En Sıcak Konular

Yasin Aktay


Yasin Aktay
0 0 0000

Revaklar meselesi



Osmanlı revaklarının tarihin tavafına, Ka'be'nin sahibinin takdir ettiği yol ile katılacağını anlatan son yazım üzerine epeyce eleştiri aldım. Eleştirilerin büyük çoğunluğu katkı mahiyetinde, söylediklerimi teyid edecek şekilde kendi deneyimlerini paylaşmak üzere yapılmış. Son on yıl içinde Hac veya Umre'ye gitmiş olanların orada yaşadıkları veya şahit olduklarının toplamından revakların durumu ile ilgili genellikle benzer bir kanaat hasıl oluyor. Revaklar gerçekten yapıldıkları günden itibaren elli yıl öncesine kadar hizmetlerini hakkıyla yerine getirmişler. Osmanlı'nın Harem-i Şerif üzerine nasıl titremiş olduğuna, nasıl bir hizmet anlayışıyla nöbet tutmuş olduğuna şahitlik ediyorlar adeta.

Ancak revakların kaldırılmasının Osmanlı'nın veya genel olarak tarihin izinin silinmesi olarak niteleyenler için yapılması gereken bir hatırlatma, bizzat bu revakların yapılmasının da sayısız tarihi varlığın yok edilmesi pahasına gerçekleşmiş olduğudur. Çünkü daha önce Ka'benin dibine kadar girmiş evler ve her birinde Peygamberin ve ashabının bir çok hatırasının yer aldığı mekanlar Harem'in genişletilmesi projesi olarak revakların yapılması esnasında dümdüz edilmiş. Bugün Safa ve Merve tepeleri arasında yapılan sa'yin hervele yapılan kısmı hemen karşısındaki Ebu Kubeys tepesinden görünen kısımdır ki, diğer yerlerden sa'y koridorunu görmeyi engelleyen şey sadece aradaki binalardı. Bugün bu tepeden aslında bu koridorun tamamı sadece parmaklıklar arasından da olsa görünüyor ama Ebu Kubeys tepesinin üzerinde de artık Suudi Kralının sarayı var.

Yazıma gelen eleştirilerden söylediklerime katılmayanların da görüşlerinin dayanağı bu yıkımların yerine ikame edilenler zaten. Kabe'yi genişletmek üzere yıkılan binaların yerine saraylar veya Kabe'yi ezen binalar ikame etmek...

Bugün Mekke'nin yeniden yapılandırılma çalışmalarının Kabe'nin varlığını gölgede bırakan bir boyutu olduğu doğru. Oysa ben yıkılanların yerine ikame edilen binalar veya devasa projeler için hiç bir şey söylemiş değilim. Bunlar tabii ki tartışılabilir. Ebu Kubeys tepesinde bir sarayın veya Zemzem otelinin inşasının anlamı üzerine de bir dizi şey söylenebilir, söylenmeli de.

Gündemdeki yeni genişletme çalışmasının haber verdiği yeni "Kabe ve çevresi" manzarası gerçekten uzaktan, bir mabedden ziyade, Las Vegas tarzı göz boyayıcı görselliğiyle göze çarpıyor. Kabe'nin karşısında bir tarih duyarlılığının fazla gerekli olmadığını söylemek başka bir şey, tarihsel kimliğe karşı bu kadar aşırı bir duyarsızlık da başka bir şey. Tarihsel varlıkları fetişleştirmemek önemli, ama Mekke gibi kadim bir şehrin yeniden yapılandırılmasına karar verirken bu şehri tarihsel kökenlerinden neredeyse tamamen koparacak bir radikallikte hareket etmek gerekmiyor elbet. Mekke'nin yeniden yapılanması projelerine, Müslüman bir hayat tarzı veya duyarlılığı olan mimar veya şehir plancılarının görüşlerinin yansıdığı izlenimi edinilmiyor.

Suudi yetkililerinin, Haremeynin hadimi olmayı, buraların sahibi ve maliki olmak şeklinde değerlendirmemesi gerekiyor. Buralara teveccüh eden 1,5 milyar Müslümanın beklentilerini önemsemek bu hadimliğin bir parçasıdır. Bu kadar Müslümanın ortak aklına başvurulmuş olsa çok daha hayırlı, çok daha işlevsel projeler çıkarılabilirdi.

