En Sıcak Konular

Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen



Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen
0 0 0000

Neden bu kadar hastayız?



MEDYA, HASTANE KAPISINA SIKIŞAN KEDİ HABERİYLE TOPLUMU  UYUTURKEN...

Türkiye'de yılda 420-440 bin yeni kalp hastası teşhis ediliyor ve 340 bin kişi de kalp ve damar hastalığına bağlı hayatını kaybediyor. İkinci sırada dünyada ve Türkiye'de kanser ve tümörlere bağlı ölümler yer alıyor.

Önlenebilir ölümlerde dünya ve olimpiyat şampiyonuyuz. 1994-99 yılları arasında 37 ülkenin bulunduğu sıralamada erkeklerde koroner kalp hastalıklarından ölüm oranı, Kore ve Çin'de 100 binde 50 iken, Türkiye'de 650. Yani 13 misli fazla ama aydın ve bilim dünyamız bilmiyor. Kendi sağlık ve hayatından bile habersiz.

Sağlık Bakanlığı ile Başkent Üniversitesi'nin yaptığı araştırma 2005'te yayınlandı. Ölümlerin yüzde 86'sı önlenebilir nedenlerden ama aydın ve bilim dünyamız bunu da bilmiyor. Alkol, sigara, fastfood, kola kısıtlanmasına karşı çıkan sahte özgürlük şampiyonları bu hayati konuda duyarsız. Koroner kalp hastalığı, 1990 yılından beri her yıl % 7 artıyor. 2012'de akut koroner sendromla yatan hasta sayısı 420.000, yıllık ölüm oranı 2. TEKHARF araştırması 2013 verilerine göre, kalpten ölümlerde Avrupa şampiyonuyuz. Kalpten ölümler İngiltere ve Almanya'nın 3 - 4 katı.

'Vasküler Risk' isimli araştırma sonuçlarına göre, ülkemizde 5 yıllık dönemde stent ve baypas gibi tedavi yöntemleri % 90 artarken, kalp krizi, felç ve ölüm oranı azalacağına, % 170 neden artmış bilmiyoruz. Her yer hastane doldu. Yoğun bakımlarda ve mezarlarda yer kalmadı, aydınımız bakıyor ama görmüyor. 

CREDİT isimli ulusal araştırmaya göre, Türkiye`de 8 milyon böbrek hastası bulunuyor yani her 7 erişkinden biri böbrek hastası. Şeker hastası sayısı 1990'da 1 milyonken şimdi 10 milyonu geçti. CREDİT 2  araştırması ise cahillerde ölüm oranının 13 misli fazla olduğunu söylüyor.

2008 yılında muayene olan hasta sayısı 6 yıl öncesine göre % 500 artarak 500 milyon hastaya ulaşmış. Bu dönemde İlaç tüketimi % 300 artarken hasta sayısı azalacağına % 500 artmış. Sağlığa harcadığımız para ise Sosyal Güvenlik Kurumu 2011 verilerine göre, son 9 yılda 8 kat artmış. Burada bir çelişki yok mu' Haybeden ölümler ve hastalıktan sürünmek bir yana, 30 yıldır trilyonlarca dolarlık bir serveti, ithal ettiğimiz ilaç, aşı, cihaz ve teknolojiye ödedik ve hala ödüyoruz. Sadece bu yıl sağlık harcaması 120 milyar olurken, ilaç harcaması 24 milyar oldu. Üstelik bunlar devletin kayıtlı harcamaları. Halkın kayıtdışı harcamaları hariç. Daha mı sağlıklıyız? Ölümlerin % 86sı ise önlenebilir yani önlemediğimiz hastalıklardan kaynaklanıyor.

