En Sıcak Konular

Nasuhi Güngör


Nasuhi Güngör
0 0 0000

CHP iç savaş mı istiyor?



Türkiye’de siyaset, hala küçük ayak oyunlarından ve değişmesi imkansız sanılan reflekslerden ibaret sayılıyor. Bu da siyasetin ortaya koyduğu çözümleri ya da tepkileri kısırlaştırıyor. Hatta çözüm için atılan adımlar, siyaseti biraz daha batağa sürüklüyor.

Kendi iddiasına göre CHP, bu ülkenin kurucu iradesi tarafından şekillendirilmiş ve yoğrulmuş bir siyasi parti. Bir an için bunu doğru kabul edersek, böyle bir geçmişin  eşsiz bir siyasi birikim sağlaması, en azından zor dönemlerde manevra kabiliyeti üretmesi beklenir.

12 Haziran seçim sonuçları, CHP’yi, daha doğrusu bu parti üzerinden hesap yapanları bir hayli hırçınlaştırmış görünüyor. Nitekim partinin herhangi bir kademesinde doğru dürüst ele alınmadan ortaya çıkan ‘yemin etmeme’ kararı da bunun bir parçası.

CHP üzerindeki el ya da irade, çözüm filan değil, açıkça ‘kaos’ ve ‘çatışma’ istiyor. Nitekim bu partinin listelerindeki ‘Ergenekon’ ve benzeri yapılanmaların temsili, bu senaryonun ilk perdesini oluşturuyordu.

***

Peki şimdi hangi aşamadayız. İşte bunu önceki gün İstanbul Baro Başkanı’nın ağzından dinledik. Başkan Ümit Kocasakal, özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasını isterken şu cümleleri sarf ediyor:

‘Artık daha cesur adımlar atmak gerekiyor. Zamanı gelince, bu mahkemelere CMK uyarınca görevlendirme yapmamayı düşünüyorum. Siz artık mahkeme değilsiniz. Avukat tayin etmenin amacı savunma hakkının sağlanmasıdır. Bu mahkemelerde artık savunma yapmanın bir anlamı kalmamıştır. Bizimde bir atama yapmanın bir anlamı bulunmamaktadır.’

İstanbul Baro Başkanı, bir hukukçu yahut bir vatandaş olarak bunu nasıl savunur sorusunun cevabı, aslında CHP Mersin milletvekili İsa Gök’ün geçtiğimiz aylarda Meclis Anayasa Komisyonu’nda yaptığı konuşmada gizli. CHP’li Gök, Anayasa Mahkemesi’nin yeniden yapılandırılmasını öngören tasarıya karşı vatandaşlara direniş çağrısında bulunarak şunları söylemişti:

‘Bu halka direnme hakkı doğar. Mahalle mahalle, sokak sokak direnme hakkı doğar.’

CHP’nin yemin etmeme kararıyla ortaya çıkarılan siyasi krizi de aynı tezgahın bir parçası/devamı olarak okumak gerekiyor.

Bu işi yöneten akıl, CHP üzerinden siyasi sistemi kilitlemeyi, Ümit Kocasakal’ın açtığı yoldan yargıyı yok saymayı ve İsa Gök’ün çağrısı üzerinden de işi sokağa kadar uzandırmayı hedefliyor. Kaos planının kabaca özeti böyle.

***

Biliyorum, benden geçtiğimiz Cuma gecesi ekranda yaşananlarla ilgili birkaç cümle bekliyorsunuz.

CHP üzerinden olup biteni yukarıda özetlemeye çalıştım. Bunları anlatmak için ekrana çıktığınızda ise, kendisini anayasa profesörü ve de CHP genel başkan yardımcısı olarak takdim eden zevatın, akıl almaz hakaretleriyle karşılaşıyorsunuz.

Bu köşeyi birtakım provokatörlerin adını anarak meşgul etmeye hiç niyetim yok. Hata öncelikle benimdir, bu tür isimleri muhatap kabul edip ekrana çıkmak yanlış. Yayını terk ederek, bir hadsizliğe, saygısızlığa ve kışkırtıcılığa en iyi cevabı verdiğimizi düşünüyorum.

Değerli gazeteci Lale Kemal’e yönelik sözler, sadece ona değil, tüm meslektaşlarımıza söylenmiştir. Program daha ilk dakikadan itibaren bir fikir tartışması olarak değil, sözüm ona bir hukukçu ve siyasetçinin hezeyanlarıyla başladı. Bunu devam ettirmenin anlamı yoktu; gereği de yapıldı zaten.

Asıl mesele şu: CHP, bu öfke selini her gün biraz daha kabartarak nereye gittiğinin gerçekten farkında mı?

Dahası, elbette CHP’de herkesin bu olup biteni onaylamadığını biliyoruz. Peki ne zaman sağduyu sahibi bir ses duyacağız?

star



Bu yazı 739 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 6 Nisan 2013 Kraliyet patron, biz taşeron muyuz?
    • 27 Eylül 2012 Ordu neden değişmek zorunda
    • 21 Eylül 2012 Eylül ayının kara listesi
    • 14 Eylül 2012 Yeni Türkiye ve yeni ekonomik model
    • 13 Eylül 2012 Libya saldırısı ve Türkiye’nin kodları
    • 3 Eylül 2012 Türkiye’nin yalnızlığı ve Mısır
    • 30 Ağustos 2012 Ankara-Paris rekabeti
    • 24 Ağustos 2012 İstihbarat zaafı var mı?
    • 23 Ağustos 2012 BDP niçin çıldırdı?
    • 17 Ağustos 2012 Fırsat treni telaşı
    • 16 Ağustos 2012 Yola nasıl devam edeceğiz?
    • 10 Ağustos 2012 ‘Gergin Barış’ın sonu mu?
    • 6 Ağustos 2012 PKK’nın intiharı
    • 27 Temmuz 2012 Henüz vakit varken
    • 20 Temmuz 2012 Suriye sorunu ve Türkiye’nin özgüveni
    • 19 Temmuz 2012 Şam’daki patlama ve Moskova’daki Türkiye
    • 28 Haziran 2012 Türkiye itibar mı kaybediyor?
    • 22 Haziran 2012 Mısır, Suriye ve derin iktidarlar
    • 21 Haziran 2012 Müzakere akıldır, güçtür
    • 14 Haziran 2012 Beka endişesinin dayanılmaz cazibesi

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,823 µs