En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Sorular çok cevap ise tek



Herkes başlarını örttükleri için üniversitelere sokulmayan gençkızlar kadar sabırlı değil, sorunlarını duyurmak için sokağa dökülenler de var, karşısına gelen gazeteciye hiçbir sınır tanımadan yüreğini ve orada taşıdığı sıkıntılarını açan da...

Aleviler 'zorunlu dindersi' uygulamasına karşı Ankara'da gösteri yapıyor... Yeniden Güneydoğu yollarına düşen Hasan Cemal'i karşılarında gören Kürtler de, doğru yansıtacağını bildikleri için, ne düşündüklerini çekinmeden anlatıyorlar...

Herkesin bir sorunu var bu ülkede ve sorunluların hepsi de çözüm beklentisi içinde. Başörtülüler de, Aleviler de, Kürtler de... Çözümün yaklaştığı kanaati şimdilerde her zamankinden daha büyük.

Neden acaba? Bu üç köklü sorun grubu neden sorunlarının çözümünün yakın olduğunu, ya da çözüm talebi için en uygun zamanın şimdi olduğunu düşünüyor? Daha da önemlisi şu soru: Ülkemizin enerjisini tüketen bu üç sorunu çözebilir miyiz gerçekten?

Çözüm taleplerinin son zamanlarda artması, hiç kuşkusuz, 12 Eylül günü yapılan referandum sonucuyla ilgili. Anayasa değişikliğine kendilerine özel sebeplerden 'Evet' oyu vermemiş veya halkoylamasını 'boykot' etmiş olanlar da var sorun grupları içerisinde; ancak bu durumları onları umutlanmaktan yine de geri tutmuyor. Çoğunluğun iradesinin daha fazla hak ve daha fazla özgürlükten yana tecelli etmesi, o iradeye inanıp güvenmeyenleri bile heveslendirdi.

Bir de şu var: Seçime kadar geçecek sekiz aylık süre içerisinde, gelecek Meclis dönemine rengini verecek olan 'yeni anayasa' konusu konuşulacak. Sorun gruplarının hepsi, kendi sıkıntılarını sona erdirecek çözümlerin ancak yeni bir anayasayla mümkün olduğunu biliyor ve o yüzden hareketleniyor.

Hakkını yemeyelim; CHP'nin yeni genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun hiç değilse 'söylem' olarak selefinden farklı ve çözümden yana olduğunu da düşünüyor insanlar... Böyle düşündükleri için de, iktidarla muhalefetin işbirliğini zorlama çabasındalar.

Son günlerde MHP'den çıkan öncekinden hayli değişik seslere kulak verilirse, orada da geride kalmama arzusu kendini hissettirmeye başladı gibi.

Türkiye neredeyse bütün çok partili tarihi boyunca böylesine yaygın bir umut havasına bürünmemişti.

Umudu daha da fazlalaştıran, Türkiye'nin dünyadaki değişime uygun adımlar attığının görülmesi... Sadece ekonomisi büyümüyor Türkiye'nin, ekonomiyi büyüten beşeri gücünün özgüveni de artıyor. Geleceğin daha iyi olacağı hissi giderek bütün topluma yaygınlaşıyor.

Yeni yeni özgüvene kavuşan, etrafına baktığında umutlanmak için fazlaca sebep bulabilen bireyler, umutların boşa çıkmaması, beklentilerin yerine gelebilmesi için ülkenin önüne yığılı sorunların çözülmesi gerektiğini de fark ediyorlar. Başörtülüler de fark ediyor, Aleviler de, Kürtler de... Herkes önce kendisini düşünüyor görünse bile çözüm talebinin ülkesi açısından yararlı olacağını da hesabına katıyor.

Peki de, çözülebilecek mi sorunlarımız? Ya da çözüme ne kadar yakınız?

Çözülmeyecek hiçbir sorun yoktur. 'Sorun' varsa veya 'sorun'un varlığı kabul edilmişse 'çözüm' de yakın demektir. Yeter ki, kendi sorunlarının çözülmesini talep edenler, başkalarının sorunlarının çözülmesine de aynı duyarlılığı göstersinler...

Başörtüsü yasağını 'sorun' görenler Alevilerin taleplerini dinlemeye başlar, Kürtlerin görüşlerine kulak verirse, Aleviler zihinlerini korkulara teslim etmez, Kürtler mutluluk ve refahın sorunlarını geride bırakmış bir ülkede birlikte yaşamaktan geçtiğini idrak ederlerse...

O zaman soruyu değiştirerek sorabiliriz: İnsanlarımız, toplumumuz o noktaya geldi mi?

Ne dersiniz, geldik mi?

Yeni Şafak



Bu yazı 401 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,256 µs