En Sıcak Konular

Mehmet Ali Birand


Mehmet Ali Birand
0 0 0000

Asıl, Öcalan'a TV vermeli



Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Kürt sorununun çözümü konusunda Öcalan'a bir rol vermiş durumda. Dışardan bakıldığında böyle bir algı çıkıyor. İstediği zaman istediği gibi konuşabiliyor, her söylediği gazetelere manşet oluyor ve daha da önemlisi PKK  ve Kürt kökenli vatandaşlarımız, İmralı'dan çıkan yönlendirmelere uyuyorlar. Öcalan, Kürt kesimin önemli bir bölümünün lideri konumunda.
           
T.C Devletinin, Öcalan'a özel bir yer vermesi doğrudur. Başıboş, hatta kendi içinde lider kavgasına girmiş olan bir Kürt hareketi, çözüm arayışları ve Demokratik açılım sırasında, sadece işleri zora sokar.
           
İşte bu açıdan baktığımızda, bu kişiye biran önce TV kanalarını izleme imkanı verilmesi mantıklı bir yaklaşımdır. Öcalan, hızla değişen Türkiye'yi TRT FM dinleyerek, birkaç gazete okuyarak veya avukatlarının aktardıklarıyla izlemesi imkansızdır.
           
Tam aksine, ne kadar bilgilenir ve siyaset sahnesindeki aktörleri, Türk kamu oyunun duyarlıklarını ne kadar iyi algılayabilirse, o kadar sağlıklı kararlar verebilir. Yarım yamalak bilgilerle donanmış olan bir lider, gereken yönlendirmeyi gerçekleştiremez.
           
TV verilmesini "Öcalan ödüllendiriliyor" diye değil, yukarda sözünü ettiğim açıdan değerlendirmek gerekir.
                                               *                                 *                                 *

PAPANDREU’YU, YİNEDE ENÇOK ERDOĞAN ANLAMIŞ
           
Geçen hafta Erzurum'da, Türk-Yunan Başbakanları arasında son derece ilginç bir dans yaşandı. Açılışta, Papandreu ile Erdoğan, birbirlerine öylesine sıcak , öylesine anlayış dolu sözler söylediler, jestler yaptılar ki, insanın gözlerinin yaşaracağı geliyordu. Boyunlardaki , Ege mavisinin sembolü atkılar, kucaklaşmalar, sonradan hiçbir açıklama yapılmayan dört saatlik, kapalı kapılar ardındaki görüşmeler ve 200 Türk Büyükelçisine, belki de tarihte ilk defa, bir Yunan Başbakanının hitap etmesi...
           
Ege' de bir anlaşmaya varıldığı izlenimini veren herşey vardı.
           
Senaryoyu, Yunan Başbakanı bozdu.
           
Aslında yeni birşey söylemedi. Erdoğan'ın geçen yıl Atina'ya yaptığı büyük çıkartma gezisinin basın toplantısında söylediklerini, neredeyse aynen tekrarladı. Türkiye'nin Kıbrıs’taki işgalciliğinden başladı, bu sorun çözülmeden AB'ye tam üyeliğin beklenmemesi gerektiğini söyledi ve tam o sırada bir Yunan adasının üstünden geçen Türk jetine tepki gösterdi.
           
Ben dahil, birçoğumuz buna pek bir anlam veremedik.
           
Ardından Erdoğan konuşunca, durum biraz daha netleşti.
           
Dikkat ettinizse, Başbakan sesini hiç yükseltmedi. Sert kelimeler seçmedi. Oysa bilirsiniz, Erdoğan kızdı mı, kendini pek tutamaz. Bu defa aksine, yumuşakça geçiştirdi. Hatta, ertesi sabahki basın toplantısında, hava daha da yumuşadı.
           
Erdoğan, Papandreu'nun kendi kamuoyuna, özellikle milliyetçi kesime mesaj göndermek için, böyle bir konuşma yaptığını anlamış olmalı ki, o da anlayışlı davrandı.
           
Ben de, Soli Özel gibi düşünüyorum.
           
Bütün bu iç politika mesajlaşmalarına rağmen, Türkiye ile Yunanistanın ege sorunlarını çözme konusunda son derece önemli adımlar atmış oldukları kanısındayım. Somut bir bilgim yok, ancak havadaki kokular hep bu yönde gelişiyor.
           