Kimse pahalı ithal teknolojiyle yapılan modern sömürgeciliği, bilim ve sağlıkta gelişme diye yutturmasın. Bundan rant sağlayanlar, milli ekonomiyi, Türkiyeyi, sağlık ve hayatımızı batırıyor. İthal ilaç ve teknolojiyle kimi zengin ediyoruz? SSK döneminde yılda 12 milyar dolardan yıllarca süren Neşter soygunlarını unutmayın. Neşter, 30 dolarlık stentlerin 3000 dolara kazıklandığı soygunun adıdır. Milyonlarca hastanın kanı, canı ve gözyaşının hastalık lobisinin cebine aktığı vurgunların adıdır. Rahşan affıyla hepsi de bir çırpıda silinip gitti.

Peki bunca ilaca, tedaviye, astronomik sağlık harcamalarına rağmen tedavide başarılı olabiliyor muyuz? Ne yazık ki akıntıya kürek çekiyoruz. En modern tansiyon ilaçlarını kullanmamıza rağmen tedavide başarı oranımız düşük. Aynı durum kolesterol ilaçları içinde geçerli. Hedef değerlere ulaşmada başarı oranı çok düşük. Hipertansiyon tedavisi ile kalp yetersizliği gelişiminin % 50 azalması, kalp krizi geçirmiş hastalarda ise ? azalması gerekirdi. Halbuki azalması gereken Kalp yetmezliği oranı HAPPY isimli araştırmaya göre, dünya ortalamasının 3 katına çıkmış, yani dünya ve olimpiyat şampiyonu olmuşuz haberimiz yok. Bu araştırmanın adı neden HAPPY, kim happy bilmiyoruz. Bildiğimiz şu : yapay kalp cihazı için SGK 400.000 euro ya kadar veriyor. Mutlu olan kim?

EUROASPIRE-III araştırmasının sonuçları ise ürkütücü : Kalp sağlığımız alarm veriyor. Ülkemizde koruyucu önlemler yetersiz. Sigara ve 50 yaş altı kalp krizinde Avrupa şampiyonuyuz. Koroner hastaların bile yarısından fazlası sigara içmeye devam ediyor ve sedanter yaşıyor. Bu hastaların üçte biri obes ve şeker hastası. Tedaviye rağmen 3 hastadan ikisinde tansiyon yüksek.

HASTALIKLAR NEDEN ARTIYOR?

Artan hekim sayısı hastalık savaşının seyrini çok güzel özetliyor : 1923 yılı hekim sayısı : 554, 1960 yılı hekim sayısı : 9826 , 2013 yılı hekim sayısı : 130.000, 2023 yılı hedefi : 300.000.

ABD'de 30 yıl önce günümüze göre % 400 fazla olan kalpten ölümler ve kalp damar hastalıkları, önlemler sonucu azalırken, bizde  neden azalmıyor ve sürekli artıyor? Hipertansiyon, koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği, diyabet ve şişmanlık adeta salgına dönüşmüş durumda. 17 milyon kişi hipertansiyon hastası, çoğunun bundan haberi bile yok. Bir düzine hastalığın anası olan diyabet patlama yapmış, sebebi ne?

Salgın halini alan hastalıklar neden önlenemiyor? Hastalıklar ve sağlık harcamalarının birlikte artması yüzünden, sektör giderek dev bir pazara dönüşüyor. Bu trilyon dolarlık sektörün başarısı için, herkes senaryoda verilen rolleri çok iyi oynuyor, kimse bindiği dalı kesmek istemiyor.

İçinde yaşadığımız akvaryumu hastalık üreten bataklığa çeviren her çeşit kirlenme, felaketlerin asıl nedeni. Bu yüzden, 'şunu yiyin, bunu yapmayın' türünde öneriler içeren sağlık kitapları, sağlık ve hayatımızın kilitlendiği kara kutunun şifrelerini ne yazık ki çözemiyor. Bizler bu öneriler peşinden koşarken, yaşam tarzımız hastalık üretmeye devam ediyor. Sağlık ve hayatımızı kirleten akvaryumda debelenip duruyoruz. Hastalık üreten bataklığı kurutmak yerine neden sivrisineklerle uğraşmak zorunda kalıyoruz?

