En Sıcak Konular

Ekrem Dumanlı


Ekrem Dumanlı
0 0 0000

Başörtüsü sorunu çözülecek ama...



Başörtüsü üzerine yürütülen tartışmalar bir kez daha alevlendi. Televizyonlar saatlerce süren tartışmalarda bu konuyu masaya yatırıyor. Gazetelerde onlarca makale kaleme alınıyor.

İnsan öyle arzu ediyor ki senelerdir kanayan bu yara artık şifayâb bir hekim nezaketiyle sarılsın, sarmalansın ve sosyal barışın simgesi haline gelsin. Gönlümüzden geçen budur. Lakin, geçmişte yaşanan başörtüsü tartışmalarını hatırlamak ve onlardan ders çıkarmak da boynumuzun borcu.

Bu seferki başörtüsü gündemini tetikleyen CHP'nin tavrı oldu. Seçim meydanlarında "Başörtüsünü biz çözeriz." diye yeri göğü inleten CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Buyurun çözelim." dedi. CHP'nin bu noktadan itibaren çok net bir pozisyon alması gerekiyordu ki, sorun topyekûn çözüme kavuşsun. Ne var ki, CHP'nin içinde herkesin uzlaştığı tam bir formül yok. Kimi parti yetkilileri böyle bir gündemin tartışılmasından bile rahatsız. Çözüm safında yer alanların bir kısmının ise kafası oldukça karışık. "Türban mı denmeli, başörtüsü mü denmeli?" diye başlayan tecessüs çizgisi, "Saçın bir kısmı (İran'daki gibi) gözükmeli." noktasına kadar uzanarak buyurgan bir hal aldı. Bazı CHP'liler işi bir adım daha öteye taşıyarak, "Şimdi üniversitede serbest hale getirirsek, yarın başörtüsü kamusal alana girmeyecek mi?" şeklinde dile getirilen bir korkuyu pompalıyor.

Son durak, işte bu korku istasyonu. Son perde, yine vehimlerle açılıyor. Hal böyle olunca CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun 'özgürlükçü tutumu' boşluğa düşüyor. Ve aslında CHP, kazanma arifesindeyken, halkı kaybediyor ve bayramı kucaklayamıyor.

AK Parti'nin başörtüsü sorununun çözümü yolunda atılan her adımı desteklemesi; hatta iyi niyetli her yaklaşımı alkışlaması gayet doğal. Ancak unutmamak gerekiyor ki, zamanında tünelin ucunda bir ışık yakanlar, yolun yarısına varıldığında etrafı zifirî karanlığa boğdu. Üstelik defalarca oynandı bu oyun. En son yaşanan "411 el kaosa kalktı" senaryosu başörtüsünün bazı kitleler için ne kadar sembolik değer taşıdığını ve bu uğurda hak-hukuk gibi kavramların nasıl ayaklar altına alındığını ispat etti.

Bülent Arınç çok veciz ifade etmiş: "Bu konunun bayraktarlığını siz yapın, bu konuyu siz ele alın. Çünkü benim geçmişte siyaset yaptığım Refah Partisi (RP) ve Fazilet Partisi (FP) bu sebeple kapatıldı ve benim için siyasi yasak istendi. İktidarda iken AK Parti hakkında kapatma davası açıldı, sebeplerden bir tanesi de buydu. Dolayısıyla başörtüsü meselesini CHP çözmek istiyorsa çözebilir, elini tutan yok." Tecrübeye dayalı bu tür sözlere eskiler 'hakka'l yakîn' derlerdi. Yani bir gerçeği kâğıt üzerinde değil; gözleriyle görmekten de öte bizzat yaşayarak tecrübe etmek. Bülent Bey'in sözünden, "Haydi başörtüsünü çözelim diyenlerin tasavvur ve tahayyülünde yine bir başka plan mı var?" kuşkusunu seziyorum. Bu kuşku tamamen yersiz sayılmaz. Meseleye çok dikkatli yaklaşmak, heyecana kapılmadan mevzuu somut öneriler üzerinden kamu vicdanına taşımak gerekiyor.

