En Sıcak Konular

Ahmet Taşgetiren


Ahmet Taşgetiren
0 0 0000

Kalp dili



"Kalp dili" Başbakan'ın kendisini anlatmak için seçtiği bir ifade. Bunun "gönül dili, yürek dili, samimiyet" gibi başka söylenişleri de var.

Tayyip Bey, siyasette böyle yol aldı denebilir. Sanırım halktaki karşılığı da, bu "kalp dili"ne paralel oluşmuş durumda. Şu anda da, toplumun çok geniş bir kesiminde -ki bu yüzde 50'nin üstünde bir toplum kesimine tekabül ediyor- kalp dili boyutuyla yansıma buluyor.
 
İnsan devlet olunca, herkesi, her çıkarı karşılayacak bir kalp dilini bulmanın zorlaştığı zamanlar olması tabii.
 Ancak, iktidarının onuncu yılında bile, mesela salı günkü grup konuşmasında, Uludere söz konusu olunca "kalp dili"ni söylem olarak devreye soktu.
 
Ama bakıyorum, Uludere'deki "kalp dili" söylemi, bu sözün en çok yansıması beklenen dünyada yeterli karşılık bulmuyor.
 
Yani ben Tayyip Bey'in kalp dilinin mesela Uludere'deki annelerin yüreğinde yansımasını beklerim.
 Ondan öte, tüm Doğu-Güneydoğu'da, kendilerini Uludere ile duygudaşlık ikliminde gören Kürtler'de yankı bulmasını beklerim.
 
Grup konuşmasında "kalp dili"ne vurgu yaptığına göre kendisinin de bu işten siyasi rant üretmek isteyenlere değil tabii ama Uludere'nin yüreği yaralı insanlarına, annelerine ulaşmak istediği çok açık.
 
Uludere'de kalp dili sınavı

Ama olmadı.
 Oralardan hâlâ duygu kırılmasının akisleri yansıyor ve bu akisler, kalp dili vurgusunu yaralıyor.
 
Kolay değil dedim, devlet olunca kalp dilini her an devrede tutmak ama bence bunu başarmak da Türkiye'de birçok şeyi düzeltmenin en kaçınılmaz yolu.
 
Elbet bir siyasi duruşunuz olacak ama Türkiye, gerçekten çok yaralanmış bir toplum ruhuna sahip.
 
Osmanlı'nın yıkılış sürecindeki sancıları aşalım, ardından gelen köklü sistem değişimi, tek parti dönemi, devrim sancıları, çok partili hayatta 5 askeri müdahale, gençlik hareketleri, terör, ayrılıkçılık, mezhep farklılıklarının üzerinden yapılan kışkırtmalar... 90 sancılı yıl...
 
Böyle bir toplum vasatında, o sancının bir parçası olmak ya da yeni bir inşa misyonu üstlenmek...
 Tayyip Erdoğan, arkadaşlarıyla eğer bu ikinci misyona soyunmuşsa, aslında bence o iş ancak kalp diliyle yapılabilir.
 
Tayyip Erdoğan, üçüncü dönemdir iktidarda. Şu anda yüzde 50'nin üstünde oyu var. İtirazlar olsa bile, bu itirazların, hemen yarın bir iktidar alternatifine dönüşeceğine yönelik bir belirti de yok.
 
O zaman, Tayyip Erdoğan'ın ve onun liderliğini yaptığı AK Parti'nin, itirazlara rağmen iktidarını sürdüreceği muhakkak.
 
Kalp adamı profili
 
Peki neyi ister Tayyip Bey, yüzde 50'nin oyu ile, diğer yüzde 50'ye boyun eğdirilen bir yapıyı mı yoksa yüzde 50'den oy alıp diğer yüzde 50'nin de, en azından yüreğinde baskı, zorlama, boğulma, bunalma hissetmediği, "Ben düşüncelerine katılmıyorum, bazı davranışlarını hatalı buluyorum ama gene de iyi niyetle hizmet etmeye çalıştıklarına inanıyorum" diyeceği bir sosyal iklim mi? Diyelim, "oy vereceğiniz ikinci parti" sorusuna, CHP'liden de, MHP'li ve BDP'liden de önemli bir miktar "AK Parti" cevabı verdirecek bir geçişlilik duygusunu hasıl etmek mi?
 
Ben, Tayyip Erdoğan'da bu ikincisini, ki o "kalp dili" ile gerçekleşir, görürüm. Yani mayası odur. Tayyip Bey odur.
 
Aslında düşünürüm ki, diyelim bir başkanlık-yarı başkanlık profilinde Türkiye'ye lazım olan lider tipi de odur.
 Tayyip Bey, siyasette devam edecekse ki etmeli bence tam şu sırada oturup, bir "Kalp dili" değerlendirmesi yapmalı.
 
Bir ara "Kendisi olsun yeter" diye yazmıştım. Evet, kendisinin de kalp adamı olduğuna inanırım.
 Ama şu an yapılması gereken on yılın ardından, "Kalp adamı bir siyasetçi" profili üzerinde detaylı bir beyin emeği vermek. Dostları da dinleyerek...

bugün


Bu yazı 806 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 25 Eylül 2012 Vesayet tortusunu silmek...
    • 20 Eylül 2012 Ana gündem: Terörü yok etmek
    • 12 Eylül 2012 Gültan Kışanak kaçırılsa...
    • 11 Eylül 2012 AK Parti formatının önemi
    • 9 Eylül 2012 Ne kadar çok ''keşke'' diyoruz
    • 7 Eylül 2012 ''Akil adam'' enstrümanı
    • 28 Ağustos 2012 MGK ne yapacak?
    • 26 Ağustos 2012 Düşme, düşersen üzerine çullanırlar
    • 19 Ağustos 2012 Bayram nostaljisi
    • 14 Ağustos 2012 Aygün ve bölgenin çıplak gerçeği
    • 12 Ağustos 2012 115 asker ölseydi...
    • 9 Ağustos 2012 ''Güvenlikçi politika''
    • 7 Ağustos 2012 Şemdinlili bir ananın Karayılan'a mektubu
    • 2 Ağustos 2012 ''Daha büyük harita''
    • 27 Temmuz 2012 Ortak mutluluğu planlamak
    • 26 Temmuz 2012 Ortadoğu'da ne oluyor?
    • 24 Temmuz 2012 Bölgesel Kürt yapılanması
    • 19 Temmuz 2012 Erdoğan'ın kurgusu ne?
    • 18 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu için son raunt
    • 27 Haziran 2012 Türkiye sınanıyor

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,938 µs