Akvaryumu kirleten kanalları yok etmeden ve akvaryumu temizleyen akıllı filtreler takmadan sağlıklı bir hayata geçmek mümkün değil. Küresel sağlık anlayışı ise akvaryumla ilgilenmiyor, sadece hasta balıklara moral ve akıl veriyor. Beyinlere kazınan şu: Hasta olmaktan korkma, geç kalmaktan kork ve akıllı ol. Küresel anlayış, sağlıklı yaşamak yerine akıllı hasta olmayı dayatıyor. Bilim, 'sebepleri yok edin, hastalık ve ölüm üreten bataklığı kurutun' diyor, biz ise kedinin kuyruğu peşinde dolandığı gibi hastalıkların vahim sonuçlarıyla ömür tüketiyoruz.

ÖNLEM ALMAK ÇOK KOLAY AMA...

1948'de ABD kongresi patates zararlısı için 500 bin dolar ayrılmasına karar verdi. Savaş sonrası patates önemliydi. Ancak savaş bitmesine rağmen savaşta ölenden daha fazla Amerikalıyı öldüren gizli düşmanı araştırmak için de bütçeye 500 bin dolar gibi küçük bir para konuldu. İşte meşhur FRAMİNGAM araştırması böyle başladı. 13 yıl sonra bu araştırmanın ilk sonuçları yayımlandı:     

ABD'nin yeni düşmanları belli olmuştu: Bunlara karşı amansız bir savaş açıldı. Kalp ve damar hastalıkları ve buna bağlı ölümler bu mücadele sonucu yüzde 53 azaldı. Bu savaş, diğer savaşların aksine ABD'ye her yıl 200 milyar dolar kazandırmış oldu. Bilimin gücü işte bu: yarım milyon dolar gibi küçük bir parayla yapılan araştırma, her yıl bire 400 bin kazandırıyor. Her yıl bu kadar kazandıran başka bir yatırım daha var mı?  Koyduğunuz bir yatırıma karşılık bin değil, 400.000 mislini kazanıyorsuz. Ayrıca da sağlık ve hayatınızı. Ne kadar karlı ve akıllı bir yatırım değil mi? Ayrıca her iki mezardan biriyle her iki hastaneden biri açılmadan kapanıyor. Demek ki kazanmak için önce hasta olmak, sonra da hastanelerde ömür tüketmek ve mezar doldurmak gerekmiyor. Kalp ve damar hastalıkları ve buna bağlı ölümleri yüzde 53 azaltan yöntemleri uygulamak yeterli. Ama gel de anlat. Bilimsel, mantıklı, ucuz ve kolay yöntemler sosyetemizi bozuyor.

Ve asıl neden : Hastalıklardan beslenen hastalık canavarı sağlıklı çözümü engelliyor. İçkiden sigaraya, çevre kirliliğine kadar bizi hasta eden yaşam tarzının değişmesi için Anayasanın ve hastalıklı sistemin eğitim dahil baştan sona değişmesi şart. Yoksa hastalıklardan sürünmeye ve ölmeye mahkumuz. Ne ilgisi var demeyin. İlk emri oku olan bir dinin mensuplarının kendi yüce kitabını okuma oranı bile % 8 ise yani okumadan inanıyorsa, bu nasıl eğitimdir? Aydın ve bilim dünyası bile okuduğunu yanlış anlıyor, çözüm üretmek yerine birbiriyle ve halkıyla kavga ediyorsa, bizi bu hale düşüren eğitim sisteminin öncelikle değişmesi gerekiyor. Kolesterolden depreme ve domuz gribine kadar bilim dünyamız neden anlaşamıyor, birinin ak dediğine diğeri neden kara diyor? Bilim dünyası böyle olursa, vatandaş ne yapsın?

