En Sıcak Konular

Nasuhi Güngör


Nasuhi Güngör
0 0 0000

Kılıçdaroğlu Suriye’yi görüyor mu?



Seçimlere bir aydan daha az zaman kaldı. Bu kargaşanın ortasında Türkiye’nin ve bölgenin asıl gündemine eğilmek sanıldığından çok daha zor. Oysa hepimiz biliyoruz ki, hemen yanıbaşımızda geleceğimizi doğrudan ilgilendiren çatışma ve gerginlikler yaşanıyor.

Önce Erdoğan’ın Rize’deki şu sözlerini okuyalım:

‘Suriye’de bir dağılmanın, bir parçalanmanın, bir mezhep çatışmasının doğmasına yönelik endişelerimiz var. Suriye’nin durumu Libya’nın durumuna benzemez. Adeta bizim için bir iç politika değerlendirmesi yapmamız gereken. 850 kilometre sınırı olan, akrabalık bağlarının çok yoğun, çok güçlü olduğu bir ülke konumunda.’

Doğrusunu söylemek gerekirse bu sözleri, böyle bir ortamda duyabilmek çok önemli. Çünkü iç politika şu haliyle gerçekten çok iç karartıcı.

Ancak bugün Suriye örneğinden hareketle iktidar partisini değil, ana muhalefeti değerlendirmek istiyorum.

CHP ve Suriye

Zaman zaman dile getirdim, AK Parti’yi siyaset sahnesinde rakipsiz kılan sadece ekonomik istikrara karşılık gelmesi değil. Türkiye’nin kendi etrafında şekillenen yeni dünyayı doğru okuyabilme yeteneğiyle de öne çıkıyor AK Parti ve Erdoğan. Yakın bir tarihte ‘yeni’ CHP’den bir ekip Washington’a giderek kendisini anlattı. Kuşkusuz CHP açısından önemli bir adımdı ve bu temaslarında bir hayli ilgi gördüklerini söylemek de mümkün.

Peki buradan hareketle CHP’nin, Türkiye’ni etrafında olup bitenle aktif olarak ilgilendiğini, mesela ajandasında Suriye’nin de olduğunu söyleyebilir miyiz?

Şu ana kadar kamuoyuna yansıyan bir görüşü, en azından ben hatırlamıyorum. Yeni CHP’nin dünyada olup bitene, bölgemizin geleceğine birdenbire derin bir vukufiyet göstermesini beklemiyorum elbette. Ancak Suriye örneğinin özel bir önemi var; onun için daha yakından bakmaya değer.

CHP’nin Kodları ve Şam Rejimi

Suriye’de, ülkede yaşayan geniş toplulukları dışlayan ve belli bir azınlığın hakimiyetini esas alan bir rejim var. Bu herkesin malumu. İslam dünyasındaki en tehlikeli fay hattı olan mezhep gerginliğinin her dem taze olduğu bir ülke, bu da malum. Şimdilerde Beşer Esad, birtakım reform taleplerini dile getirse de, bu gerginliğin iktidar yeniden şekillenmeden yatışması da zor görünüyor. Kaldı ki oğul Esad, babasını aratmayan yöntemlerle halkın taleplerini bastırmaya çalışıyor.

Suriye’deki azınlık jejiminin, ne yazık ki Türkiye yüksek bürokrasisinde hatırı sayılır bir sempatisi var. Benzeri bir sempati Batı nezdinde de canlı olduğu için bu azınlık rejimine hala kredi tanınıyor. Rejimin laik ve ‘çağdaş’ karakteri mi, yoksa mezhep özelliğinden mi bilinmez; ama böyle bir destek hali hazırda devam ediyor.

İşte CHP için önemli soru. Suriye’deki rejime ve olup bitene, acaba yeni CHP nasıl bakıyor ve bu bakış açısı geçmişin kodlarını mı, yoksa gelecek tasavvurunu mu esas alıyor?  CHP’nin daha kendi ülkesinde halkın taleplerini merkeze alan bir siyaseti tercih edip etmediği konusunda tereddüt yaşarken, böyle bir soruya cevap oluşturması gerçekten çok zor.

Suriye’de mevcud rejimin devamını istemek, kendisine açılan yeni koridordan geriye dönmesi anlamına gelecek. Halkın taleplerine kulak verilmesini kuvvetle dile getirse, kendi siyasi kodlarını sarsmış olacak.

Suriye meselesinde AK Parti’nin kararsız olduğunu söyleyenlerle ayrıca tartışabiliriz. Ancak Şam’a bakarken, içimizdeki asıl sorunun nerede olduğunu daha doğru dürüst kavramak herhalde iyi bir başlangıç olabilir.

CHP, geçmişin kodlarını temsil ederek değişim koridorunda ilerleyemez. Bu gerçekle hesaplaşmadan yola çıkması nafile çabadan ibaret.

star



Bu yazı 741 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 6 Nisan 2013 Kraliyet patron, biz taşeron muyuz?
    • 27 Eylül 2012 Ordu neden değişmek zorunda
    • 21 Eylül 2012 Eylül ayının kara listesi
    • 14 Eylül 2012 Yeni Türkiye ve yeni ekonomik model
    • 13 Eylül 2012 Libya saldırısı ve Türkiye’nin kodları
    • 3 Eylül 2012 Türkiye’nin yalnızlığı ve Mısır
    • 30 Ağustos 2012 Ankara-Paris rekabeti
    • 24 Ağustos 2012 İstihbarat zaafı var mı?
    • 23 Ağustos 2012 BDP niçin çıldırdı?
    • 17 Ağustos 2012 Fırsat treni telaşı
    • 16 Ağustos 2012 Yola nasıl devam edeceğiz?
    • 10 Ağustos 2012 ‘Gergin Barış’ın sonu mu?
    • 6 Ağustos 2012 PKK’nın intiharı
    • 27 Temmuz 2012 Henüz vakit varken
    • 20 Temmuz 2012 Suriye sorunu ve Türkiye’nin özgüveni
    • 19 Temmuz 2012 Şam’daki patlama ve Moskova’daki Türkiye
    • 28 Haziran 2012 Türkiye itibar mı kaybediyor?
    • 22 Haziran 2012 Mısır, Suriye ve derin iktidarlar
    • 21 Haziran 2012 Müzakere akıldır, güçtür
    • 14 Haziran 2012 Beka endişesinin dayanılmaz cazibesi

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,406 µs