En Sıcak Konular

Nasuhi Güngör


Nasuhi Güngör
0 0 0000

Millet ne istiyor?



Türkiye’nin ciddi sorunları var. Bunlarla yüzleşmek ve cesur adımlar atmak konusunda da sorunları var.

Ancak şu anda tüm bunları aşan bir gerçek var. Kaçacak, oyalanacak, geri duracak, erteleyecek, üşenecek, korkacak, ürkecek, denge gözetecek dönemler geride kaldı.

Coğrafya önümüzde. Sorunlarıyla, çatışma alanlarıyla, ama aynı zamanda bütün
ihtişamıyla.

Coğrafya; yani kaderimiz. Yani
geleceğimiz. 

Burada yaşıyoruz, burada yaşayacağız.

Ama farklı bir duruşla, daha kuşatıcı bir bakışla ve hepsinden önemlisi ortak değerler zincirini bir kez daha, sabırla ve birlikte
üreterek.

***

İki önemli virajda yaşananları tekrar hatırlayalım. 12 Eylül 2010 referandumu ve 12 Haziran 2011 genel seçimleri.

Bu iki sandığın ortaya koyduğu tablo ve milletin verdiği mesaj, inanılmaz ölçüde
berrak.

Kürt meselesini çöz artık, akan kan benim kanım. Affetmeye, bağrıma basmaya, unutmaya, yaralarımızı sarmaya hazırım.

Daha fazla demokrasi istiyorum. Çünkü bunu hak ediyorum.

Milletin var olması adına kurulan çeteleri, hukuk dışı yapıları, darbeleri, darbecileri istemiyorum.

Dünyaya, bölgeye, yanı başındaki sorunlara gözünü kapatan değil, onlara elini uzatan güçlü bir ülke istiyorum.

Tüm bunları sevk ve idare edecek güçlü bir liderlik ve idari yapı istiyorum.

Engelleyen değil, yol gösteren, taşlaşmış değil, zamanın ruhunu doğru okuyan bir bürokrasiye ihtiyacım var.

Dünyayı dışarıdan içeriye değil, içeriden dışarıya okuyan bir vizyon arıyorum.

***

Millet, bu taleplerini ortaya koydu.

Millet, siyasetten, bürokrasiden, okur yazarlardan daha cesur, daha kuşatıcı ve kesinlikle daha fedakar.

Çünkü sorunların bedelini, faturasını ödeyen kendisi. Birilerinin çatışmalar, sorunlar ve ayrılıklar üzerinden bir kez daha kendi sırtından siyaset yapmasını, çıkar elde etmesini ve çarpık zihniyetlerini ayakta tutmasını istemiyor.

Seçimlerin tartışmasız galibi AK Parti ve daha da ötesinde Tayyip Erdoğan. Bu kadar yüksek katılımlı bir seçimde, bu yüzdelerde oy almak, öyle hafife alınacak bir sonuç değil.

Başbakan, bu sonucun kendisine ve partisine yüklediği sorumlulukları nasıl okuduğunu gösteren adımı, aynı gece balkon konuşmasında attı.

Sağından solundan çekiştirmeye gerek yok. Bu konuşma, önümüzdeki dönem Türkiye’sinin yol haritasıydı. O günleri tekrar hatırlatmak istemem. Ama Tayyip Erdoğan’ın 2007’deki balkon konuşmasının, kimler ve hangi eller tarafından köşeye sıkıştırıldığını da arada sırada hatırlamakta yarar var.

Mesela işe ‘411 el kaosa kalktı’ diye manşet atan ve şu günlerde hiç sıkılmadan Ahmet Kaya’nın mezarına helalleşmeye giden yayın yönetmeninden başlayabilirsiniz!

***

Evet, AK Parti seçimleri Türkiye’nin siyasi sınırları içinde kazandı. Ama sonuçlarının bunun çok ötesinde bir coğrafyayı ilgilendirdiğini iyi biliyor Erdoğan. Konuşmasında Türkiye’nin dışında pek çok merkeze atıfta bulunması, siyasi sınırların değil, ‘doğal sınırlar’ın esas alındığını gösteriyor.

Buraya kadar güzel. Ülkeyi yönetecek olan siyasi partinin lideri, yakın geleceğin kodlarını doğru okuyor. Çekişmeleri, çatışmaları geride bırakmak için elini uzatıyor. Yeni bir anayasanın ancak böyle bir zeminde ortaya çıkabileceğinin işaretlerini veriyor.

Peki söyler misiniz, CHP nerede? Kemal Kılıçdaroğlu bu süreci parti içi çekişmelerin girdabında savrularak mı geçirecek?

MHP, parti yönetimine, ‘Cahiller AK Parti’ye oy verdi’ diyen ve Harbiye Marşı’nı esas alan hanımefendileri koyarak mı Türkiye’nin geleceğine ortak olacak?

BDP, bitmek bilmeyen ‘yemin krizleri’yle mi?

Bekleyip göreceğiz.

star



Bu yazı 487 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 6 Nisan 2013 Kraliyet patron, biz taşeron muyuz?
    • 27 Eylül 2012 Ordu neden değişmek zorunda
    • 21 Eylül 2012 Eylül ayının kara listesi
    • 14 Eylül 2012 Yeni Türkiye ve yeni ekonomik model
    • 13 Eylül 2012 Libya saldırısı ve Türkiye’nin kodları
    • 3 Eylül 2012 Türkiye’nin yalnızlığı ve Mısır
    • 30 Ağustos 2012 Ankara-Paris rekabeti
    • 24 Ağustos 2012 İstihbarat zaafı var mı?
    • 23 Ağustos 2012 BDP niçin çıldırdı?
    • 17 Ağustos 2012 Fırsat treni telaşı
    • 16 Ağustos 2012 Yola nasıl devam edeceğiz?
    • 10 Ağustos 2012 ‘Gergin Barış’ın sonu mu?
    • 6 Ağustos 2012 PKK’nın intiharı
    • 27 Temmuz 2012 Henüz vakit varken
    • 20 Temmuz 2012 Suriye sorunu ve Türkiye’nin özgüveni
    • 19 Temmuz 2012 Şam’daki patlama ve Moskova’daki Türkiye
    • 28 Haziran 2012 Türkiye itibar mı kaybediyor?
    • 22 Haziran 2012 Mısır, Suriye ve derin iktidarlar
    • 21 Haziran 2012 Müzakere akıldır, güçtür
    • 14 Haziran 2012 Beka endişesinin dayanılmaz cazibesi

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    11,655 µs