En Sıcak Konular

Vefa Önal



Vefa Önal
0 0 0000

Ruh-ı Arif



Ruh-ı arifin elinden pek çok şeyi almak kolaydır, zaten o Allah rızası için vermeye hep meyilli insandır.
Amma velakin, arif kişinin elinden kolay kolay alamayacağınız, vermeler kıyamadığı,  canından çok sakındığı bir şey vardır. O şey gönlüdür.

Yıllarca, gönlünü Allah’la muhabbet edecek inceliğe, temizliğe, zenginliğe ulaştırmak için çabalamış, bu uğurda kim bilir neleri neleri “kurban” etmiştir. Öyle ki sonunda bütün varı yoğu olarak gönlü görür, gönlü bilir olmuştur.

Arif kişinin en çetin sınavı da bu yüzden, “gönül ehli” olmayan karşısında verdiği sınav olmuştur. Böyle birine denk geldiğinde, oradan hızla uzaklaşmak, bir sohbet içinde olmamak için özen gösterir. Nadan kişinin bırakın sözünü, gözüyle, hal ve davranışlarıyla, hatta görünüşüyle bile gönlüne sızmasından hiç mi hiç haz etmez.

Bilir ki, gönlü, o kişinin çirkinliklerinden etkilenecek, bozulacak, berbat olacaktır.

Endişesinde haklıdır da. “Nadan” ile oturacak, sohbet edecek olur ise, kendini sonunda kötü hissedeceği, bir düşüncenin,  hatta hiç tasvip etmediği bir davranışın içinde buluverir.

Peki ama ne yapacaktır, o bir gönül ehlidir, gönüle olağanüstü değer verendir, karşısındaki kim olursa olsun, onun da bir gönlü olduğunu düşünüp incitmemek için aşırı duyarlılık gösterendir.

Ne var ki, bu duyarlılık onu kurtarmaya yetmediği gibi, tam tersine, onun aleyhine işler. Onun zayıf olduğu, istediği gibi yönlendirilip yönetilebileceği, “helva” kıvamında bir adam olarak algılanmasına yol açar.
“Gönül cahili” insan pek sever böylesini. Adeta içgüdüsel bir biçimde anlar, o kişi de kendisinde olmayan “kıymetli” bir şeyler vardır, birtakım hoş ve güzel şeyler vardır. Bunların adını koyamaz, açık açık tanımlayamaz ama bunlara temas etmek ister ve büyük bir konuşma  iştahıyla arifin gönlüne gönlüne abanır.

Karşısındakinin alçakgönüllülüğü ve sukut içinde, zarafetle üzerine gelen kabalığı savuşturmaya çalışması ise onu daha bir atak ve baskın olmaya iter.

Ruh-ı arif, ne olursa olsun,  karşımda gönlü olan bir varlık var diye düşünürek, örselemeden, usulünce sohbeti nasıl sonlandırıp oradan uzaklaşabilirim diye hesaplarken, bunun için kıvranırken ruhu dayak yemiş gibi olur.

Bu durumlarda, bazen sonradan kendisini çok üzecek, kırıcı bir davranışta dahi bulunabilir, ariflik söz konusu gönlün korunması olduğunda bunu yapabilir. Ona göre saygısızlık olabilecek bir şekilde oradan ayrılabilir. Aslında diğeri için bu bir saygısızlık sayılmaz bile, belki biraz şaşırır o kadar. Ama işte incelmiş gönül, kaba gönlün yükünü de çeker, onun yerine de incinir.

Gerçekte, arif olan sabırlı olan insandır ve ondan sabır beklenir. Onu bu özelliğinden feragat etmeye iten çok az şey vardır, gönülün korunması bunların başında gelir. Çünkü gönül bulandığında arifin bütün kimyası alt üst olur.

Bu durumu Hacı Bektaş Veli pek çarpıcı dizeleştirmiştir:

Arif ile edersen sohbet alırsın mertebe
Cahil ile edersen sohbet dönersin merkebe


Arifin böyle bir duruma düşmekten ödü kopar elbette, ama kendi gibi olan değil, olmayan çok fazladır. Dolayısıyla her zaman her yerde böyle nahoş ilişkilerle yüz yüze gelme olasılığı yüksektir.
Ondandır ki gönül ehli insanlar elden geldiğince bir köşeye çekilmeye, kendi gibi olanlarla oturup kalkmaya özen gösterirler.

Bu anlamda bir gönül ehli bir gönül ehliyle buluştuğunda, bir “bayram” zuhur eder. İki tarafın da gülleri açılır. Muhabbetten şerbet damlar, “ezelden bilişen” ruhlar olduklarının hissiyatıyla, bin yıllık tanış gibi konuşur kaynaşırlar. “Naehli” karşısında büzülen, belagat yeteneğini kaybeden dilleri, ehlini bulunca çözülür şakımaya başlar. Hiç bilmedikleri, o ana kadar hiç düşünmedikleri hikmetler, varidatlar ard arda tecelli eder kalplerinde, kelimelerinde.  O kıskandıkları gönüllerini, Cömertçe paylaşırlar birbirleriyle, hak edeniyle.

“Hayatta dosttan başka hiçbir şeyi kıskanmadım. Yarasından taze kan sızan gönül ehline, dostların yüzünü görmek merhem gibidir” Şeyh Sadi.

Arif arifi bulduğunda dost dostu bulmuş olur, nadanların kanattığı gönül yarasına “merhem” sürmüş olur. Dahası gönlünü kıskanan Arif, dostunu sakınmaya başlar. Çünkü onun gönlüyle dostun gönlü “bir” olmuştur. O gözü gibi sakındığı gönlünü, ehline ardına kadar açıp vermiştir.

Sonuç, ruh-ı arifin en çok sakındığı şey gönlüdür, ama en çok vermeye hazır olduğu da gönlüdür.
Siz yeter ki ona, “Dosttan” haber verecek  “dosttan” haber verin.



Bu yazı 2,418 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 18 Mart 2016 Aslında Siz Hiç İnanmadınız ki
    • 13 Kasım 2015 Eşikteki İnsan
    • 15 Haziran 2015 Sır Ehli
    • 3 Mart 2015 Kesinlik Allah’la Gelir
    • 23 Aralık 2014 Ruh-ı Arif
    • 5 Kasım 2014 Sırra Yolculuk
    • 21 Ekim 2014 En Çok Şimdi Oku’mak

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,756 µs