En Sıcak Konular

Nuray Mert


Nuray Mert
0 0 0000

Asker gönderme meselesi



10gündür Beyrut'ta olduğum için, Türkiye'deki 'asker gönderme' tartışmalarına uzak kaldım. Bu esnada yazılan çizilenleri çok az takip edebildim, görebildiklerim arasında Gökhan Koçer'in 19 Ağustos tarihli (Radikal) yazısı ile Koray Çalışkan'ın 27 Ağustos tarihli yazısı (Radikal 2) yüreğime su serpti. Her iki yazıda da, sığ polemik çerçevesinin dışında asker göndermenin çerçevesine, çok boyutlu bir biçimde dikkat çekiliyordu. Bence de Türkiye'nin bu noktada en çok yapması gereken, çerçeveyi dikkatle tartışmak.

Diğer taraftan, ne acıdır ki, olay Cumhurbaşkanı'nın açıklamasının yanında yer alanlarla, karşı çıkanlar arasında ağız dalaşına dönmüş vaziyette.

Görebildiklerimin arasında, en vahimi, AKP Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu'nun "Cumhurbaşkanı karşıysa ben daha ısrarlıyım gidilmesinde, çünkü mutlaka faydalı bir şeydir" şeklindeki veciz açıklaması. Bu yaklaşımın AKP'yi temsil ettiğine inanmıyorum veya umuyorum. Cumhurbaşkanı'nın laiklik konusundaki katı tavrına katılmamak başka, bu kadar önemli bir konuda, anlamadan dinlemeden, Cumhurbaşkanı'na diklenmek için ortalara dökülmek başka.

Öncelikle, gittikçe çetrefilleşen Ortadoğu tablosunda, her kriz çıktığında, bir kez daha, Türkiye'nin tavrının aceleye getirilerek bir cepheye hapsedilmesi kadar riskli bir şey olmadığına inanıyorum. Gürültüye getirmenin âlemi yok, illa kestirmeden ABD-İsrail veya Suriye-İran cephesinde hizalanmamız gerekmiyor. Bu konuda kamuoyu oluşturmaya çalışarak baskı yapanlar ya işin ciddiyetinin farkında değil, ya Irak konusunda yaptıkları gibi, Türkiye'yi illa koşulsuz ABD politiklarının peşine takmak gayreti içindeler.

İzleyebildiğim kadarıyla, Lübnan'daki tabloyu daha geniş bir çerçevede size iletmeye çalışacağım, ama hemen belirteyim, Türkiye'nin asker göndermesi konusunda, Hizbullah bile buradaki taraflar kadar keskin bir tavır içinde değil. Konuşma imkânı bulduğum Hizbullah yetkilileri, konuyu diplomatik çerçeve içinde değerlendiriyorlar. Lübnan hükümetinin kararlarına uygun davranacaklarını söyledikten sonra, asıl konunun 'barış gücü'nün çerçevesi olduğuna işaret ediyorlar. Hizbullah'ın silahsızlandırılması gündemde bile değil, bunun dışında, 'barış gücü'nün görev alanının tüm Lübnan sınırlarını (yani Suriye sınırı) kapsamasına karşı çıkıyorlar. Nitekim, BM'nin son açıklaması da, böyle bir şeyin söz konusu olmadığı yönündeydi. Diğer taraftan, baştan çizilen görev tanım ve sınırlarının sonradan değişmesi, genişlemesi, belli ki, tüm gerilimin yeniden başlamasına neden olacak.

Son olarak, daha Lübnan'da taraflar kimdir, nedir bilmeden, anlamadan keskin bir şekilde bir tarafta hizalanmaya girişenleri veya kısa yoldan, Türkiye'yi Ortadoğu'da sözüm ona başaktörlüğe itmeye çalışanları anlamak mümkün değil. Velev ki, Türkiye'de farklı görüşler, güçler yok, Ortadoğu denklemi Türkiye'nin rol alması, hem de başrol alması için bekliyor mu sanıyorsunuz? Hem İsrail ile yakın hem Müslüman bir ülke diye, Türkiye öyle kolayca arabulucu olabilir mi? Ortadoğu'nun kördüğüm olmuş meselelerini, bölgeyi kuşatmaya almış ABD bile çözmekte zorlanıyor, 'arabulucu Müslüman ülke' kurnazlığı ile bütün bu kördüğüm çözülür mü sanıyorsunuz? Dönüp dolaşıp, birinci Körfez Savaşı'nın tartışmalarına geliyoruz ve hâlâ bazılarımız işi, Özal'ın 'bir koyup beş alma' heveskârlığı çerçevesinde algılamakta ısrarlı. Türkiye Ortadoğu'da yaşanan krize daha fazla uzak kalamayacak, bu belli, ama şu veya bu şekilde bu denklemde yer almak için son derece hazırlıksız. Biz tablonun daha yeni yeni farkına varan bir ülkeyiz, bırakın başaktör olmayı, durumu kavramamız bile zaman alacak. Bu koşullar altında, uluslararası anlaşmaların dayattığı rol dışında sahne alma gayretlerinin sonucu hazin olmaya mahkûm. Bunu anlamak bu kadar zor mu?



Bu yazı 249 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 20 Temmuz 2009 Bir başka açıdan başörtüsü meselesi
    • 16 Ocak 2007 Bir büyük yazarın küçük hesapları
    • 3 Ekim 2006 AB ve soykırım
    • 7 Eylül 2006 Siyasete düşen ak leke
    • 5 Eylül 2006 İhanet değil, gaflet
    • 31 Ağustos 2006 Asker gönderME
    • 29 Ağustos 2006 Asker gönderme meselesi
    • 11 Mayıs 2006 'Rejim krizi'
    • 5 Mayıs 2006 Türkiye-İran hattı

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,303 µs