En Sıcak Konular

Mustafa Ünal


Mustafa Ünal
0 0 0000

28 Şubat'ın silahsız kuvvetleri



28 Şubat sadece askerden, yalnızca Çevik Bir ve arkadaşlarından ibaret görülebilir mi? Hayır.


İşin odağında askerin olduğu muhakkak... Ama şu da gerçek ki; 28 Şubat çok boyutlu, çok taraflı bir darbeydi. Bir koalisyon yani...

Generallerin, tankların yanı sıra 28 Şubat'ın 'silahsız kuvvetleri' de var. Bu tabir benim değil, bizzat sürecin aktörleri tarafından dillendirildi. 28 Şubat'ı çok iyi özetlediğini söylemek lazım. Silahsız kuvvetlerin kim veya kimler olduğunu öğrenmek hiç zor değil. O günlerin gazete manşetlerine göz atmak yeterli...

Kastettiğim sadece beşli çete değil elbette. Siyaset ayağı var sözgelimi. 50'ye yakın milletvekilinin DYP'den istifası dönüm noktasıydı. O milletvekilleri herhalde kendi inisiyatifleriyle ayrılmadı partilerinden. Korku, baskı, şantaj, maddi menfaat ve ikbal vaadi var. Bunlar suç değil mi?

Refahyol bloku, bu istifalarla çöktü. Yeni bir hükümetin önü açıldı. Hüsamettin Cindoruk'un liderliğinde 'DTP' adıyla bir parti kuruldu. Ve siyasetin kaderi belirlendi. DTP sandıktan çıkmadı ki... Bir mühendislik ürünüydü.

50 milletvekilinin istifası aydınlatılmadan 28 Şubat anlaşılamaz. Dava sürecinin nasıl gelişeceğini kestirmek güç ama siyasette yaşananların yargının konusu olması yadırganmamalı.

Kesin olarak inanıyorum ki, silahsız kuvvetler olmasaydı böylesine başarılı psikolojik harp yürütülemez, 28 Şubat neticeye ulaşamazdı. Her şey silahlı kuvvetlerin rahatsızlığıyla sınırlı kalırdı.

Soruşturmanın yalnızca askerle sınırlı tutulması, dar alana hapsedilmesi o yüzden doğru değil. Silahsız kuvvetlersiz bir 28 Şubat eksik kalır.

Bu demek değil ki kurunun yanında yaş da yansın... Önüne gelene hesap sorulsun. Özensizliğin, davaları olumsuz etkilediği görüldü. Hakkını teslim etmek gerekir; ilk dalgada yargı 'iyi sınav' verdi. Belli ki eleştirilerden gerekli dersleri çıkardı.

Çevik Bir ve arkadaşlarının kapısına sabahın köründe dayanmadı. Günün ışıması beklendi. Kamuoyuna bilgilendirici açıklamalar yapıldı. Aynı ihtimamın ilerleyen aşamalarda da tekrarlanacağını söylemek yanlış olmaz.

İlk dalganın Çevik Bir'den başlaması doğru adım. Darbenin en önemli aktörü o. Dönemin en kudretli generali. Gerçi elinde çantasıyla sivil polislerin arasında yürürken veya uçağın en arka koltuğunda tedirgin gözlerle etrafı kolaçan eden fotoğrafı o eski halinden eser kalmadığını gösterdi.

Çevik Bir, kudretli günlerinde sağa sola nizamat vermekten çekinmedi. Milliyet Gazetesi'nin yazarlar toplantısına katıldığını iki yıl önce, içeriden bir isim, Taha Akyol açıkladı. Üzerinde üniformasıyla gelen Çevik Bir, gazete yazarlarına 'İrtica yayılıyor, Atatürk Cumhuriyeti elden gidiyor...' diye anlattı. Yazar toplantısında üniformalı Bir general...

Sincan'da tankların yürümesinden de birinci derecede o sorumlu. Ayrıntıları medyaya yansıdı. Cumhurbaşkanı Demirel'in telefonuyla 'tankların yürüdüğünden' haberdar olan Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Çevik Bir'i odasına çağırdı. Gergin bir ifadeyle 'Tankların yürütülmesi emrini kim verdi?' diye sordu.

Çevik Bir, 'Ben verdim' dedi. 'Keşke yapmasaydın. Çok nazik bir dönemden geçiyoruz...' dedi Karadayı. Bu cevaba öfkelenen Çevik Bir, Karadayı'nın üzerine yürüdü, iki yakasına yapışarak 'İrticanın ülkeyi ele geçirmemesine göz mü yumacağız?' dedi. Bu sahne, Çevik Bir'in 28 Şubat'taki rolünü iyi anlatıyor.

28 Şubat, acımasız, kural ve sınır tanımayan bir darbe. Kara Kuvvetleri Komutanı'na Kıbrıs'ta kurşun atıldı. Hüseyin Kıvrıkoğlu milim sapmayla, kıl payı kurtuldu. Yargı, bu kurşun olayını da aydınlatmalı.

Psikolojik harpçi silahsız kuvvetler göz ardı edilerek 28 Şubat yargılaması yapılamaz.
 
zaman


Bu yazı 465 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 26 Eylül 2012 Balyoz duruşu
    • 23 Eylül 2012 'Balyoz' yok sayılamaz
    • 19 Eylül 2012 Menderes'in kabrinde bir CHP lideri
    • 5 Eylül 2012 İki görüşme...
    • 29 Ağustos 2012 Çiçek'in çıkışı
    • 1 Ağustos 2012 Tutukluluk avantaja dönüşmemeli
    • 29 Temmuz 2012 Rüya gibi
    • 25 Temmuz 2012 Suriye nelere gebe?
    • 18 Temmuz 2012 CHP değişir mi?
    • 1 Temmuz 2012 Davutoğlu ile Suriye...
    • 27 Haziran 2012 Cevap, yeri ve zamanı geldiğinde...
    • 20 Haziran 2012 Dağlıca yine dağladı
    • 17 Haziran 2012 7+5 senaryoları
    • 13 Haziran 2012 Kürtçe derste tarihî adım
    • 8 Haziran 2012 İyimser hava
    • 30 Mayıs 2012 'Hassas ve gerilimli iş'
    • 23 Mayıs 2012 Meclis'te Erdoğan barışı
    • 18 Mayıs 2012 Rota başkanlık sistemi
    • 16 Mayıs 2012 Tutuklu vekillere yasayla tahliye yok
    • 9 Mayıs 2012 28 Şubat'ın dalga boyu

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,559 µs