Bunca olumlu sözler, inanılmaz jestlerden sonra, hala bir anlaşmaya varılamadıysa, çok şaşırırım doğrusu. Üstelik, kamuoyundaki beklentilerin hayal kırıklığıyle dağılması da, çok büyük bir kayıp olur.
                                               *                                 *                                 *
 
AMAN ALLAHIM, MEĞER NEYMİŞ BU YARGI REZALETİ
           
Biliyorduk duyuyorduk, ancak işin böylesine bir rezalete dönüştüğünün farkında değildik. Şu son iki haftadır dinlediklerime inanamıyorum.
           
Aman Allahım, meğer bu ülkede Adalet çoktan bitmiş de , farkında değilmişiz.
           
Yargıtayın depolarında bekleyen 1.5 milyon dosyadan söz ediliyor.
           
Yargıtay' ın depolarına giren kameralar, toplumdaki şaşkınlığı daha da arttırdı.
           
Duydunuz değil mi?
           
Depolarda kaybolan dosyalar...
           
Henüz açılmayan dava dosyaları...
           
Bulunamayan deliller...Adli tıp'ta aylarca bekleyen tetkikler...Bir sanığın itirazının incelenmesi için aylarca duraklayan celseler... Bir belgenin getirtilmesi için gereken aylar...
           
Mahkemelerin neden geciktiği hakkında hergün yeni ayrıntılar ve örnekler öğreniyoruz . Her biri diğerinden daha korkunç hikayeler, anılar.
           
Bütün bu uzamalar sırasında da , tutuklu olarak bekleyen nice masum insan veya suçlu olmasına rağmen, süre nedeniyle dışarı çıkabilenler.
           
Bu ülkede Adalet denilen kavram çoktan batmış da , kimseler umursamıyormuş.
           
Sadece Ak Parti'yi suçlamayalım.
           
Bugüne kadarki her hükümet sorumlu. Onlar da oralı olmamışlar. İşlerine geldiği için, felaketi görmezden gelmişler. Asker de suç işlemiş, onlarda hiç ilgilenmemişler. Yargıyı kontrollerinden çıkmaması için ellerinden geleni yapmışlar.
           
Yargı kendi başına bırakılmış. Laik sitemi koruyup kollamak için kullanılmış.Yoksa, gerçek bir adalet dağıtılması için çalışılmamış.
           
Bugün gelinilen noktada, Türk toplumu artık hiçbir mahkeme kararına inanmamaktadır. Kendini kurtaran, istediği sonucu alanlar şanslı sayılıyor, ceza alanlar ise şanssız gözüyle görülüyor.
           
Açıkçası , her iktidar yargıyı herkes kendi için kullanmış.
           
Ayıptır...
           
Bu bir rezilliktir...

posta



Bu yazı 892 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 27 Eylül 2012 Türkiye, Suriye'de frene basıyor...
    • 25 Temmuz 2012 Türkiye'siz İsrail'in eski etkinliği kalmadı...
    • 20 Temmuz 2012 Esad için yer aranmaya başlandı, ancak henüz kabul eden ülke bulunamadı...
    • 13 Temmuz 2012 Washington Ankara'yı yavaşlatmaya çabalıyor
    • 27 Haziran 2012 Türkiye karizmasını çizdirmedi...
    • 21 Haziran 2012 PKK, vurdukça devre dışı kalıyor...
    • 25 Nisan 2012 23 Nisan müsamelerinden kurtulamayacak mıyız?
    • 19 Nisan 2012 Böyle subay yetiştirirseniz, Darbe'ye hayret etmeyin
    • 2 Mart 2012 ABD raporu: Ermenistan ile ilişkiler açılmalı...
    • 21 Şubat 2012 Bu defa MİT kazandı, ancak dikkat...
    • 9 Şubat 2012 Bırakın dindar nesli, tablet nesli geliyor...
    • 23 Aralık 2011 Biz neden kızıyoruz, asıl Sarkozy utansın...
    • 15 Aralık 2011 Gül 2014'e kadar Çankaya'da...
    • 10 Aralık 2011 Erdoğan çekildi, partinin haline bakın...
    • 30 Kasım 2011 Başbakan'ın ameliyat sonucu saklanmamalı...
    • 27 Ekim 2011 Devlet ne yapsa, bir türlü yaranamıyor...
    • 20 Ekim 2011 Bu açık bir cinayettir, bir savaş ilanıdır
    • 29 Eylül 2011 PKK vuruyor, ancak kışkırtamıyor...
    • 21 Haziran 2011 Erdoğan'ı tarihe asıl Kürt sorunu geçirir...
    • 22 Nisan 2011 Türkiye, BDP'ye sahip çıktı

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,213 µs