En Sıcak Konular

Taha Kıvanç


Taha Kıvanç
0 0 0000

Olmuyor, gazeteci efendi...



Yorgunluktan bîtap düşüp geceye son vermek üzere kabul salonunun kapısına doğru yöneldiğimde önümü kesen kişi, kendisini, "Prof. Emin Alıcı, Dokuz Eylül Üniversitesi rektörü" diye tanıttı. Bir süre önce, Vatan gazetesinin manşetinden, "Olmadı rektör bey" diye yansıtılan konuşmayı yapan rektör...

Hatırladınız mı?

Ağustos ayının son günlerinde konu gazete manşetlerine taşınmıştı. Bir etkinliğe konuşmacı olarak katılan rektör Emin Alıcı, gazete haberine göre, bir çok başka şeyle birlikte, "Keşke Anadolu Müslüman olmasaydı" da demişti. Papa XVI. Benedict'in İslâm'ı hedef alan konuşmasıyla aynı günlere denk düştüğü için çok kötü iz bırakmıştı o haber... Ardından yazılan çizilenler de cabası...

Prof. Emin Alıcı'nın "O sözler bana ait değil" dediğini duyunca şöyle bir diklendim: "Aynı konuşmayı başka yerlerde de yapmıştım, bir defasında birkaç bakan da vardı ve söylediklerimi alkışladılar. Manşetlere çekilen konuşmam tahrif edilmiş..."

Bitmedi: "Bu işin sağ-solla bir ilişkisi yok; bana böyle bir şeyi kim, neden yapar, bilemiyorum. Ben Süryani'yim; kendi dinime saygı beklerken halkın çoğunluğunun inancına saygısızlık yapar mıyım?"

Şaşırdım. Elde ses bandı var ve isteyen haberi ilk veren gazetenin internet sitesinden konuşmayı kendi kulağıyla da dinleyebiliyor... "Düzmece" dedi Prof. Alıcı; "Ben Malatyalıyım, banttaki ses ise Isparta-Denizli bölgesinden birine ait... Dikkatle dinlendiğinde, Süleyman Demirel ile ortak tınılar kulağa hemen çarpıyor." Banttaki sesin başkasına ait olduğuna dair raporu varmış, haberi servise koyan ANKA Ajansı da resmî bir birime tahlil yaptırmış, oradan da kaydın 'sahte' olduğu sonucu gelmiş...

Biraz önce birkaç meslektaşla 'medya' konusunu konuşurken ağzımdan çıkan bir cümleyi Prof. Emin Alıcı'ya da tekrarladım: "Önce vurur, öldürür, sonra dinleriz..."

Geçenlerde, neredeyse hergün infaz yapan gazetelerden birinin yayın yönetmeni sütununda günah çıkartıyordu. Hakkında aylar boyu yayınlar yapılmış bir eski bakanın hasta eşiyle birlikte kaldığı salaş bir otelden para ödeyemediği için atılma noktasına gelmesiydi vesile. "Acaba bu meslekte bazen istemeden de olsa büyük haksızlıklara âlet oluyor muyuz?" diye soruyordu yazısında: "Zaman bazen bize çok çarpıcı tekzipler gönderiyor. / Bazı haberleri yapıyoruz, yıllar sonra önümüze başka gerçekler de geliyor. / Diyeceğim, mesleki hatıralarımız sadece andıçlardan ibaret değil."

Andıç olayında da, üzerinde tahrifat yapılmış bir sorgu tutanağı, tahrifat yapıldığı bilindiği halde, manşetlere çekilmişti. O manşetler yüzünden bir sivil toplum lideri az kalsın hayatını kaybediyordu; uğradığı suikastın izlerini hâlâ üzerinde taşıyor o lider... Aynı muharref belgede adları geçen yazarların bazıları da köşelerini kaybettiler 'andıç' yüzünden...

