En Sıcak Konular

Ekrem Dumanlı


Ekrem Dumanlı
0 0 0000

Terlik



Bir de şöyle düşünelim: Her yaştan, her etnik gruptan insan el ele vermiş, Nevruz'u bir bayram neşvesiyle kutluyor. Memleket tam bir şenlik yerine dönmüş, ayrılık-gayrılık fikrinin yol açtığı hatalar bertaraf edilmiş, halklar kucaklaşmış, insanlar binlerce yıldır süren bir geleneğin meydana getirdiği kaynaşma vesilesiyle kenetlenmiş...


Çok mu iyimser bir tablodur bu?

Aslında sayılmaz. Ne var ki birilerinin gönlünde ne kaynaşma var ne kucaklaşma. Günler öncesinden örgütten sızan bilgiler, "meydanları kana bulayın" diyordu. Her şeye rağmen BDP'nin başvuruları değerlendirilip 18 Mart günü büyük meydanlarda yapılacak merasime müsaade edilebilir miydi? Aslında olması gereken, herkesin dilediği yerde, dilediği günde Nevruz'u kutlamasıdır. Tek bir şartla! Terör endişesi yaşanmayacak.

Ne yazık ki Kürtler adına siyaset yaptığını iddia eden parti "meydanları kana bulamak" isteyenlerin uyardığı havayı dağıtacak kadar barışçı bir görüntü ver(e)miyor. PKK'nın tehditkâr ve kışkırtıcı tavrına boyun eğmesi bir yana; meseleyi daha da çatışmacı bir alana sürüklüyor. Eğer parti, örgütün zincirlerini bir miktar kırabilse ve topluma "Endişeye gerek yok; Nevruz bir şenlik havası içinde geçecek" garantisi verebilse, her şey bambaşka olacak. Ne yazık ki öyle bir atmosfer meydana getiril(e)miyor.

Daha gündeme Nevruz'un gölgesi düşmemişken sarf edilen hırçın sözler, kutlamaların kanlı olaylara sahne olacağı şüphesini doğuruyor. Bırakın hükümetin bir kısım istihbarat bilgileri çerçevesinde gösterilere izin vermemesini; sade vatandaş bile PKK-BDP güdümlü programlardan ciddi manada endişe duyuyor.

Böyle kutlama mı olur? Birtakım insanlar, vatandaşın ekmek teknesini rastgele ateşe veriyor, toplu taşıma araçlarına saldırıyor, insanları dövüyor, geçtiği her caddede, Moğol işgalcilerini çağrıştıracak bir vahşetle, yakıp yıkıyor. BDP'den tık yok! "Yapmayın, etmeyin, ayıptır!" demek çok mu zor? Onca artistik lafı sarf etmeyi iyi bilen bir kadro BDP. Ancak şiddet namına bir kıvılcım gördü mü, adeta benzin bidonlarıyla yangın yerinde bitiveriyorlar. Tansiyonu azıcık aşağı çekseniz neyiniz eksilir? Maalesef bu hengâmede Ahmet Türk'e de saldırı oldu ve böylesi bir bayrama yakışmadı.

Aslında Kürt siyasi hareketinin gözden kaçırdığı bir gerçek var: Vicdansız şiddet, geniş halk kitlelerinde büyük bir infiale dönüşüyor. Sadece Kürtler değil mevzuu. "Kürtçü" siyasiler, Kürt olmayan ama Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerini sonuna kadar müdafaa etmek isteyen çok büyük bir kitleyi zaten kaybetti; kaybediyor. Oysa Kürt sorununun çözümünü o büyük kitlenin beklentisiz ve özgürlükçü tutumu belirleyecekti. Ne yazık ki BDP terörden kendini ayrıştırarak geniş kitleleri yanında tutamadı.

Şimdi mesele bambaşka bir noktaya geldi dayandı: Kürtler adına siyaset yaptığını iddia edenler, Kürt sorununun varlığına inanan, bu sorunun mutlaka çözülmesi gerektiğini düşünen; ancak çözümün şiddetten geçmediğine kanaat getiren Kürtleri de kaybediyor. Zaten Kürtlerin büyük bir kısmı oyunu PKK yanlısı parti(ler)e vermiyor. Örgüte sıcak bakan Kürtlerin önemli bir kısmı da öldürerek, yağmalayarak, yakıp yıkarak bir yere varılamayacağını görüyor. Artık Kürtler sadece bir bölgede yaşamıyor; hadiseye toplumdan izole edilmiş insanların psikolojisiyle bakmıyor. Sorunların demokratik kurallar içinde ve hukukî çerçevede çözüleceğini düşünen Kürtler, örgütün azgın halinden ızdırap duyuyor. Kürt sorununun çözümü adına atılan onca barışçı adıma rağmen kaba kuvvet ve vahşi terörden medet umulması aklı başında herkesi öfkeye sevk ediyor. İnsanlar artık makul çözümler bekliyor; o alternatifin dışındaki görüntülerden çocuklarını sakındırmak istiyor.