Okuduğunu anlama yani idrak ve muhakeme eğitimin temelidir. Bir servet ödediğimiz okullar, ailenin az çok verdiği bu yeteneği geliştirmek yerine yok ediyor. İçtiği çayı, yediği yemeği medyada paylaşan nesiller, bu hayati konuları paylaşmayı neden akıl edemiyor. Çok mu önemsiz? Ölümlerin % 86sı çok kolay ve ucuz yöntemlerle önlenebilir iken, uçurumdan atlayan koyunlarla ve hastane kapısına sıkışan kedilerle, morfinli dizilerle toplumu uyutan medyanın değişmesi gerekiyor. Aydınlar ve bilim dünyamız bile bu narkozun etkisinde. Önlenebilir demek önlemiyorsunuz demektir. Hastalıklar önlense pisipisine ölür müydük? Toplumun beyni sayılan bilim insanları bile kolesterolden depreme, domuz gribinden gebelik diyabetine kadar okuduğu bilimden farklı anlamlar çıkarıyor ve birbiriyle kavga edip mahkemelik oluyorlarsa, beynimiz yani akademi hasta demektir. Bilimsel eğitim bu mu?

Hasta sayısı artmış, muayene sayısı rekor kırmış, yeni moda tedaviler çıkmış, yeni teknolojik cihazlar ülkeyi pazar haline getirmiş herkes bunlarla övünüyor. Herkesin elinde dosyalar dolusu tahlil ve tetkikler, emarlar, tomografiler, anjiyo raporları... Sanki hasta olmak imtiyaz, tedavi olmak bir lütuf! Ne biçim bir moda, nasıl bir anlayış? Sağlıklı yaşamanın bilimsel formüllerini uygulamak neden kimsenin aklına gelmiyor? Çözüm diye dayatılan her şey, trilyon dolarlık küresel sektörü şişirmekten başka işe yaramıyor. Artan sağlık harcamalarına rağmen, toplum daha sağlıklı değil.

Bu sistem hepimizi hasta ediyor. Bunca bilimsel ve teknolojik ilerlemeye rağmen hasta sayısı azalacağına artıyor. Ne bilimsel ve teknolojik ilerlemeler, ne mahalle aralarına kadar yayılan dev hastaneler kötü kaderimizi değiştiremiyor. Başarısızlığın nedenleri ve çarelerinden habersiz, önce hasta oluyor sonra güya tedavi oluyoruz. Bizi hasta eden bu sistemi kim değiştirecek? 1000 tane daha tıp fakültesi olsa ne olacak? Dev hastaneler çözüm mü? Hasta olmadan yaşamak mümkün değil mi? Hasta eden yaşam tarzı yüzünden, sağlık ve hayatımız tükeniyor. Birbiriyle didişen bilim dünyamız ve aydınlarımız bu kötü kader için ne diyor acaba?

Hastalık üreten bataklığı kurutmak kimin görevi? Sivrisinek kurbanlarıyla uğraşmak çözüm mü? Elinde çekiç olan çakacak çivi arıyor. Hastane sayısı arttıkça, hasta sayısı otomatik olarak artıyor. Sebep çok açık ve net. Felaket gözümüzün önünde duruyor ama görmüyoruz: Hastalık kamyonunun yükü çok fazla ve hastalık üreten bataklığa saplanmış durumda. Gaza bastıkça yani bataklığı kurutmaya harcanacak paraları hastalık sektörüne kaptırdıkça, hastalık kamyonu sürekli patinaj yapıyor ve her gün biraz daha batağa saplanıyoruz. Sonuçta bataklığa dönen hastalıklı yaşam tarzına gömülüyoruz. Halbuki kamyoncular bilir; yapılacak iş hastalık yükünü azaltmaktır. En büyük eksik ve hata ise; hastalık yükünü azaltmadan sürekli gaza basmak, kaynakları patinajla çarçur etmek, hastalık lobisine hediye etmek. Hastalığa harcadığımız para, SGK 2011 verilerine göre, 9 yılda 8 kat artmış ama daha sağlıklı değiliz.

