En Sıcak Konular

Ahmet Taşgetiren


Ahmet Taşgetiren
0 0 0000

Türkiye'yi kaybetmek İsrail'e kazandırmaz



İsrail'in ablukasını meşru gören ve uluslararası sularda sivil gemilere askeri müdahale yapıp insan öldürmenin yolunu açan ve sözüm ona BM imzasını taşıyan facia bir rapor.
Böyle bir raporun cevabı, Türkiye'den yola çıkan herhangi bir gemiye daha baskın yapılmasına ve insanların öldürülmesine göz yummak mıdır, öyle durumda hâlâ devlet olduğunuzdan bahsedilebilir mi, yoksa "Doğu Akdeniz'de seyrüsefer güvenliğini sağlamaya kararlıyız" demek midir? Türkiye, bu coğrafyada iddialı bir devlet olarak bunu dedi ve demek zorundaydı. Türkiye devletse, İsrail tarafından katledilen 9 canın hesabını sormak zorundaydı ve sormaya devam ediyor.
İsrail'le Türkiye arasında kan var. Olay bu ve İsrail, bunu kendisi için bir hak olarak görüyor, bunu onaylamak üzere de BM'den sözüm ona şahit ayarlıyor. Utanç verici bir durum.
Sonunda Türkiye'nin haklı talebi İsrail'in kibri ile göğüs göğüse çatışma noktasına geliyor.
Bundan sonra kim düşünmeli?
Tabii ki öncelikle Amerika. Tabii ki İsrail.
Ortadoğu gibi büyük bir coğrafyada, Türkiye'nin İsrail'le diplomatik ilişkilerinin en alt seviyeye inmesi ve ortada kan bulunması, İsrail'in bölgede yalnızlaşma boyutunun dibe vurması demektir. İsrail artık Türkiye'ye de meydan okuma noktasındadır. Bunun diğer anlamı, Türkiye'ye karşı da savunma halindedir.
Ve Amerika. Ortadoğu'da İsrail, Amerika'nın bilfiil koruması altındadır. Türkiye-Amerika ilişkilerinin en önemli ayaklarından birisi İsrail'le ilişkidir. Artık "Türkiye'nin dostluğunu kaybetmiş bir İsrail" söz konusu ise Amerika-Türkiye-İsrail ilişkileri nasıl bir dengeye oturacaktır? Kaldı ki bu süreçte Türkiye, Amerika ile sürekli irtibat halinde olmuş ve İsrail'deki çarpık hükümetin çarpıklıkları birlikte değerlendirilmiştir.
Bir anlamda, Amerika'nın da dizginleyemediği bir fanatik İsrail kibri söz konusudur.
Türkiye'ye gelince, böyle bir diplomatik çıkış yaparken tabii ki bir güç değerlendirmesi yapmıştır. Diplomasi güçle yapılır çünkü.
Ortada Palmer Raporu'ndan "Ablukaya meşruiyet" çıkarabilen bir İsrail-Diaspora katakullisi vardır. Türkiye bu katakullinin nasıl bir nüfuz kabiliyeti olduğunu bilir. Ama bazı çevrelerin endişesine yol açtığı gibi bu, haşa tanrısal bir iktidar değildir. İsrail ve Yahudi diasporası, başına buyruk bir güç manzarası veriyor ama işte, dostluk halkası da sürekli aşınan bir güç durumunda. Öyle ki şu anda, Amerika'nın Türkiye karşısında İsrail'e yönelik zırhı bile son derece zayıflamış bulunuyor. Cinayete arka çıkmak, hiç kimse tarafından kolay başarılır bir iş değildir çünkü.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, BM Genel Sekreteri'ni arıyor ve Palmer Raporu için "Ne bu" diyor. Yani bir ahlaki tutarlılık sorgulaması yapıyor. Davutoğlu'nun aynı sorgulamayı Hillary Clinton karşısında yapacağı da kesin. Aynı sorgulama Gül ve Erdoğan tarafından Obama'ya da yapılacaktır.
Türkiye'nin İsrail'le diplomatik ilişkileri en alt düzeye indiren kararı, dünyada özellikle Batı dünyasında heyecan uyandırıyor. Bu heyecanın asıl sebebinin, Türkiye'yi de kaybeden bir İsrail'in bölgedeki yalnızlığı olduğu açık. Yani Batı'dan baktığınızda, şimdi İsrail daha güvensiz konumdadır.
İsrail, çılgınlığa devam edecek midir? Etsin. Bu, Firavun gücü gibi, saldırganlığın en zirve noktasında sıfırlanma sonucunu doğuracaktır.
Ortadoğu'da yeni süreç işliyor.
İsrail yanlış, yanlış, yanlış yapıyor.
Uluslararası güç odakları bu kan döken yanlışlığa mani olmuyor. BM raportörleri cinayete meşruiyet sunuyor. Bütün bunlar, İsrail'i koruyor gibi görünse de gerçekte kan çukuruna doğru itiyor.
Amerika, akıllıysa bu despotun dizginini çekmeli. Yahudi diasporasına mahkûm olup bunu başaracak gücü kendisinde görmüyorsa, bu aczini ilan etmeli. Ama asla Türkiye'ye, "9 vatandaşının katlini sineye çek, Gazze ablukasına da boyun eğ" dememeli. Bu insanlıkla alay etmek olur.

bugün

Bu yazı 537 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 25 Eylül 2012 Vesayet tortusunu silmek...
    • 20 Eylül 2012 Ana gündem: Terörü yok etmek
    • 12 Eylül 2012 Gültan Kışanak kaçırılsa...
    • 11 Eylül 2012 AK Parti formatının önemi
    • 9 Eylül 2012 Ne kadar çok ''keşke'' diyoruz
    • 7 Eylül 2012 ''Akil adam'' enstrümanı
    • 28 Ağustos 2012 MGK ne yapacak?
    • 26 Ağustos 2012 Düşme, düşersen üzerine çullanırlar
    • 19 Ağustos 2012 Bayram nostaljisi
    • 14 Ağustos 2012 Aygün ve bölgenin çıplak gerçeği
    • 12 Ağustos 2012 115 asker ölseydi...
    • 9 Ağustos 2012 ''Güvenlikçi politika''
    • 7 Ağustos 2012 Şemdinlili bir ananın Karayılan'a mektubu
    • 2 Ağustos 2012 ''Daha büyük harita''
    • 27 Temmuz 2012 Ortak mutluluğu planlamak
    • 26 Temmuz 2012 Ortadoğu'da ne oluyor?
    • 24 Temmuz 2012 Bölgesel Kürt yapılanması
    • 19 Temmuz 2012 Erdoğan'ın kurgusu ne?
    • 18 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu için son raunt
    • 27 Haziran 2012 Türkiye sınanıyor

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,300 µs