocak 2012 Denktaş’ı diriltmek mi?
    • 14 Ocak 2012 Hangi gazeteciler valiz hazırlıyor?
    • 12 Ocak 2012 Kozinoğlu hakkında korkunç karartma
    • 2 Ocak 2012 İlan ediyorum: Hiç yüzleri kızarmayacak!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,658 µs