HASTA EDEN MADDELER TC No İLE SATILMALI

ABD'de 30 yıl önce günümüze göre % 400 fazla olan kalpten ölümler ve kalp damar hastalıkları, önleyici sağlık çalışmalarıyla azalırken, bunca para, hastane, doktor ve ilaca rağmen bizde neden azalmıyor, aksine artıyor? 30 yıldır önlenebilir hastalıklardan pisipisine milyonlarca insan neden ölüyor? Sigaradan mısır şekerine bizi hasta eden küresel şirketlere yalvararak, bunları kullananlara rica ederek hastalıkları önleyemeyiz. Bizi hasta eden bütün zehirler TC no ile satılmalıdır. Bunların yol açtığı tahribatı araştırmanın ve kontrol etmenin en akıllı yolu bu.

Toplumu hasta etmek veya hasta eden riskleri göze almak özgürlük değildir. Hasta olma hakkı diye bir hak yoktur. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı ve özgürlüğü vardır. Sağlıklı bir çevrede yaşama ve sağlık insan hakkı ise, bu hakkı gasp edenlere karşı resmen savaş açmalıyız. Çünkü insan haklarının ihlali sivil toplumun ve devletin çok ciddi müdahalesini gerektirir. Bizi hasta edenleri affedemeyiz. Aksi halde önlem alınmadığı için ölen ve hastalanan milyonların hesabını veremeyiz.

Sigara, alkol, aşırı kalori ve tuz tüketenlerin hastalık harcamaları, bunlardan uzak duranlardan katbekat fazla. Kendini hasta edenlerin masraflarını sağlığına dikkat edenler yani hastalık yapan risklerden uzak duranlar ödüyor. Hastalık risklerinden uzak duranlar, bilerek riske girenlerin hastalık harcamalarını neden ödesin? Kim kendini hasta etmek için çalışıyor ve bunu da özgürlük olarak anlıyorsa faturayı kendisi ödemelidir. Yani riskleri davet edenler, risklerin sonucuna katlanmalıdır. Hastalıkları önlemenin birinci yolu, kendini bilerek hasta edenleri caydırmak olmalıdır. Taşıt üzerinde anahtar unutanlar, çalınan taşıtın parasını kaskodan alabiliyor mu? Dikkat edenler, unutanların parasını niye ödesin? Bu yöntem nedeniyle taşıt çalınması en aza inmiş bulunuyor. Kaldı ki, sigara, alkol, aşırı tuzlu ve kalorili gıdaları zevk için tüketenler, unuttuğu için değil bilerek bu riskleri davet ediyor.

Hastalık faturanın diğer yarısı ise ABD ve Kanadanın yaptığı gibi bizi hasta eden küresel şirketlerden alınmalıdır. Sigarayla mücadele öyle olmaz böyle olur. Sigara satan küresel şirketlere içindeki zehiri azaltmalarını rica ediyoruz. Bunların vicdanı ve insafı yok ki. Bizi yalvarmaya mahkum eden sömürü sistemine one minute diyeceğiz, başka çaresi yok. Milyarlarca insanı para hırsıyla hasta etmenin faturasını ödeyecekler.

Sağlığımızı bozan sigara, alkol, aşırı tuz, şeker, kalori, katkı maddeleri, GDO'lu ürünler ve bunların beyin yıkayan reklamlarıyla mücadele akıl ve bilim yoluyla olmalıdır. Bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal sağlığımıza zararlı reklam ve yayınlar önlenmeli veya filtrelenmelidir. Chicago Üniversitesi, yüzbin reklamı inceledi: Reklamı yapılan gıdaların % 98'i yağ, tuz ve şeker yükü, % 90'ı ise besin değeri düşük bulundu. Bu yüzden ABD'de çocuk obezite oranı 1978-2004 yılları arasında 3 kat arttı. Yaşadığımız akvaryumu temiz tutmak için hastalık üreten kaynakları, sağlık üreten şekle dönüştürmeliyiz. Medya, akvaryumu kirleten değil temizleyen şekle dönüşmelidir.

