En Sıcak Konular

Ahmet Hakan


Ahmet Hakan
0 0 0000

Benim gözümde Mesut Yılmaz



12 Eylül sonrası sivil siyasete geçit verildiği günlerdi.

Gündelik politikaya burun kıvırıyordum ama yine de göz ucuyla takip etmekten de geri durmuyordum.

Özal’ı beğenmiyordum. Onun "kurulu düzen"e hafiften aykırı gidiyor gibi yapması bile beni etkilemiyordu.

Gençlik aksiliği işte!

Neyse...

İşte o günlerde "Dışişleri Bakanı" ve "Hükümet Sözcüsü" sıfatlarını taşıyan genç ama gençliğine rağmen müthiş bir ağırbaşlılık içinde olan adama, tamamen apolitik nedenlerle, yani tamamen insani duygularla yaklaşıyordum.

Gıpta ile karışık haset duygusuyla içimden şöyle geçiriyordum: "Ulan adam hem genç, hem de şehirli. Bir de en önemli makamı kapıvermiş!"

Ve "güçlü önsezi" ile o adama bir mim koymuştum:

Bundan bir şey olacak!

Ayrıca meydanın boş bırakıldığının farkındaydım.

Çünkü:

Mustafa Taşar’ı taşkın bir şakacı, Güneş Taner’i kibirli bir snop, Keçeciler’i fazla köylü, Kalemli’yi acayip renksiz, Akbulut’u kifayetsiz bir muhteris, Hasan Celal Güzel’i fazla hırslı bulurdum.

Kehanetim çıktı: Mesut Yılmaz hepsinin arasından sıyrıldı ve bir şey oldu!

* * *

Sonrasını hepimiz biliyoruz.

Ta 3 Kasım’a, yani o büyük sandık tasfiyesine kadar süren uzun, upuzun bir macera!

Bu uzun macera sayesinde onun her haline şahit olduk ve şimdi ulusça hepimiz "bir Mesut Yılmaz imgesi"ne sahibiz.

Peki o zaman politik hatıralarımıza dalıp sorumuzu soralım:

Kimdir Mesut Yılmaz?

Cevap fazlasıyla çeşitli olacaktır:

Kimimiz için "güvenilmezdir", kimimiz için "hemşeridir", kimimiz için "AB’ye çok emek vermiştir", kimimiz için "sahte demokrattır", kimimiz için "risk almayan bir korkaktır", kimimiz için "ANAP’ı eritmiştir", kimimiz için "entrikacıdır", kimimiz için "eskiyi hatırlatır", kimimiz için "hakkı yenmiştir", kimimiz için "oy almadan iktidar olmayı başaran bir politika ustasıdır"...

Gündelik politikayı hayatının hiçbir döneminde fazla ciddiye almamış benim gibi biri için ise, takdir edersiniz ki "İflah olmaz Mesut Yılmaz karşıtlığı" hiçbir zaman söz konusu olmamıştır.

Zor zamanda "demokratik çıkışlar" yapmıştır, takdir etmişimdir.

Sonra "geri adım" atmıştır, sinir olmuşumdur.

Ama hiçbir zaman kendimi Mesut Yılmaz’a karşı hissettiklerim üzerinden ifade etmemişimdir.

* * *

Ve bugün...

Mesut Yılmaz yine sahneye çıkmak istiyor.

Ve bir zamanlar "gıpta ile karışık haset duygusuyla yaklaştığım" bu adama şimdi müthiş bir "acıma" duygusuyla bakıyorum.

Acıma... Evet, kelimenin tam anlamıyla acıma.

Aslında hiç de fena şeyler söylemiyor:

Bir liberal sol rüzgar estirmek istiyor!

AKP’yi CHP muhalefeti ile baş başa bırakmamak istiyor!

AKP’den kuşku duyanlara "daha özgürlükçü" bir alternatif sunmak istiyor!

Ama ben yine de acıyorum.

Çünkü teorik olarak "doğru zemin"i yakalasa da şunun farkında değil:

Ulusumuz Mesut Yılmaz yorgunudur!

Ve bu yorgunluk, Mesut Yılmaz imgelerinin üzerini bir şal gibi örtmüştür.

Bu yüzden Yılmaz’ın "yeniden oyuncu olma çabası", bana acıklı bir çaba gibi geliyor.

Ve ne yalan söyleyeyim: Üzülüyorum!

İlahi İclal

İCLAL Aydın diyor ki:

"Ey Ahmet Hakan! Sen hiç gözbebeklerinin içine bakıp şarkılar söyleyen, numaradan ağlayıp sarılan, verdiğin kötü hediyelere çok sevinmiş gibi yapan, televizyondaki kadının taklidini yapan bir kadınla aşk yaşadın mı?"

İlahi İclal!

Ben sana ne diyeyim bilmem ki!

Sen adamı aşktan da, kadından da soğutursun vallahi!



Bu yazı 370 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 1 Temmuz 2010 Yeter ki Tayyip gitsin duygusu
    • 3 Eylül 2009 Umreden mahrem notlar
    • 26 Şubat 2009 28 Şubat bitti mi?
    • 22 Şubat 2009 Aydın Doğan’la bir fasıl gecesi
    • 9 Şubat 2009 Hastasıyım bu istismarın
    • 18 Ocak 2009 Benim gözümle Kemal Gürüz
    • 24 Kasım 2008 CHP’nin Tayyip’i
    • 6 Ağustos 2008 Ahmedinejad’ın Anıtkabir’de ne işi var
    • 23 Temmuz 2008 Kandıra’dan mesaj var
    • 9 Temmuz 2008 Gaza gelme Latif Abi
    • 4 Haziran 2008 Önder Sav’a açık mektup
    • 25 Mayıs 2008 Kısa Türkiye tarihi
    • 19 Mayıs 2008 Ağustosta rapsodi
    • 7 Mayıs 2008 Asılmışların paylaşımı
    • 5 Mayıs 2008 Biri Tayyip’e fısıldadı: Parti kapatılmayacak
    • 10 Nisan 2008 Organize’de iki saat
    • 13 Mart 2008 Bayan Çölaşan yalan söylüyor
    • 7 Mart 2008 Da Vinci Baykal’ın şifresini çözdüm
    • 2 Mart 2008 Yaşar Paşa’ya da bir şey söylenir mi?
    • 17 Şubat 2008 Artık şu İranlılara yüz vermesek diyorum

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,417 µs