En Sıcak Konular

Ahmet Kekeç


Ahmet Kekeç
0 0 0000

Suriye’yle savaşa mı giriyoruz?



Bu yazı birkaç saat sonra hükmünü kaybedebilir. Mehmet Ali Birand’ın mazmunlaştırdığı ifadeyle, “sıcak günler yaşıyoruz” ve siz bu satırları okuduğunuzda, BM Suriye temsilcisi Kofi Annan’ın Beşar Esed’e verdiği süre dolmuş olacak.

Bu arada ben de zuhurata tabi oldum, “Esed” dedim.

Bildiğimiz Beşar Esat oysa.

Hafız’ın oğlu...

Rıfat’ın da yeğeni...

Baba-amca, vaktiyle Hama’da el ele vermiş, tarihe “Hama katliamı” olarak geçen büyük kırımı gerçekleştirmişlerdi. Amca Rıfat, ayrıca, ihtirasları olan bir kişiydi, Muhaberat’taki nüfuzunu kullanarak, birkaç kez yönetime el koymak istemiş, sonunda ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı.

Esed’ler, kan dökmeyi seviyor.

Kanla kurulmuş iktidarın devamının, ancak kanla temin edilebileceğini düşünüyor...
 
Bizimkiler de “kanla” kurmuşlardı ama işin bir de “irfan” boyutu vardı. İrfan olmasaydı (“halkın irfanından” söz ediyorum), kanla kurulmuş Cumhuriyetimiz, 27 Mayıs savrulmasıyla birlikte, “Baasçı” bir azınlığın tahakkümü altına girecekti.

Baasçılarımız boş durmadı tabii...

Önce Talat Aydemir, sonra Cemal Madanoğlu üzerinden gerekli girişimlerde bulundular. Başaramadılar... Bir sürü insanın da ölümüne neden oldular... Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölümünden, birinci derecede, yerli Baasçılarımız sorumludur... Hasan Cemal’in “Kimse Kızmasın, Kendimi Yazdım” kitabını okuyun, Baasçılarımızı görün, tanıyın...

Beşar Esed de Baasçıydı ve babasının oğluydu. O da, tıpkı babası gibi, Hama’da bir katliama girişti ve başarılı (!) oldu.

Esed’den beklenen, oysa, yeni bir anayasa yapması, muhaliflere yönetimde söz hakkı tanıması, ifade ve inanç özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırması idi...

Bunun sözünü vermişti.

Bir de “yol haritası” çizmişti.

Komşu ve civar ülkelerin riyasetinde, usul usul bir geçiş olacaktı. Bürokrasi ürkütülmeyecekti. Karşıtlıklar ve farklılıklar, mezhep masuniyeti gözetilerek ele alınmayacaktı. Rahmetli Erbakan’ın ifadesiyle, “kanlı değil, tatlı bir geçiş” olacaktı.

Fakat, defansları güçlü bir devletti Suriye... Hâlâ ordunun ve Muhaberat’ın sözü (kararı) geçerliydi ve eski alışkanlıkları esnetmek kolay değildi. Muhaberat’ın da, “sergerde amca” Rıfat’ın etkisi altında olduğu söyleniyordu.

Rıfat kimin etkisi altındadır, rivayet muhtelif.

İşi İsrail’e ve MOSSAD’a kadar uzatanlar var ama meseleyi detaylandıracak bilgiye sahip değilim.

Fakat, Esed’in başaramadığı, halkı (muhalifleri) ezerek yönetimin devamını sağlama yoluna gittiği, dünyadan yükselen itiraz seslerine kulak asmadığı vakıa.

Bugün Türk matbuatında bazı haberler okudum. Ürktüm.

Buna göre Türkiye, halkı Baas rejiminin zulmünden kurtarmak ve doğru dürüst bir yönetimi işbaşına geçirmek için Suriye’ye giriyor. Yani, Suriye’ye savaş ilan ediyor.

Bunu isteyenler var ama AK Parti yönetiminin böyle bir niyet içinde olduğunu düşünemiyorum. İnşallah değildir.

İşin, “Bu savaş İsrail’e yarar, Hizbullah’ın eli zayıflar, sıra İran’a gelir” boyutunu geçiyorum... Bölgesel bir savaşın, Hizbullah’ın can damarlarını keseceği için İsrail’e yarayacağı, İsrail saldırganlığını artıracağı vakıa... Bu tehlikeyi de göz ardı etmemek lazım.

Fakat, böyle bir müdahale, Türkiye’nin felaketi olur...

Kürt meselesiyle başı zaten belada olan Türkiye’nin, illa ki “mezhep çatışmasına” dönüşecek bu savaşta kaybedecekleri, kazanacaklarından kat kat fazla.

Dilerim, aklıselim galip gelir.

star


Bu yazı 619 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 26 Eylül 2012 Balyoz ve empati
    • 5 Temmuz 2012 Hükümeti ve cemaati çökertecek tek isim
    • 26 Haziran 2012 Ben olsam bu gazetecileri sürerdim cepheye
    • 20 Haziran 2012 Bu yazıyı Kürt kardeşlerim okusun
    • 4 Haziran 2012 Nerede bu inek?
    • 28 Mayıs 2012 Kana kan istermiş!
    • 14 Mayıs 2012 ‘Kes zırvalamayı’
    • 1 Mayıs 2012 Menderes de cami yıktırmış... Ne utanmaz adamlarsınız siz!
    • 20 Nisan 2012 Erol Özkasnak
    • 12 Nisan 2012 Suriye’yle savaşa mı giriyoruz?
    • 10 Mart 2012 ‘Zavallı Başbakan’
    • 29 Şubat 2012 Paşa niçin kendini öptürmedi?
    • 27 Şubat 2012 Bizi yormayın kardeşim
    • 17 Şubat 2012 Siz kimi kandırıyorsunuz?
    • 3 Şubat 2012 Rezil olmaya doymadınız mı?
    • 1 Şubat 2012 İyi ki sivil vesayet varmış, şerrinizden korunuyoruz
    • 19 Ocak 2012 Denktaş’ı diriltmek mi?
    • 14 Ocak 2012 Hangi gazeteciler valiz hazırlıyor?
    • 12 Ocak 2012 Kozinoğlu hakkında korkunç karartma
    • 2 Ocak 2012 İlan ediyorum: Hiç yüzleri kızarmayacak!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,796 µs