En Sıcak Konular

Nuray Mert


Nuray Mert
0 0 0000

AB ve soykırım



Ben, başından beri, Türkiye'nin AB tam üyeliğine olumlu bakmıyorum, gerekçelerinden defalarca bahsettim. Bunlardan birini bugünlerde hatırlatmak gereği duyuyorum.
Başından beri siyasal gerçeklikten uzak ve 'uygarlık projesi' olarak sunulan üyelik süreci gelişmelerinin Türkiye'de demokratikleşme bir yana demokratikleşmeden uzak bir yerlere savrulma riskini taşıdığını düşünüyordum. Türkiye'nin daha demokratik bir yapıya kavuşmasının öteden beri, AB üyeliği sürecinden bağımsız gerçekleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. 'İç dinamikle olmuyor' tezi, hakiki bir demokratikleşme iddiası olamaz diyorum. Nitekim olamıyor, AB üyelik sürecinde karşılaşılan her pürüz, sadece AB üyelik sürecine değil, demokratikleşme fikrine ve hatta toptan Batı'ya karşı kuşkuya ve tepkiye dönüşüyor. Bu, hiç de hayırlı bir gelişme değil.
Son olarak, AB üyelik sürecinin bir altbaşlığı olarak gündeme gelen 'Ermeni soykırımını kabul' talebi tepkiyle karşılanıyor. Bu çerçevede Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın Ermenistan ziyareti esnasında bu yöndeki açıklamaları, medyada, 'Chirac tutturdu' gibi ciddiyetden uzak bir biçimde gündeme geldi. Ben, bu ülkede yaşayanların tarihleri ile yüzleşmelerinden yana birisiyim. Dahası, Ermeni olaylarının 'soykırım'
olarak tanımlanmaması gerektiğini, ancak tarihi utanç sayfaları olduğunu düşünüyorum. Bunu da defalarca yazdım. Halklar arası barış adına, Ermenistan'a giden ilk sivil grubun içindeydim. O ziyaret esnasında, Chirac'ın ziyaret ettiği Soykırım Anıtı'nı da, Soykırım Müzesi'ni de ziyaret ettik, Taşnak Partisi ile dahi görüştük. Dahası, dolaştığım Ortadoğu şehirlerinde, Şam, Halep, Beyrut ve Amman'da Ermeni mahallelerini geziyor, oradaki Ermenilerle uzun uzun sohbet ediyorum, bu coğrafyada yaşayan tüm Ermenilerle ilişki ve diyaloğun geliştirilmesinden yanayım.
Bu konuda her iki toplumun da rehabilitasyonu için elden gelenin yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Diğer taraftan, AB üyelik süreci adına Ermeni soykırımının kabul edilmesi talebinin, böyle bir sürece katkı değil sadece ve sadece zarar verdiğini ve vermeye devam edeceğini düşünüyorum. Açık konuşalım, Fransa veya diğer AB ülkelerinin veya makamlarının bu yöndeki taleplerinin halkların barışması gibi bir derdi ve amacı yok. Bunlar samimiyetten son derece uzak, siyasal baskılar.
Tam da bu nedenle barışma süreci gerçekleşecekse bunun önünü açmak bir yana, tam tersine tepkilerin büyümesine, güçlenmesine hizmet ediyorlar.
Bakın, her yerde olduğu gibi, bu coğrafyada, Ortadoğu'da da, başından beri, Batı emperyalizminin her türlü müdahalesi, halkların arasının açılması ve nihayetinde birbirini boğazlamasına neden oldu. Emperyal çıkar ve iktidar mücadeleleri barıştırmaz, dövüştürür. Bu politikalar öteden beri, 'azınlıkları koruma' adı altında müdahale alanlarını genişletmekten başka bir şey yapmadılar. Sonuçta, yüzyıllarca birlikte yaşayan halklar birbirine düşman oldu. Benzer politikalar, bu hafızayı tazeliyor. Toplumlar barışacaksa bunu, ancak sömürgeci politikaları hatırlatan metotların söz konusu olmadığı bir ortamda yapabilirler.
Oysa, AB süreci giderek daha çok emperyalizmin klasik politikalarını çağrıştırır bir raya giriyor. Emperyalizm söz konusu olduğunda bu terimi ABD için kullanıp, AB'yi sakınanlar, Lübnan olayında, AB'nin İsrail'i kınamaktan bile uzak durması konusunda tek laf edemediler. Emperyalizm sadece Türkiye için değil, tüm dünya halkları için tehdit haline gelmiş durumda. Bu koşullar altında, AB konusunu bu çerçevenin dışında tutmak, hele Türkiye adına bu süreçten barış, demokratikleşme gibi hayırhah konularda medet ummanın gerekçesi ne olabilir bilemiyorum. Benim en büyük kaygılarımdan biri, AB sürecine toz kondurmamak adına hiç dile getirilmeyen gerçeklerin, dolaylı yoldan öfkeli tepkilere savrulmanın önünü açması.



Bu yazı 136 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 20 Temmuz 2009 Bir başka açıdan başörtüsü meselesi
    • 16 Ocak 2007 Bir büyük yazarın küçük hesapları
    • 3 Ekim 2006 AB ve soykırım
    • 7 Eylül 2006 Siyasete düşen ak leke
    • 5 Eylül 2006 İhanet değil, gaflet
    • 31 Ağustos 2006 Asker gönderME
    • 29 Ağustos 2006 Asker gönderme meselesi
    • 11 Mayıs 2006 'Rejim krizi'
    • 5 Mayıs 2006 Türkiye-İran hattı

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,365 µs