Demem o ki, eli kalem tutan ve gazetelerde köşe işgal edenlerin, her eve girme yaygınlığına ve etkileme gücüne sahip televizyoncuların, başkalarını ilgilendiren haberler yaparken, kılı kırk yarar titizlik göstermeleri gerekiyor. Prof. Emin Alıcı'nın şahsı ve fikirleri eleştirilir, eleştirilmelidir de, ancak onun ağzından hiç çıkmamış görüşler, birilerinin tahrifatına pirim kazandırılarak, manşetlere taşınmalı mı?

Oscarlı yönetmen Sydney Pollack'ın 1981 yılında çevirdiği Paul Newman ve Sally Field'li 'Absence of Malice' filmi her yazıya oturduğumda bir saniyeliğine de olsa gözümün önüne mutlaka gelir. Bir adamı bitirmek için savcı tarafından tezgâha düşürülen manşet açlığı çekmekte olan bir muhabirin verdiği zararı işler film. Esas konuyla hiç ilgisi bulunmayan bir genç kadın yayın üzerine intihar eder, işi bitirilmek üzere peşine düşülen mağdurun fabrikası kapanır, çalışanları işlerini kaybeder...

Filmin bir yerinde şu çok düşündürücü cümleyi sarf eder mağdur: "Varsayalım ki, bu sabahın gazetesini eline aldın ve bir de baktın ki, birinci sayfada manşet kendi hayatın... Üstelik yazılanların hepsi doğru... Ancak hiçbiri gerçek değil... Ne yaparsın?"

Bilgilerin doğru olması yetmez, her satırı belgeli ve doğru olan nice haber vardır ki, gazetenin ondan çıkarmamızı istediği sonuç gerçekle taban tabana zıt olabilir. Sırf intikam almak için, birinin canını acıtmak, siyasî sonuç elde etmek için yapılan o tür haberler ile o haberler üzerine kurulan yorumlar bana göre değil.

Eskiden, "Vur, fakat dinle" denirdi, şimdi vuruyoruz ve dinlemiyoruz. Koskoca bir üniversite rektörü, yaptığı bir konuşmanın kaydı tahrifata uğratılarak gazete manşetinden mahkum ediliyor; sonrasındaysa elinde tahrifatın belgeleri, çaresizlik içinde kalakalıyor...

Üzüldüm, üzülüyorum...



Bu yazı 348 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 17 Eylül 2012 Hem okudum, hem de yazdım
    • 4 Eylül 2012 CIA başkanı neden geldi?
    • 16 Temmuz 2012 Vicdanım buna da elvermiyor
    • 2 Temmuz 2012 Suriye nasıl bir ülke, Suriyeliler nasıl insanlar...
    • 21 Mayıs 2012 Bir geziden ilk notlar
    • 15 Mayıs 2012 ‘Yeni CHP’ nihayet sözcüsünü buldu
    • 16 Nisan 2012 Hangi patron, hangi yönetici, hangi yazar içeri alınır?
    • 23 Mart 2012 Ben demedim, o dedi
    • 13 Mart 2012 Köşemi bugün Cumhurbaşkanı Gül’e bırakıyorum
    • 9 Mart 2012 TR325 kodadlı becerikli uzman...
    • 20 Şubat 2012 ‘Operasyon’ diye ben buna derim
    • 30 Ocak 2012 Davos’ta Türkiye dersi
    • 27 Aralık 2011 Bu yılın Cumhurbaşkanlığı büyük ödülü...
    • 12 Aralık 2011 Ak Parti üzerine hesaplar
    • 9 Aralık 2011 Gül vetoya ne zaman karar verdi?
    • 14 Kasım 2011 Kriz çıkaranlar gidiyor, ama yerlerine gelenler de yabancımız değil
    • 24 Ekim 2011 Kaddafi’nin son demleri...
    • 3 Ekim 2011 Dr. Sallaso’nun kunduzunun izinde
    • 29 Ağustos 2011 Ben meraklı bir insanım, özür dilerim
    • 26 Ağustos 2011 Bütün kepazeliklerin anasını açıklıyorum

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,109 µs