En Sıcak Konular

Nuray Mert


Nuray Mert
0 0 0000

Asker gönderME



Ateşkesin hemen ardından Türkiye'nin Lübnan'a asker gönderip göndermeyeceği konuşulmaya başlanmıştı. Doğrusu, ben, o zaman, daha çerçevesi hiç belli olmayan bir konuda taraf olmayı anlamsız bulmuştum. Dahası, olaya, konuyu tartışmaya başlamadan kestirme bir AKP karşıtlığı ile yaklaşılmasından rahatsız oldum. Ancak, artık durum yavaş yavaş netleşmeye başladı. Bir gün önce, konunun Meclis'te oya sunulacağı açıklandı.

Bakın, BM'nin barış gücü gönderme kararına rağmen, uluslararası düzeyde, Lübnan konusundaki tavır belirsizliğini koruyor. Bu çerçevede, Türkiye'nin bağlı olduğu anlaşmalar çerçevesinde asker göndermesini zaruri kılacak bir durum yok. Aksi halde, konuyu yine de tartışmaya açar, ancak, hükümetten Türkiye'nin uluslararası taahhütlerini yerine getirmemesini talep edemezdik. Ancak, mevcut koşullar altında, konu geldi, Türkiye'nin Ortadoğu'da inisiyatif alma hevesine dayandı. Artık, Ortadoğu masasında 'bir koyup beş alma' lafları eden kalmadı, ama geçen yazımda da hatırlatmaya çalıştığım gibi, konu birinci Körfez savaşı tartışmasına geri döndü. Şimdi de, aynı kafada olanlar, 'birinci ligde oynamak' gibi masallarla aynı tavrı yeniden ısındırmaya çalışıyorlar. Yani, Ortadoğu cehenneminde rol kapmak gibi bir heveskârlık söz konusu.

Doğrusu, 'barış gücü'nün bazıların iddia ettiği gibi, Hizbullah ile karşı karşıya gelmesi falan söz konusu değil. Ancak, Lübnan hükümetinin ve Hizbullah'ın şimdilik ateşkes kuralı olarak kabul ettiği çerçeve ister istemez zorlanacak. Nitekim, daha en başından, barış gücünün alanını Suriye sınırına kadar genişletmek ihtimali gerilim yarattı ve BM, bunun söz konusu olmadığını açıklamak durumunda kaldı. Ancak, bu geçici bir durum. Hizbullah'ı silahsızlandırmak imkânsız olduğu için ister istemez bu sonuca gidecek başka formüller devreye girecek ve gerilim tırmanacak. Hal böyleyken, Türkiye'nin, gerilim alanına tuzlukla koşmak yerine, kendini bir emrivakinin içinde bulmaktan kaçınması gerekiyor.

Hizbullah'ın veya oradaki Müslüman unsurun, Türk askerini başka askerlere tercih ettiği gibi iddiaların tümü baştan aşağı palavra. Görüştüğümüz Hizbullah yetkililerinin hiç biri, özel olarak Türkiye'ye ilişkin olumlu veya olumsuz hiç bir şey söylemedi. Israrlı sorularımıza karşı, sadece ateşkes kurallarını yerine getirdikleri ve bu konuda gelen askerin Türk veya başka ülkeden olmasıyla ilgilenmediklerini belirttiler. Diğer Müslüman unsurlara gelince, biliyorsunuz Şiileri temsil eden diğer parti olan Emel, Hizbullah ile birlikte davranıyor. Sünnilere gelince, Hariri yanlıları, Hizbullah'ın olduğu cephenin karşısında yer aldıkları için tabii ki barış gücüne daha sıcak bakıyorlar. Ama, kimse bulanık suda balık avlamaya kalkmasın, Lübnan'daki siyasi cepheleşme Şii-Sünni veya Müslüman-Hıristiyan eksenleri etrafında oluşmuyor. Nitekim, Hariri karşıtı Sünnilerin lideri Selim Hus, Hizbullah'ın içinde bulunduğu cephede yer alıyor.

Bu koşullar altında, Türkiye'nin, Lübnan'a asker gönderme isteği, Ortadoğu'da rol kapmak gibi ham bir hevesin peşinde koşmaktan başka anlam taşımıyor. Bu ham hayalin peşinde koşmanın Türkiye'ye maliyeti uzun vadeli ve çok pahalı olacak. Bu derece önemli bir konuda, diğer siyasi konulardaki tartışmaları devreye sokup yandaş bulma çabası çok rahatsız edici. Bırakın aklı o kadarına elveren, 'Cumhurbaşkanı öyle diyorsa ben böyle derim' diye yerini tayin etsin, gelin biz geniş düşünelim.

Örneğin ben, bu çerçevede, siyasi çizgisine son derece uzak olduğum ANAP'ın genel başkanı olan Erkan Mumcu'nun, mevcut uluslararası sürecin 'aktif tarafsızlık rolü'nü oynayamadığı gerekçesi ile ileri sürdüğü itirazı son derece önemsiyorum. Bu, tüm ülkenin uluslararası konumunu ve geleceğini ilgilendiren dönüm noktalarından biri, bir oldubittiye gelmemek için, aklımıza ve vicdanımıza yatan tüm seslere kulak verip, birlikte davranmamız gerekiyor.



Bu yazı 114 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 20 Temmuz 2009 Bir başka açıdan başörtüsü meselesi
    • 16 Ocak 2007 Bir büyük yazarın küçük hesapları
    • 3 Ekim 2006 AB ve soykırım
    • 7 Eylül 2006 Siyasete düşen ak leke
    • 5 Eylül 2006 İhanet değil, gaflet
    • 31 Ağustos 2006 Asker gönderME
    • 29 Ağustos 2006 Asker gönderme meselesi
    • 11 Mayıs 2006 'Rejim krizi'
    • 5 Mayıs 2006 Türkiye-İran hattı

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,142 µs