Nevruz kutlamalarına yansıyan son iki görüntüyü unutmamak gerekiyor. Bir anne, eyleme katılan çocuğunu kurtarmak için gösterilerin yapıldığı meydana gelmiş, yavrusunu oradan uzaklaştırmak istiyor. Kendisine engel olmak isteyen BDP milletvekili Sebahat Tuncel'e şamarı yapıştırıyor. Kaderin cilvesine bakın ki annenin tokatladığı milletvekili daha önce bir emniyet yetkilisine tokat atmıştı. Vekil emniyet görevlisine; vatandaş vekile şamar vuruyor. Gelinen nokta bu. Bir başka anne yine yollara düşmüş, çocuğunu örgütün kutlama adı altındaki eyleminden kurtarmak istiyor. Onun elinde örgütün sahip olduğu etkili bir silah yok. Ancak o bir anne! Terliğini çıkarmış meydanın tam göbeğine dalmış. Haberlere yansıyan bu fotoğrafı, BDP de düşünmeli PKK da. Örgüt şiddete o vahşi metotlarla devam ederse Kürt halkı bunları terlikle kovalayacak, bunlara tekme-tokat dersini verecek. Aylar önce "Kürtler, terlikle kovalayacak bu Kaddaficikleri." diye yazdığımda söylenmedik söz, yapılmadık hakaret bırakmamışlardı. Şimdi işler oraya doğru gidiyor. Silahı bırakmanın, barışı adam gibi konuşmanın tam zamanı...


Yanlış Tandoğan'dan başlar
Halk CHP'den makul ve mukni muhalefet bekliyor. Bu bazen yapılıyor da. Ancak nasıl oluyorsa parti bir anda eski hırçın günlerine dönüveriyor. Mesela "4+4+4" diye bilinen tartışmayı bilimsel temelde yürütmesi lazımken meseleyi bambaşka bir yere sürüklüyor. Önce Meclis'te kavga çıktı ve orada hırçın bir imaj ortaya konuldu. Nabi Avcı'nın kafasına fırlatılan cisim -hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın- CHP'nin hanesine kayıp olarak yazıldı. Kürsü işgali iyi bir fikir değil ama ısrarla yapılıyor. Oysa hangi partiden olursa olsun Meclis'te kavga eden bir siyasetçiye halk sempatiyle bakmaz...

Şu gerçeği CHP zirvesine hiç kimse söylemiyor mu: Meclis'te yürütülen "4+4+4 politikası"nı sokaktaki vatandaş "İmam Hatip düşmanlığı" olarak görüyor. 28 Şubat'la devreye sokulan 8 yıllık kesintisiz eğitimin İmam Hatiplerin ortaokul kısmının kapatılması için yapıldığı herkesin malumu. Şimdi o sistemden vazgeçilmek isteniyor. CHP buna çok sert bir dille karşı çıkarken 28 Şubat darbesine sahip çıkıyor hissi uyandırıyor. Mesele İmam Hatip değilse ne? Buna makul bir cevap veremiyor. 28 Şubat görüntüsüne destek veren bir başka unsur da komisyon tartışmalarında ve basına yapılan açıklamalarda, dönemin akılda kalan isimlerinden Nur Serter'in ön plana çıkması.

Meseleyi Meclis'ten alıp meydana taşımak CHP hakkında oluşan negatif imajı pekiştiriyor. Tandoğan Meydanı, Cumhuriyet Mitinglerinin en heyecanlı anına şahitlik etti. O meydanın coşkusuyla, "Bu sefer tamam!" duygusuna kapılan CHP, o gün zorla yaptırılan soldaki birleşmeye rağmen seçimlerde ağır bir yenilgi aldı. Belli zümreleri coşturan Tandoğan, geniş halk kitlelerinin tepkisine yol açtı. Eğitim gibi hayati bir konuda CHP'nin daha makul eleştiriler getirmesi ve halkı ikna etmesi gerekir. Bu parti halkla barışacaksa -ki barışmak zorunda- İmam Hatip'e düşman olmadığını, eğitime ideolojik bakmadığını vs. ispat etmeli. En azından dünyadaki eğitim modellerinin Türkiye için ne anlam ifade ettiğini doğru anlatmalı ki meseleye objektif yaklaştığına ikna edebilsin. Tabii bunları yaparken daha makul bir üslup ve daha yumuşak bir tavır ortaya koyması gerekiyor. Çok mu zor?


