En Sıcak Konular

Mümtaz'er Türköne


Mümtaz'er Türköne
0 0 0000

Siyaset, artık dine alet edilmiyor!



Çok uzun zamandan beri "din-siyaset" ilişkisi tartışmıyoruz. "Din siyasete alet ediliyor" sözü, uzun yıllar merkez sağ partileri köşeye sıkıştırmak için kullanıldı. "Laiklik elden gidiyor" dendiğinde, halkın devlet tekelindeki dine olan talebinin sorun teşkil ettiğini anlıyorduk.

Darbelerin neredeyse yegane gerekçesini oluşturan bu itirazlar, askerî vesayet düzeninin sona ermesiyle sırlara karıştı. Laikçiliği din karşıtlığı üzerinden bir "siyasî karşı-din" olarak tarif edersek, artık bu dinin müşterisi de kalmadı. Dolayısıyla artık siyaset dine alet edilemiyor.

Ya CHP?

CHP çok akıllıca bir şey yapıyor. Artık AK Parti hükümetini ve icraatlarını, din-siyaset ekseninde eleştirmiyor. Laik hassasiyeti kullanmıyor. AK Parti'nin muhafazakâr söylemleri arasında öne çıkan dinî sembollere karşı saygılı bir dil benimsiyor. Göstergeler çok somut. 4+4+4 reformu, açıkça din eğitiminin önünü açmak ve imam hatiplerin orta kısmına hayat vermek için yapılmışken CHP bu topa girmiyor. Çocukların 66 ayına itiraz ederken, dinî muhtevalı derslere ve imam-hatiplere karşı alışılagelmiş muhalefeti yürütmüyor.

Sadece CHP Genel Başkanı'nın üslubunda değil bu farklılık; belirlenmiş bir stratejinin ürünü olarak örgütlü bir şekilde uygulandığı anlaşılıyor. CHP'ye yakın medya organlarında da hükümete yönelik laiklik eksenli bir muhalefet görülmüyor. Kontrol altına alınamayan kalemlerden veya kültür-sanat haberleri arasından fırlayan eski alışkanlıkların tezahürleri ise pek göze çarpmıyor.

Strateji çok akıllıca; çünkü eski alışkanlığın ne CHP'ye bir getirisi var ne de AK Parti'yi frenleyecek gücü. CHP, din üzerinden AK Parti ile kutuplaştığı zaman ürettiği mesajların tamamının menzili azalıyordu. AK Parti'nin önüne haksız rekabet üstünlüğü verdiği çok geniş bir alan açıyordu. CHP'nin bu ısrarından vazgeçmesi, siyasetin temel parametreleri ve üslubu için çok köklü bir değişikliğin habercisi. Din, dinî semboller, halkın dindarane talepleri siyasî tartışma konusu olmaktan çıkartılıp, muhafazakâr politikalara avantaj sağlayan dindarlık tekeli sona erdiğinde CHP'nin önünde eşit rekabet fırsatları doğacak. Semboller, üstelik kutsallar üzerinden yapılan siyaset, yerini reel sorunlara bırakacak.

Anayasa Uzlaşma Komisyonu'ndaki manzara böyle değil. CHP, "din ve vicdan hürriyeti"nin formüle edilmesinde, 61 ve 82 Anayasası'nın katı laikçiliğini sürdürmeye çalışıyor. Aslında AK Parti'nin savunduğu Anglo-Sakson tarzı sekülarizm ile CHP'nin Fransız usulü (ama arkaik) laikçiliği karşı karşıya geliyor. Din ile siyaset arasındaki ilişkiyi tanzim eden bu iki farklı anlayışın ilki, yani sekülarizm din ve vicdan hürriyetini merkeze alır. Temel ölçü, düzenlemelerin bireyin din ve vicdan hürriyetini koruma yeteneğidir. Bireyi kendi inancını koruyacak, ifade edecek ve baskılardan uzak tutacak kamu düzenini tesis etmek asıl meseledir. Laiklik ise din ile siyaset arasındaki ilişkiyi devleti merkeze alarak çözer. Devlet dinler karşısında tarafsız olduğu takdirde, din-siyaset ilişkisinin düzene gireceğini iddia eder. Komisyondaki tartışma bu iki anlayışın karşı karşıya geldiğini gösteriyor. AK Parti bireyin inanç özgürlüğünü eksen alıyor; CHP ise devletin tarafsızlığını. Problem, bu farklı yaklaşımların pratikteki karşılığıyla ilgili. Bizim devletimiz dinler konusunda tarafsız değil; olması da imkânsız. Diyanet İşleri Başkanlığı bir anayasal kurum olarak devam ettiği sürece bu tarafsızlığı kimse iddia edemez. AK Parti'nin formülü ise din ve vicdan özgürlüğü üzerinden sorunu kökünden çözüyor. CHP'nin devlet üzerinden sağlanacağını iddia ettiği ama fiilen uygulanamayan bütün garantileri anayasa hükmüne dönüştürüyor.

Komisyon'daki bu tartışmanın "inanmama özgürlüğü" olarak medyaya yansıması tam bir mugalata. Din ve vicdan hürriyeti otomatik olarak negatif düşünceleri ve tutumları da kapsar. "İnanma" doğal olarak "inanmama"yı da bir hürriyet olarak getirir. Şöyle düşünelim: İnanmama hürriyetinin olmadığı bir yerde inanç hürriyetinden değil inanç mecburiyeti gibi inananı da zora sokacak saçma bir durumdan söz edilebilir.

Türkiye, AK Parti tarafından tam on yıldır yönetiliyor. Değişen ne var? Siyasetin artık dini teğet geçecek olması hem dindarlar hem siyasetçiler için bir kazanç değil mi?

zaman

Bu yazı 477 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Bu sefer çözülecek mi?
    • 16 Eylül 2012 Din eğitiminde devlet tekeli kalkıyor
    • 14 Eylül 2012 Siyaset, artık dine alet edilmiyor!
    • 13 Eylül 2012 CHP, PKK ile müzakere yapabilir mi?
    • 9 Eylül 2012 Merkez Sağ'ın son noktası
    • 7 Eylül 2012 Başbakan sertleşmekte haklı mı?
    • 28 Ağustos 2012 Hükümet haklı çıktı
    • 26 Ağustos 2012 Kawa ve Ergenekon
    • 24 Ağustos 2012 Terör sorunu ayrışıyor
    • 17 Ağustos 2012 Hem şiddet üreten, hem barış isteyen bir örgüt
    • 16 Ağustos 2012 'Paralel devlet'in iflası
    • 12 Ağustos 2012 Kürt, Türk, Alevî ve Sünni olmak
    • 10 Ağustos 2012 Yangını kim söndürecek?
    • 5 Ağustos 2012 Ordulaşan partiler ve partileşen ordular
    • 22 Temmuz 2012 Davutoğlu haklı çıkarsa?
    • 17 Temmuz 2012 'Hücre yenilenmesi'
    • 29 Haziran 2012 ÖYM'leri kaldırması için hükümete yetki verdiniz mi?
    • 24 Haziran 2012 Türkiye savaşa girer mi?
    • 21 Haziran 2012 Teröre teslim olmak
    • 19 Haziran 2012 Çözüme yakın mıyız?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,959 µs