Hastalıkları önleme ve sağlığı koruma yani yaşadığımız akvaryumu temiz tutma devletin görevidir. Bilim; sebep sonuç ilişkisi kuran disiplinin adı ise, sebepleri ortadan kaldırmadan kötü sonuçları önleyemeyiz.

ULUSAL KONGRELER NASIL OLMALI?

Ulusal kongreler, hastalıkları önleme ve sağlığı koruma odaklı olmalı. Kongrelerin bilimsel programı, ülke çıkarlarına göre belirlenmeli. Ülkeyi ithal ilaç ve teknolojinin açık pazarı haline getiren kongreler, milli üretimin yollarını araştıran şekle dönüşmelidir. Yapay kalpten, kalp pilleri ve stentlere kadar milyarlarca $ ödediğimiz ilaç, cihaz ve teknolojiyi üretmeye yönelik multidisipliner bilim dallarının çözümler ürettiği ulusal kongreler neden yapılmıyor? Tıptan mühendisliğe tüm bilim dallarında yapılan kongrelerde, Üniversite, Sanayi, Bilim Teknoloji Bakanlığı katılımını sağlayan oturumlar neden düzenlenmiyor? Kongrelerin hiç değilse bir günü bu konuya ayrılmalıdır.  

EĞİTİM SAĞLIK ODAKLI OLMALI

Tıp ve sağlık eğitimi hastalık odaklı olmaktan kurtarılıp sağlık odaklı hale dönüştürülmelidir.  Sağlıklı toplum olmanın yolu, hastalıklı yapıyı değiştirmekten geçer. Sigaradan alkole, uyuşturucuya, gıdadan tarım ilaçlarına, GDO'ya? Sağlık ve hayatımızı kirleten kanallara akıllı filtreler takmadan sağlıklı bir hayata geçemeyiz. Bizi hasta eden yaşam tarzının ve bundan beslenen köhnemiş hastalık sisteminin kökten değişmesi gerekiyor. Yeni anayasa şart. Eski Türkiye zihniyeti ve alışkanlıklarıyla sağlıklı toplum kuramayız. Hastalık üreten ve bundan rant sağlayan sistem değişmezse, eski hastalıklı Türkiye aynen devam eder.

Bunca hastane, doktor, ilaç ve parayla yaptığımız, hasta balıkları son sistem makinalarla temizleyip yine aynı bataklığa atmak. Bataklık oluşumunu önlemeyi idrak edemiyoruz. Bataklığı önlemek, kurutmaktan daha mantıklı ve bilimseldir.

Sağlık ve sosyal güvenlikte yapılacak en büyük devrim, hastalık üreten bataklığı önlemek. Bunun yolu ise hastalıklı sistemi ve tıp eğitimini değiştirmektir. Bu devrim her nedense  bilim dünyamızın ve hastalık faturalarını ödeyen SGK'nın ilgi alanı dışında.  Eğitim sistemi sağlık odaklı yapılmadıkça, yeni tıp fakülteleri ve sağlık okulları açmak sorunu çözmez. Bu görevi başaracak bir üst akla ihtiyaç duyuyoruz. Bu üst akıl ; Sağlık Bilimleri Üniversitesi olmalıdır.

Hastalık savaşını yönetecek 'Milli Sağlık Akademisi' gibi merkezi bir beyin olmadan bu savaşı kazanmak mümkün değil. Nasrettin Hoca gibi testiyi kırmadan önlem almak gerekiyor ama bilim ve aydın dünyamız buna da karşı çıkıyor. Batı ülkelerinde hastalıkları önleyen, 'Önleyici kardiyoloji, Önleyici tıp' bilim dalı ve uzmanları var. Halk sağlığı enstitüleri ve fakülteleri var. Görevleri toplumu hastalıklardan korumak.

