En Sıcak Konular

Mehmet Barlas


Mehmet Barlas
0 0 0000

Kapalı veya açık başlardaki tek tip beyinler...



Farkındasınızdır herhalde... Birbirinden ne kadar çok farklı dünyalar, aynı anda bir toplum içinde var olmakta. Hüner, bu farklı dünyaların kültürlerinin, geleneklerinin, inançlarının, birbirleriyle çatışmamasını sağlayacak hoşgörü ortamını koruyabilmektir. Ancak bunun için öncelikle bu farklıların birbirini anlamaya çalışması gerekir. Oysa bazıları kendisi gibi olmayanları bırakın anlamaya çalışmayı, onları yok sayıyor. Bir bölüm de farklılıkları "Tehdit" veya "Tehlike" olarak görüyor.
Bu durum sadece etnik veya ideolojik farklılıklar için söz konusu değil. İnançlardan yahut geleneklerden veya ideolojilerden kaynaklanan yaklaşım farklılıkları sonucu, kadınlar kendileri gibi olmayan kadınları ve erkekler kendi dünyalarından olmayan kadınları da anlamaya çalışmıyor.
Örneğin başı açık kadınlar ve başörtüsünü (Ya da türbanı) siyasal simge olarak gören erkekler için, bütün başı örtülü kadınlar aynıdır. Onları bir erkek arkadaşları ile el ele gördükleri zaman veya bir televizyon programında oynarken izlediklerinde, "İşte gördünüz ya, bunlar da diğer kadınlardan farksız" diye şaşkın tepkiler gösterirler.

Pardösüler

Başları örtülü ve ayak bileklerine uzanan pardösülü bir grup genç kadın ile sohbet ediyordum. Birer birer görüş açıkladıklarında kiminin feminist, kiminin muhafazakar, kiminin sosyalist, kiminin liberal olduğunu gördüm.
Sordum:
- Hiçbirinizin düşüncesi diğerinize uymuyor. Ama dışarıdan bakınca hepiniz aynı görünüyorsunuz. Garip bir durum değil mi bu?
İçlerinden biri şu cevabı verdi:
- Bunun sorumlusu bizler değiliz. Bu pardösüleri imal eden konfeksiyon fabrikalarıdır.
Bir diğeri de şöyle dedi:
- Siz bizim tek tip giysilerimize takılıp, düşüncelerimizin farklılığını görmezden geliyorsunuz. Peki hiç birbirlerine benzemeyen modern kıyafetleri giyen, kimi mini etekli, kimi tuvaletli, saçları farklı biçimlerde yapılmış kadınların, bazı konularda tek tip düşünmelerine ve hatta hiç düşünmemelerine takılmıyor musunuz?
Anadolu'nun emekçileri ilk kez Avrupa'ya "Misafir işçi" olarak göçe başladıklarında, bir İsviçreli sosyolog, "Biz Türkiye' den işçilerin gelmesini bekliyorduk. Oysa bütün özellikleri ve sorunları ile insanlar geldi" diye doğan uyum problemlerini yorumlamıştı 1960'larda.

Güzellik faşizmi

Şimdi eski kentli Türkler de, yeni kentliler karşısında buna benzer şaşkınlıklar ve kararsızlıklar sergilemekte. Çok kültürlülük, bütün yansımaları ile toplumun kafasını karıştırıyor. Her kesim için sayısız "Ötekiler" var şimdi. Bu arada kadının "Kadın" olduğu, başörtüsüne takılanlar tarafından unutuluyor.
Örneğin dünkü Yeni Şafak'ta, başı örtülü yazar Fatma K. Barbarosoğlu, "Güzellik faşist bir ideolojiye" dönüştü diyerek, herhalde pek çok başı açık kadının da paylaşacağı şu satırları yazmıştı:
- Modern dünyada güzellik iyilikten bağımsızlaşarak yani kalp güzelliğinden arındırılarak, hesaplanır, ölçülür, denetlenir, değiştirilebilir bir boyut kazanmıştır. Postmodern dünyada ise güzellik artık faşist bir ideolojiye dönüşmüş durumda. Gazeteler, film ve romanlar, güzel kadınların; daha yetenekli, daha başarılı, daha çalışkan, ama pek güzel olmayan kadınlardan, daha çabuk işe alındığını, daha kolay terfi ettiğini ve daha çok para kazandığını söyler. Başlangıçta böyle bir algı yoksa da, yazıla yazıla/söylene söylene zamanla bu algı gerçekleştirilmiştir.

Aynı beyinler

Ve bu kadın yazar, güzel kadın düşmanı bazı laikçi erkek yazarlar gibi, hemcinsi ve "Güzel" olan meslektaşlarına gönderme yaparak şöyle noktalamıştı yazısını:
- Siyaset yazan erkek yazarların kalemleri "büyük hikaye" kurmaya ayarlı olduğu için, bu tip "küçük" hikayelere hiç bulaşmasınlar. Yazar erkeklere değil bu uyarım, erkek yazarlara. Ve tabii kadın yazarlar da kalemlerini oynatmaya kalkmasınlar güzellik faşizmine dair. Çünkü onlar bulundukları yeri bu güzellik faşizmine borçlular. Geriye kim kaldı? Yazarlar. Yazar kadınlar ve yazar erkekler.

Sözün kısası, siz siz olun... Örtülere ve örtünmesizliğe takılıp, beyinlerin farklılığını görmezden gelmeyin. Açık başların ve kapalı başların aynı tornadan çıkmış beyinlere sahip olabileceklerini gözden kaçırmayın.



Bu yazı 242 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 29 Eylül 2012 Sakın "Erdoğan'sız AK Parti" hesabı yapmayın!
    • 28 Temmuz 2012 "Büyük Kürdistan" bir Amerikan sorunudur
    • 16 Ocak 2012 Kıbrıs'ı da Kwai Köprüsü'ne benzetmedik mi?
    • 9 Ocak 2012 Orta yaş sınırı yükselirken artık kimse yaşlanmayacak mı?
    • 4 Ocak 2012 AK Parti başarılı olursa tüm Türkiye başarılı olacaktır
    • 29 Ekim 2011 Cumhuriyet Bayramımız hepimize kutlu olsun
    • 31 Ağustos 2011 Yeniden açılım günlerinin üslubuna dönülmelidir
    • 17 Temmuz 2011 Asıl sorunumuz acaba ''Şarklılık'' mı?
    • 9 Temmuz 2011 Siz değişmezseniz koşullar sizi değiştirir...
    • 26 Şubat 2011 İktidar iddiası bulunmayan muhalefet olur mu?
    • 25 Kasım 2010 CHP'nin sivil paşalarının sivil darbe ürküntüsü...
    • 11 Ekim 2010 Kılıçdaroğlu'nun önündeki tarihi fırsat
    • 22 Eylül 2010 Sentetik beyaz Türklerin dayanılmaz hafifliği
    • 11 Eylül 2010 Kim yalancı? Anayasa Mahkemesi mi, CHP lideri mi?
    • 9 Eylül 2010 İktidarı 'Evet' mi yoksa 'Hayır' mı güçlendirir?
    • 28 Haziran 2010 Üslubu tırmandırınca kelimeler kifayetsiz kalabilir
    • 12 Haziran 2010 Yeni dünyada eksen de merkez de farklı yerlerdeler
    • 7 Mayıs 2010 Teşekküre karşı benden de bir teşekkür...
    • 5 Ocak 2009 Basın ''Medya'' olmadan önce kol kırılır yen içinde kalırdı...
    • 3 Kasım 2008 Türk demokrasisinin sabırla imtihanında geçer not alabilecek miyiz?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,485 µs