KiTAPLIK

Yazarımız Mümtaz'er Türköne, kayıt cihazını almış, Kürt sorununu muhafazakar ve milliyetçi kesimin önemli isimleriyle konuşmuş. Ortaya çıkan birikim, neredeyse bir asırdır süren bu meseleyi daha iyi anlamak adına altın bir anahtar niteliğinde. Aynı zamanda çözüme dair çok önemli ipuçları barındırıyor. "Türk'üm, Vicdanlıyım" kitabı adından da anlaşılabileceği gibi Kürtlerin bu topraklarda yaşadığı acıları vicdanında hisseden, çözüm için kafa yoran insanların fikirlerini bir araya getirmiş. Bu kitabı "vicdanlıyım" diyen Türkler zaten okuyacaklardır; ama daha çok Kürtlerin okuyup değerlendirmesinde fayda var...

Park bahçeler müdürlüğünde çalışan bir işçi, seçilmiş Diyarbakır Büyükşehir belediye başkanını sorgulayıp cezalandırabiliyor. Yakınlarda yaşanan bu olay, PKK deyince anlaşılıyor ama KCK deyince kimileri gerçeği flulaştırıyor. Genç gazetecilerden Önder Deligöz, "KCK Demokrasi Kılıfında Terör" kitabıyla örgütün tomografisini çekmiş. Yargı, yürütme ve anayasasıyla paralel bir devlet yapılanması olan KCK'yı belgelerle irdelemiş. Parti çatısı altında faaliyet gösteren Kürt siyasetçilerin KCK tarafından nasıl rehin alındığını anlamak için, bu kitap çok şey söylüyor.

Son zamanlarda 28 Şubat post-modern darbesi sıkça konuşulurken bu süreci ayrıntılarıyla masaya yatıran bir kitap çıktı: "Devşirme Orduların Son Savaşı: PİRUS" Mehmet Baransu ve Tuncay Opçin'in birlikte kaleme aldığı eser, o dönemin sisli puslu havasını ve girift ilişkilerini deşifre ediyor. Süreci 1993'ten başlatan kitap, 2003-2004 yıllarında atlatılan darbe süreçlerine ve Ergenekon'a ait bilgiler de sunuyor. Askerler ve siviller arasında yaşanan ilginç olaylar... Tüm mesaisini halkın iradesini gölgelemek için çalışmaya ayıran zihniyetin icraatları bugünden bakınca daha net görünüyor.

zaman

Bu yazı 590 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 24 Eylül 2012 Ne gereği vardı?
    • 11 Haziran 2012 Cuntalarla nasıl mücadele edilecek?
    • 30 Nisan 2012 Şiddet!
    • 16 Nisan 2012 '28 Şubat'çılardan panik atak hamleleri
    • 10 Nisan 2012 Çin'den bakınca Türkiye'nin gücü
    • 9 Nisan 2012 Darbede tanıdığım dört subay
    • 2 Nisan 2012 Suriye İran... İşte çetin imtihan!
    • 26 Mart 2012 Terlik
    • 13 Şubat 2012 Aman dikkat!
    • 6 Şubat 2012 Bu yüzden mi susuyorsunuz?
    • 23 Ocak 2012 Hem Hrantçı hem Ergenekoncu olunabilir mi?
    • 16 Ocak 2012 Kaç kafatası bir manşet eder?
    • 9 Ocak 2012 Hesap vermek
    • 26 Aralık 2011 Çanlar Avrupa için çalarken
    • 19 Aralık 2011 Militan
    • 12 Aralık 2011 Maazallah!
    • 5 Aralık 2011 Global Ergenekon
    • 28 Kasım 2011 Dersim'den alnımızın akıyla çıkmak
    • 23 Kasım 2011 İngiltere'yi yeniden keşfetmek
    • 21 Kasım 2011 Dersim'in şifreleri

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,017 µs