Bunlar çok doğru, ancak bizim revaklarla ilgili söylediğimiz şey bunlarla fazla ilgili değil. Daha ziyade hiç bir fonksiyonu kalmamış olduğu halde, hatta aksine tavafı tam bir eziyete dönüştürecek hale gelmiş olduğu halde sadece Osmanlı eseri diye revakları korumakta ısrar etmenin ne anlama geldiğiyle ilgiliydi söylediğimiz. Osmanlı'nın Ka'be'nin yapısına yaptığı katkıyı neredeyse Ka'benin kutsal bir parçası haline getirmek pek sağlıklı ve İslami bir tutum değil. Orada Allah'ın şiarlarından başka kutsallaştırılacak bir şey yok, ki o şiarların kutsallığı da Hz. Ömer'in Haceru'l Esved'in karşısında sergilediği derin bilinçle mükellef olmalı.

Bu şiarların cismani varlığıından ziyade sembolik bir anlamı olduğu bilinci, oradaki cismani varlıktan ziyade ibadete (tavaf, namaz ve sa'y) katılımı önplana çıkarır. Diğer yandan bu revakların kaldırılmasıyla yerine eleştirilen türden başka bir binanın ikamesi zaten mümkün değil. Harem alanının genişletilmesine yönelik diğer projeler için böyle eleştiriler haklı olsa da revaklar için böyle bir durum sözkonusu bile değil.

Ayrıca, doğrusu, oraya dikilen bütün otellerin çirkinliğinden, hatta Ka'be'den yüksekliği dolayısıyla küstahlığından bahsedilebilse de, ortaya çıkan görüntüde Kabe'nin çok küçülmüş olması biraz bakış açısıyla ilgili. Bu manzarada bile bütün bu devasa yapılanmanın hepsinin merkezinde belirleyici bir unsur olarak Ka'be var. Sonuçta herşey onun için ve onun etrafında yapılmış oluyor. Ka'benin bir yapı olarak büyüklük, devasalık, orijinallik, dünyadaki veya çevredeki her cisimden daha büyük olma veya görünme iddiası yok ki. Aksine Ali Şeriati'nin nefis tasviriyle Kabenin en büyük iddiası basitliği ve yalınlığındadır.

Bu da doğru olsa da, başka bir bakış açısından, sergilenen binalaşma teşebbüsü tam bir çılgınlık hatta bir kıyamet alameti olarak görünse yeridir. Dünyanın bugün ulaşmış olduğu aşırı nüfus, aşırı hareketlilik ve yüksek teknolojinin Kabeye doğrudan yönelttiği nüfus da çok büyük ve bu belki insanlığın asıl trajedisi. İnsanoğlunun, dünyayı sözümona imar etmeye çalışırken, bir yandan da kıyametini hazırlıyor olması. Dahası, dünyanın her yanında yaşanan bu trajik gidişattan Mekke'nin muaf olamaması...


yenişafak

Bu yazı 503 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Temmuz 2012 Suriye bağlamında dış politika bilançosu
    • 9 Temmuz 2012 Suriye'nin geleceği Mısır'dan görünüyor
    • 30 Nisan 2012 YÖK'te Katsayı uygulaması mı hortlatılıyor?
    • 14 Nisan 2012 Soruluyor nitekim ve taşlar yerine oturuyor
    • 25 Mart 2012 Facebook devrim yapar mı?
    • 14 Ocak 2012 Darbelere karşı bile bir konsensumuz yokken
    • 9 Ocak 2012 Kafa karıştırsa da, halkın sesine kulak vermek...
    • 5 Aralık 2011 Konferanslar arasında Türkiye'nin değişen ufku
    • 14 Kasım 2011 Revaklar meselesi
    • 8 Ağustos 2011 Güç ve ahlak sorunu
    • 6 Ağustos 2011 YAŞ'ta hesaplaşma yerine helalleşme
    • 25 Temmuz 2011 Öcalan'ın anlama sorunu
    • 18 Temmuz 2011 Cahiliye
    • 25 Nisan 2011 Kalpsiz bir dünyanın kalbi: Kutlu Doğum
    • 14 Şubat 2011 Mısır'dan bakınca çeşitlenen Türkiye modeli
    • 31 Ocak 2011 Devrim dalgalarını sen, oyun mu sandın?
    • 24 Ocak 2011 Endişeler ve yaşanmış tecrübeler
    • 27 Aralık 2010 Almanya'ya işçi göçünün 50. Yılı
    • 20 Aralık 2010 Kürt meselesinde siyasetin dönüşü(mü)?
    • 22 Kasım 2010 İktidar hevesi

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,515 µs