En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Yaman çelişki



Fransa'da politikacılar durdu durdu da şimdi mi çıldırdı? Fransa 'soykırım yasası' çıkarmak için 2001 yılına kadar bekledi, başka bazı ülkelerden daha fazla; hazır Meclis'i o yasayı çıkarmak için toplamışken neden 'soykırımı inkârı cezalandırma yasası'nı da o zaman çıkarmadılar? Neden şimdi?

Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) yolculuğunda en ciddi engel Fransa; bunu müzakerelerle ilgili kararlar sırasında sergilenen tavırlardan biliyoruz. Avrupa Anayasası'nı reddeden AB ülkeleri arasında Fransa başı çekiyordu, başka ülkelerden daha fazla Türkiye'nin üyeliğini tartışmanın içine Fransızlar soktu. AB yolunda trafik kazasından söz edilirken, herkesin aklında, sonunda Fransa'da yapılacak bir referandumla üyeliğin reddedilmesi ihtimali yatıyor.

'Zıtlar birbirini çeker, benzeşenler iter' ya, Fransa ile Türkiye o kuralın en çarpıcı iki örneğini teşkil ediyor. Avrupa'da 'kendine özel' bir ülke Fransa, diğer Avrupa ülkelerinden her bakımdan farklı; 'en yakın göründüğü' bir ikinci ülke arandığında sadece Türkiye o klasmana girebilecek durumda. Osmanlı aydınları 'Batı' diye Fransa'yı tanıdılar ve 'Batılılaşma hareketi' devlette reforma dönüştüğünde, bunu gerçekleştirenler Fransa'yı örnek aldılar. Cumhuriyet'i kuran kadro da Osmanlı aydınlarından oluşmuyor muydu? Onlar için de 'çağdaş uygarlık düzeyi' Fransa'ydı doğal olarak...

Türkiye'nin idarî yapısını üzerine oturttuğu 'Vilayetler Kanunu' 19. yüzyılın ilk yarısının ürünüdür ve Code Napoleon'dan tercümedir. Türkiye'yi Batılı ülke yapma amaçlı hemen bütün yasama faaliyetleri aynı dönemin eseridir ve hemen her konuda örnek alınan ülke de Fransa'dır. Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde de bu 'örnek' konumunu korumayı sürdürdü Fransa; aydınlarımızın bildiği dil Fransızca'ydı ve Fransızca metinlere ünsiyetleri vardı.

Sözün kısası şu: Fransa, 'ruh ikizi' sayılmasa da, bu coğrafyada kendisine en fazla benzeyen ülkeyi dışlıyor, karşısına alıyor bugün...

Benzer bir tahlil, Fransız politikacıları oy hesabıyla Türkiye'yi karşılarına almaya iten Ermeniler için de yapılabilir. Osmanlı'nın en fazla güvendiği 'millet'ti Ermeniler; Türk toplumuyla en yakın ilişkiyi kuran, kültürüne âşina, ulusal mirasına katkıda bulunan insanlar... Bugün de, Ermenistan açısından, en önemli bağlantı noktası yine Türkiye olabilir. Hani, Fransa'daki girişime tepki olarak “Biz de onları sınırdışı edelim” teklifi yapılan aramızda kaçak yaşayan Ermeniler'in varlığı bile, sıradan Ermenistan vatandaşının, Türkiye'ye devletinden farklı baktığını gösteriyor.

Batıda en fazla benzediğimiz ülke olan Fransa, doğuda bizimle iyi geçinmek kaderine sahip Ermeniler'in zorlamasıyla, Türkiye'yi uluslararası alanda köşeye sıkıştıran anlamsız bir yasa çıkarmakta hiçbir beis görmüyor...

Şu anda karşı karşıya olduğumuz en yaman çelişki budur işte.

Ermenistan'daki Ermeniler değil de başka ülkelere yerleşmiş Ermeniler'in (diaspora) intikam peşinde koşması, 'soykırımı inkâr yasası' çıkarmayı kafaya koymuş Fransız politikacıların sayıca azlığı fazla bir anlam taşımıyor; bu ikisi elele verdiğinde, Türkiye'yi zora koşan sonuç alınabiliyor...

“Neden daha önce değil de şimdi, neden başka bir ülkede değil de Fransa'da?” sorularının ise tek bir cevabı var: Geçmişte gerçekten büyük liderler çıkarmış bir ülkedir Fransa; ancak şimdilerde kritik noktalarda sorumluluk üstlenebilen, küçük çıkarlara sırt çevirebilen, sorunlara tarih penceresinden bakabilen bir lider kadrosundan mahrum...

Böyle bir yasayı ne için çıkarmak istiyorlarsa o amaçlarının tam tersini kendi elleriyle zorladıklarını fark etmeyen bir kadrodan liderlik beklenebilir mi?



Bu yazı 91 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,263 µs