Adamlar koyunlara kalp hızına duyarlı çip takmış, vahşi hayvan görünce korkudan kalp hızı artıyor, çobanına kurtar beni baba diye mesaj atıyor. Tehlike anında, takılan çipten çobanına mesaj atarak koyunları bile koruyan bir dünyada, insanımızı koruyan benzer bir sistemi neden kuramıyoruz? Fırat kenarındaki koyundan bile Hz. Ömer'i sorumlu tutan inancımız, insanı koruyan bu sistemi kurmayı emrediyor.

Kötülük ve hastalığın çaresi önlemektir. İslamın, aklın ve bilimin gereği budur. Geleceği planlarken kötü sonuçlarla uğraşmak yerine, bunları oluşmadan önlemek gerekir. Hastalıkları önleme ve sağlığı koruma savaşı ciddi bir şekilde yapılırsa, hasta sayısı hızla azalacak ve toplum sağlıklı olacaktır. Bilimsel veriler çok açıktır.

Üstün hekimler hastalıkları önler,  vasat doktorlar hastalıkları erken teşhis ve tedavi eder, diğerleri ise hastalıklardan yarar sağlar.  (Huang Dee, 4600 yıl önce, Çin'in ilk tıp kitabı).

KAYNAKLAR

1. http://onedio.com/haber/insanlik-tarihinin-en-kanli-10-savasi-369639 

2. Yılda 372 bin kişi pisi pisine ölüyor. http://arsiv.sabah.com.tr/2005/07/24/gun101.html

3. Yeşilçimen K: Hastalık Üreten Yaşam Tarzımız Nasıl Değişir. Hayy kitap, 2006

4. Erişkin diyabetli sayısı 1990'da 1 milyon. TKD Arşiv 2000; 28: 20-26.

5. Kalp krizi ölümlerinde Avrupa'nın zirvesindeyiz. http://www.turkiyegazetesi.com.tr/saglik/58911.aspx

6. Vasküler risk çalışmasının sonuçları açıklandı.http://www.sdplatform.com/Haberler/Haberler
/2510/Vaskuler-Risk-Calismasinin-sonuclari-aciklandi.aspx

7. Türk Kardiyoloji Derneği Ulusal kalp sağlığı raporu - 2007

8. 'Happy' kalp yetmezliği araştırması.http://www.medimagazin.com.tr/medimagazin
/tr-kardiyologlar-istanbul8217da-toplandi-676-405-6680.html

9. Yapay kalbin trilyonlık faturasını devlet ödeyecek.

http://www.sgk.com.tr/616-Haber-400-bin-euro`luk-yapay-kalbin-bedelini-artik-devlet-
odeyecek.html

10. TURDEP-1 ve TURDEP-2 (2010) HEM BEL HEM KALÇA BÜYÜYOR.  http://www.milliyet.com.tr/turk-insani-genisliyor--diyabet-artiyor----pembenar-detay-
sagliklibeslenme-1301390/

11. Türkiye'de şişmanlık ve diyabet alarmı!http://www.sagliktagundem.com/haber/turkiye_de_sismanlik_ve_diyabet_alarmi.htm

12. Hastalıkların maliyeti 47 trilyon doları bulacak. http://www.medimagazin.com.tr/ana-sayfa/dis-haberler/tr-hastalklarn-maliyeti-47-trilyon-dolar-bulacak-1-76-37482.html

13. Sigaraya yılda 15 milyar dolar harcıyoruz. http://www.ntvmsnbc.com/id/25101255/

14. SAĞLIK HARCAMALARI 9 YILDA 8 KAT ARTTI.http://www.medimagazin.com.tr/hekim
/sgk/tr-saglik-harcamalari-9-yilda-8-kat-artti-2-18-34892.html

15. http://www.medimagazin.com.tr/ana-sayfa/guncel/tr-dunya-saglik-harcamalari-127-trilyon-
dolara-cikacak-1-11-65015.html

16. SAĞLIK HARCAMASI 12 YILDA 16 KAT ARTTI.http://www.bugun.com.tr/saglik/saglik-
harcamalari-71-milyar-artti-haberi/206471

