En Sıcak Konular

Ahmet Kekeç


Ahmet Kekeç
0 0 0000

‘Zavallı Başbakan’



Kendilerinde “hakaret hakkı” vehmedenlere bakın...

Mutlaka bir iddiadan, bir ayrıcalıktan, masuniyeti korunmuş bir aidiyetten geliyorlardır...

Üstündürler.

Fikren, zikren, madden, manen “öteki”ne galebe çalmışlardır.

Ve üstünlüğün dilini kullanırlar.

Dolayısıyla, ötekini aşağılama, ötekinde “nakısa” gördükleri hususiyetleri kaba bir lisanla dışlaştırma, ötekine kendi konumunu hatırlatma hakkına sahiptirler.

Mesela, üstünlüğün diline sahip Kemalistlerimiz için hakaret, doğal bir haktır.

Böylece, hem kendi konumlarını (üstünlüklerini) tahkim ederler, hem de hakarete değer gördüklerine “ait oldukları yeri” hatırlatırlar.

Hem de meramlarını anlatmış olurlar.

Bunun bir “bedeli” olabileceğini düşünmezler.

Bedeli ödenmiştir çünkü... “Üstünlük”, ödenmiş bedellerden gelmektedir zaten.

Daha düne kadar, koca koca seçkin adamlar, televizyon ekranlarında, kendilerine yakıştıramadıkları muhataplarını (partnerlerini) “Çabuk söyle, Laik Cumhuriyetin değerlerine ve Atatürk’e inanıyor musun, inanmıyor musun? Yoksa mürteci misin? Hemen bilmek istiyorum!” diye sıkıştırırlardı.

Garibim mürteci, ne yapsın?
İnansa bir türlü, inanmasa bir türlü...

Bin dereden su getirerek, böyle bir soruya muhatap olmak istemediğini anlatmaya çalışır ama anlatamazdı.

Bu hastalık, vakti zamanında mürteci için mücadele eden, mürtecinin hak ve özgürlüklerini savunan, mürtecinin iktidara gelmesine yardımcı olduğu için de otomatikman “vasi” konumuna yükselen kimi liberal gazetecilerimizde de görülmeye başladı.

Hem üstünlüğün dilini kullanıyorlar, yani mürteciyle kurulan “doğal diyalog dilini” benimseyerek hakaret ediyorlar, hem de verdikleri desteğin diyetini istiyorlar.

İşin doğrusunu bir tek kendileri biliyor...

En akıllı kendileri...

Ülkenin nasıl yönetileceği, hangi yasaların çıkarılacağı kendi ihtiyarlarında ve kendi “yetkinlik alanları” içinde...

Bundan sapma gösterenleri “kof kabadayı” diye aşağılıyorlar.

Hırslarını alamıyorlar, “Senin ahlakından ve adamlığından şüphe ediyorum” diyorlar.

Dayanamıyorlar, “Sefil” diyorlar.

Dayanamıyorlar, “Uludere’de üzerine bomba yağdırdığın köylülerin hesabını ver” diyorlar.

Dayanamıyorlar, “Zavallı Başbakan” diyorlar.

Bir taraftan da, “Bakın nasıl da Başbakan’la çata çat kavga ediyorum, nasıl da ağzının payını veriyorum” havası basıyorlar.

Bu kabasabalığı, bu müdanaasızlığı, bu hastalıklı ruh haletini eleştirenleri de, yine aynı kabasaba üslupla “Başbakan’ın yazarları, ne olacak!” diye aşağılıyorlar.

Herkes herkesi eleştirme hakkına sahiptir.

Başbakanlar da eleştirilir, gazeteciler de eleştirilir.

Eleştirilerde, icabında, sert de yapılır.

Fakat, kimi liberal ağabeylerimiz, çoğu zaman, eleştiriyle hakareti karıştırıyor.

Dahası, tahkir sözcükleri kullanmayı “doğal hak” sayıyor.

Mahkemeye verilince de, “Ne yani, savcılar Hz. Muhammed’in hadis-i şerifini mi yargılayacak” diyerek, cürmüne kılıf arıyor.

Tamam, bir iddiadan, bir ayrıcalıktan, bir üstünlükten geliyorsun, çok iyi gazete çıkarıyorsun, çok iyi yazılar yazıyorsun ama neden hakaret ediyorsun güzel abim?

Hakaret etmeden konuşamaz mısın?

Bu alışkanlığı terk etsen de terk etmesen de seviyoruz seni.

Sevmeye devam edeceğiz.

Neden değerinden eksiltiyorsun? Oluyor mu yani?



Bu yazı 499 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 26 Eylül 2012 Balyoz ve empati
    • 5 Temmuz 2012 Hükümeti ve cemaati çökertecek tek isim
    • 26 Haziran 2012 Ben olsam bu gazetecileri sürerdim cepheye
    • 20 Haziran 2012 Bu yazıyı Kürt kardeşlerim okusun
    • 4 Haziran 2012 Nerede bu inek?
    • 28 Mayıs 2012 Kana kan istermiş!
    • 14 Mayıs 2012 ‘Kes zırvalamayı’
    • 1 Mayıs 2012 Menderes de cami yıktırmış... Ne utanmaz adamlarsınız siz!
    • 20 Nisan 2012 Erol Özkasnak
    • 12 Nisan 2012 Suriye’yle savaşa mı giriyoruz?
    • 10 Mart 2012 ‘Zavallı Başbakan’
    • 29 Şubat 2012 Paşa niçin kendini öptürmedi?
    • 27 Şubat 2012 Bizi yormayın kardeşim
    • 17 Şubat 2012 Siz kimi kandırıyorsunuz?
    • 3 Şubat 2012 Rezil olmaya doymadınız mı?
    • 1 Şubat 2012 İyi ki sivil vesayet varmış, şerrinizden korunuyoruz
    • 19 Ocak 2012 Denktaş’ı diriltmek mi?
    • 14 Ocak 2012 Hangi gazeteciler valiz hazırlıyor?
    • 12 Ocak 2012 Kozinoğlu hakkında korkunç karartma
    • 2 Ocak 2012 İlan ediyorum: Hiç yüzleri kızarmayacak!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,829 µs