En Sıcak Konular

Bilal Kemikli



Bilal Kemikli
0 0 0000

Güzel şeyler oluyor



Güzel şeyler oluyor… Kar yağıyor. Kar, yavaş yavaş, yumuşak yumuşak, ama sabır ve metanetle yağıyor. Yağdıkça, arka bahçede gösterişli zakkum ağacının yapraklarında birikiyor, birikiyor ve nihayet dallarına adeta secde ettiriyor.

Öğrencilerime arka bahçeyi temaşa edip, kar üzerine düşünmelerini söylüyorum. Karı, bahçede, ağaçların, çiçeklerin ve otların arasında seyretmek, âlemi kitap gibi tasavvur edip, oradan okumaktan sözediyoruz. Bakıyorlar… Ta başından beri, sanat ve bilim insanları hep bu kitabı okudu. Önce, diyorum; insanın gözleri açılmalı. Neye, niçin baktığını bilmeli insan. Bakış eğitimi olmadan sanat ve edebiyat olmaz. Bilim de olmaz.

Önce bakmayı öğrenmeli. Saka Postu’ndaki derviş adayı gibi, önce bakmalı. Böyle diyorum ve hemen aklıma Yunus’un bir mısrası geliveriyor: “İlim hod göz hicâbıdır dünya âhret hesâbıdır!”

İlim, göz hicabıdır… İlim, nasıl bakmamız gerektiğini söyler bize. Ama o nasıl ilmi tecrübe ve birikimin içinde münderiçtir. Oysa insanın kendiliğini fark etmesi, perdeleri kaldırıp, olduğu gibi âlemi temaşa etmesinde saklı. Şu şöyle dedi, bu böyle dediden öte, bu böyledir, bizzat ben bunu tecrübe ettim, gördüm demek için o perdelerden kurtulmanın yollarını aramalı. Bütün o nazariyeler, o paradigmalar orada kalsın… Ezberlediğin şiirleri, şarkıları da unut, unutabilirsen. Safça âleme bak… Âlemdeki o hali oku!

Pencereden kara, daha doğrusu bahçeye bakan öğrenciler çok güzel aktarımlarda bulundular. Elbette bazılarında, evvelden öğrendikleri imgeler ve çağrışımların izleri vardı. Ama safiyetle zuhur eden doğuşlar da. Mesela birisi, oradaki badem ağacını ilk defa fark ettiğini söyledi. Kar, badem ağacını fark ettirdi… Nasıl da günlük meşgaleler içinde bakmaktan mahrum kalıyoruz, diye düşünmedim değil. O anda Andre Gide’nin Batak’ını hatırladım. Batak’ta, evinin bahçesindeki ağaçlara fark etmesine, zaman bulamayan yazar kendi kendini hicveder.

Maalesef, yoğun meşgaleler içinde kıvranıp duruyoruz. Çoğumuz, Gide’nin ve Batak’ın kahramanıyla aynı kaderi paylaşıyoruz. Hep bir çıkış arıyoruz; ama nafile. İşte debelenip durdukça, elindeki zaman hazinesi adeta buhar oluyor. Tükeniyoruz…

Bakmak, tükendiğimizin farkına varmamızı sağlıyor. Tükenmemek için, daha derinden, daha kuşatıcı bakmasını bilmeliyiz, diyorum. O anda çocuklar değerlendirmelerini yaparken gözüm, daha evvel kestiğim bir gazete küpürüne takılıyor. Göz eğitimi aldıkları belli olan birkaç genç, mahallelerindeki kimsesiz yaşlıların bakımıyla alakalı bir sosyal proje geliştirmişler. Yaşlıları ziyaret edip, evlerini temizliyor, onlar için alış veriş yapıyor, tedarik edebilecekleri kadarıyla ihtiyaçlarını karşılıyorlar… Ne kadar güzel bir proje, ne kadar anlamlı!

Gençleri gıpta ediyorum… Bakmak, fark etmektir. Fark etmek, dert edinmek. Dert edinmek ise, sizi alıp çözüme götürüyor. Bu kara kışın ülkemizi istila ettiği şu günlerde, yaşlı ve kimsesizleri düşünmek, onların sorunlarını çözmek; ne kadar güzel. Güzel şeyler oluyor, azizim, güzel!

Sonra son dönemlerde terörü bitirmeye dönük oluşan iradeyi düşünüyorum… Kardeşi kardeşe düşman eden hain ellere karşı bir mutabakat oluştu. Gözyaşlarını silmeye, akan kanı durdurmaya niyetli olan bu irade, karakışta adeta bir bahar meltemidir; ne güzel.

Ne diyordu şair? “Güzel şeyler olacak çocuklar!” Evet, güzel şeyler oluyor; kar yağıyor, aklanıyor, paklanıyor, tertemiz oluyor yerküre. Yardımlaşma ve huzuru temin etme niyetinde olan çabalar çoğalıyor, insanlığımız artıyor. Hoş geldin kar, hoş geldin insan! 

Bu yazı 1,251 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 11 Nisan 2016 Öğrencime Mektup
    • 5 Şubat 2016 Sahici Büyük Kimdir?
    • 24 Ocak 2016 Aşkın Yolcuğu'na Dair
    • 1 Ocak 2016 Kar taneleri: Semada raks eden dervişler
    • 21 Aralık 2015 Eksik Gören Eksiktir
    • 10 Ağustos 2015 Çeşm-i Cihân'a Ağıt
    • 9 Temmuz 2015 Tevazu: İnsan toprağını işlemek
    • 28 Haziran 2015 Ses vermek?
    • 24 Haziran 2015 Bu kitap neden yazıldı?
    • 4 Haziran 2015 Muhalefeti mi seçeceğiz?
    • 10 Mayıs 2015 Ruhuma Sükünet Veren Şehir
    • 20 Nisan 2015 Sevgili kızım, beklemeyi bilmeliyiz
    • 5 Nisan 2015 Bedhah tuzaklara karşı
    • 9 Mart 2015 Bu iyi bir zamandır
    • 12 Şubat 2015 Oğluma birkaç not
    • 27 Ocak 2015 Öğüt Almak: Nasihatname geleneğimize dair
    • 19 Ocak 2015 Son hadiselere ve tartışmalara dair
    • 29 Ekim 2014 Dostun Bahçesinde Teferrüç Etmek
    • 14 Ekim 2014 Camide buluşalım…
    • 9 Eylül 2014 Bir Gönül Köprüsü

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    15,086 µs