17. KAÇAK SİGARA TERÖRÜ FİNANSE EDİYOR. http://www.milliyet.com.tr/kacak-sigaranin-
para-trafigi-gundem-2058743/

18. Kanada'da 58 milyarlık Sigara Davası.http://www.milliyet.com.tr/kanada-da-58-milyar-
lik-sigara-davasi/gundem/gundemdetay/09.06.2012/1551346/default.htm

19. http://www.medimagazin.com.tr/medimagazin/tr-kalp-damar-hastaliklarinin-tedavisi-
ve-korunmasi-yetersiz-kaliyor-olum-vakalari-artiyor

20. http://www.medimagazin.com.tr/ilac-sanayi/genel/tr-ilk-9-ayda-ilaca-195-milyar-
euro-harcandi

21. http://www.medimagazin.com.tr/ana-sayfa/guncel/tr-ilacin-devlete-faturasi-artiyor

22. 230 milyar lira ''duman'' oldu.  http://mobil.hurriyet.com.tr/230-milyar-lira-duman-
oldu-28699012

23. 1999'da ABD'de sigara şirketleri sağlık masrafları için 25 yılda 246 milyar dolar ödemeyi
kabul etti 

http://gundem.milliyet.com.tr/kanada-da-58-milyar liksigaradavasi/gundem/gundemdetay
/09.06.2012/1551346/default.htm

24. 30 YIL SONRA TÜM TÜRKİYE DİYABET OLACAK :http://www.medimagazin.com.tr
/hekim/genel/tr-30-yil-sonra-tum-turkiye-diabet-olacak-2-12-65643.html

25. 21. YÜZYILDA BİR MİLYAR KİŞİ SİGARADAN ÖLECEK.  http://www.bbc.co.uk/turkce
/haberler/2015/03/150319_sigara_olum

26. BÖBREK HASTALIKLARINDA DÜNYA ŞAMPİYONUYUZ. http://www.gencdiyaliz.com
/forum/showthread.php?tid=2812

27. http://www.ulusalpost.com/prof-dr-erhan-babalik-turkiyenin-kalp-damar-hastaligi-haritasini-
cikardi-53931h.htm

28.  http://m.milliyet.com.tr/-en-az-3-4-milyon-kiside-kalp-yetersizligi-var--magazin-1008728/
29.  http://mobil.hurriyet.com.tr/yasam-tarzimiz-f-tipi-gibi-6291143

Bu yazı 2,615 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 21 Nisan 2017 Sömürü Sistemini Yıkmak Kolay Mı?
    • 10 Mart 2017 Bu bir Halk Devrimidir
    • 9 Şubat 2017 Bindik bir Alamete...
    • 2 Ocak 2017 Sağlıkta Milli ve Yerli Çözümler
    • 18 Kasım 2016 Neden bu kadar hastayız?
    • 19 Ekim 2016 Tarihimizle Yüzleşelim
    • 24 Ağustos 2016 FETÖ: Küresel Komplo
    • 21 Temmuz 2016 Milli Devlete Doğru
    • 1 Nisan 2016 Tatlı tatlı yemenin, acı acı geğirmesi olur
    • 9 Mart 2016 Hekimlik Öldü Yaşasın Doktorluk!
    • 14 Ocak 2016 Akademik Yozlaşma
    • 25 Aralık 2015 Bilimin Geldiği Son Nokta
    • 20 Kasım 2015 Sağlıklı Çözümü Hastalık Lobisi Engelliyor
    • 12 Ekim 2015 Aydınlar ve bilim dünyamız
    • 31 Temmuz 2015 Kahrolsun Engizisyon Anlayışı!
    • 15 Temmuz 2015 Bayram Gelmiş Neyime...
    • 2 Temmuz 2015 Bu yazıyı kalbinizle okuyun!
    • 10 Haziran 2015 Sigara ile Mücadele Böyle Olur mu?
    • 3 Haziran 2015 Sağlıkta Devrim
    • 21 Mayıs 2015 Sağlık ve Özgürlüğün Gaspı

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,089 µs