En Sıcak Konular

Nuray Mert


Nuray Mert
0 0 0000

Türkiye-İran hattı



Demirel'in son çıkışıyla Türkiye'de yeniden rejim tartışması ortamı oluştu. Böyle bir dönemde, başörtüsü etrafında rejim tartışması açmanın politik hesaplar dışında hiçbir anlamı yok. Zira mevcut hükümetin tüm diğer hükümetlere benzer zaaf ve sorunlarının ötesinde rejime ilişkin tehdit oluşturduğu falan yok. Böyle bir tehdit varmış gibi hükümeti sıkıştırmak, her şeyden çok Türkiye'nin dış politika alanını daraltma riski taşıyor. Ferai Tınç, pazar günkü yazısında (Hürriyet, 30 Nisan), İran etrafındaki gerilimin tırmanmasının ABD'yi 'gönüllü ortaklar' arayışını öne çıkaracağını ve bunun 'en fazla Türkiye'yi iki arada bir derede' bırakacağını' yazmıştı. Bu 'iki ara bir derede' ortamda, mevcut hükümeti 'rejim tartışması' ile sıkıştırmak, Türkiye'yi İran'a karşı cephede konumlandırma yolunun zeminini güçlendirmeye yarayacak. Hükümetin bu konudaki en büyük zaafı, çekilmek istendiği alana mesafe koymak yerine, topa girmekten kaçınmaması. Irak meselesinden itibaren, Türkiye'nin iç politik dengeleri, her zamankinden çok dış politika denklemleriyle ilişkili hale geldi.

Başından beri, hükümet, 'sen ABD ile bozuşursan, başkaları devreye girer, senin de ipin çekilir' tehdidi ile karşı karşıya bırakılıyor.

Bu koşullar altında, Türkiye için dış politika alanı çok dar bir mecraya sıkışmak durumunda kalıyor.

Türkiye'de hiçbir iktidarın ABD politikları ile ters düşmek gibi bir lüksü yok, ancak hükümeti içerden, dış politikaya doğrudan yansıyacak konularda sürekli sıkıştırmak, Türkiye'yi ABD politikalarının sorgusuz sualsiz takipçisi durumuna sıkıştırmak sonucunu verir. Hatırlarsanız, Irak tezkeresi tartışırken de, Demirel tezkerenin Meclis'ten geçmemesi karşısında tutum takınmış ve hükümeti hedef almıştı. "ABD çok enteresan bir devlettir,..., onlara verilmiş söz varsa ve yerine getirmiyorsak bize elinden gelen kötülüğü yapar" (Sabah, 21 Mart 2003), "Tezkere geçmezse hükümet istifa etmeli" (Vatan, 18 Ağustos 2003) demişti. Tezkere meselesini yeniden açmak istemiyorum ama, o zaman söylenenleri hatırlarsak bugün söylenenleri daha iyi değerlendirebiliriz diye düşünüyorum. O zaman söylenenleri hükümet çevrelerinin de hatırlamasında ve hemen topa girip paniğe kapılmamalarında sayısız fayda var.

Tabii, bu topa girmemek konusunda Cumhurbaşkanlığı seçimi meselesi de önemli. AKP içinde kim ne düşünüyor, Başbakan ne tasarlıyor bilemem ama, bu koşullar altında AKP'nin de, Cumhurbaşkanlığı'nda ısrar etme lüksü olmadığını görmesi gerekir. Bu ısrar sürdükçe, AKP etrafındaki çember daralacak gibi görünüyor. Bu çemberin daralması, Türkiye'nin etrafındaki çemberin daralmasına neden olacak ve Türkiye'yi, bölgedeki ABD politikalarının çemberine daha fazla sıkıştırmaya yarayacak. ABD politikalarının bölgeyi topyekün savaş alanına çevirme riski karşısında durmak gibi bir derdimiz varsa, iç politik tartışmalarını dış politika gündeminin doğrudan bir uzantısı olmaktan çıkarmak durumundayız.

Uluslararası politikanın odağında, ABD'nin hedefi olan ülke, Türkiye'de 'molla rejimi' diye bilinen İran İslam Cumhuriyeti iken, Türkiye giderek daha çok iki arada bir derede duruma sıkışmak üzereyken, İslamcı geçmişinden dolayı meşruiyet sorunu olan bir hükümeti rejim tartışmasına çekmek, onların da bu tartışmaya dalması akıl kârı bir şey değil. Kafa karışıklığının lüzümu yok, bu hükümet İslamcı emelleri olan bir hükümet değil, diğer taraftan İran'ın Türkiye'ye rejim ihraç etmek gibi bir politikası yok ve bu mümkün de değil.

Mevcut hükümetin dinle ilişkisi Türkiye'de tüm sağ partilerin dinle ilişkisi ne kadarsa o kadar. Demirel'in 1960'lardan bu yana din ve politika konusunda söyledikleri ve yaptıklarını tartışmaya girmek istemiyorum, sadece 35 yıl kadar önce, Erbakan taraftarlarının çıkardığı 1970 yıllığında (An Ajans, Aba Neşriyat, İstanbul) yayımladıkları, 'Bize dini istismar ediyor diyen Demirel'in partisi bakın ne yapmış' diye yayımladıkları Adalet Partisi amblemli Kuran-ı Kerim'in fotoğraflarını hatırlıyor mu merak ediyorum.



Bu yazı 314 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 20 Temmuz 2009 Bir başka açıdan başörtüsü meselesi
    • 16 Ocak 2007 Bir büyük yazarın küçük hesapları
    • 3 Ekim 2006 AB ve soykırım
    • 7 Eylül 2006 Siyasete düşen ak leke
    • 5 Eylül 2006 İhanet değil, gaflet
    • 31 Ağustos 2006 Asker gönderME
    • 29 Ağustos 2006 Asker gönderme meselesi
    • 11 Mayıs 2006 'Rejim krizi'
    • 5 Mayıs 2006 Türkiye-İran hattı

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,505 µs