Yaşanan son gelişmeler de gösterdi ki, üniversiteye giden kız öğrencilerin başörtüsü sorunu mutlaka çözülecek. Ama bugün, ama yarın. Neden? Çünkü bu baskıcı uygulama Türkiye'nin geldiği noktaya yakışmıyor. Toplumun ezici bir çoğunluğu, "Bu sorunu çözün artık!" diyor. CHP de bu baskının altında, MHP de, AK Parti de... Hangi partiyi yönetirseniz yönetin, toplumun çözüm beklediği bir konuda kulaklarınızı tıkayamazsınız. Başörtüsü sorununun çözümü bir samimiyet sınavıdır. Sadece samimiyet sınavı değil; demokratik tahammül ve paylaşım kültürünün çetin bir imtihanıdır. Başı açıklarla örtülü olanlar kol kola yaşıyorsa bu toplumda, aynı haneden başı açık da başı kapalı da çıkıyorsa, başörtüsüne bakmaksızın komşuluk, arkadaşlık, akrabalık devam ediyorsa, bu suni sorunu kıyamete kadar sürdürmek kimin haddine!

Ancak tartışmaların işaret ettiği önemli bir nokta var: Bazı siyasetçiler, medya mensupları ve akademisyenler, toplumun tamamını tanımıyor. Yaşadıkları dar fanusu sosyal hayatın ta kendisi sanıyor. Oysa her şey gücünü hayatın gerçekliğinden alır; o gerçekliğe direnen, çağın dışına atar kendini; yani atmosferin dışına, evrensel bakışın dışına...

Endişeye gerek yok; hayatı insanlara zindan eden bütün yasaklar ortadan kalkacak. Başörtüsünü bahane ederek kadınlar üzerinde sulta kuranların telaşı da bu yüzden. Sabırlı olmak, aklıselimle hareket etmek şart. Belki de bu nedenle, Hayrünnisa Gül Hanımefendi nazik bir üslupla önemli bir uyarı yapıyor: "Ben diyorum ki bırakalım sükûnet olsun. Bakın kendi kendine de çözüm gelebiliyor. Hallolabiliyor. Olsun o zaman. Yoksa gelecek nesillere çok yazık. Gerçekten de çok yazık. Bütün duam, bizim yaşadıklarımızı gelecek nesillerin yaşamaması." Çözüm çok yakın; yeter ki karanlık bir senaryoya heba edilmesin...
 


--------------------------------------------------------------------------------

Genelkurmay doğru adımlar atıyor
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner'in medya ile ilişkisi merakla bekleniyordu. Tabii ki sadece medyayla münasebeti değil; siyasetle ve yargıyla ilişkisi de merak konusuydu. Ancak medya, böyle durumlarda turnusol kâğıdı özelliği taşıyor. 28 Şubat döneminin anormal refleksleri, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) komuta kademesini bambaşka bir mecraya savurup atmıştı. Bazı basın kuruluşlarını kendi ajansları gibi kullanmaktan tutun; bazı basın kuruluşlarına karşı haksız ve gerekçesiz akreditasyon uygulamasına kadar pek çok iletişim hatası yapılmıştı.

Maalesef eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ iletişim yanlışlarının kurbanı oldu. Sık sık medyanın karşısına çıktı ve her konuşması hatalar zincirine yeni bir halka ekledi. Üstelik 'postmodern darbe'nin anlamsız uygulamalarına devam etti. Sonuçta ne oldu? Ordumuz bundan bir fayda temin etti mi? Kesinlikle hayır. Verilmek istenen mesajlar havada kaldı, önemli bir okur (seyirci) kitlesi küstürüldü...

Yeni Genelkurmay'ı dikkatle takip ediyoruz. İletişime önem veriliyor. Mesela gazetelerde yer alan bir habere en kısa sürede açıklama yapılıyor. Üstelik o basın kuruluşuna, 'hıyanet' suçlaması yapmadan, tehdit dolu cümleler sarf etmeden, dışlamadan... Bu tavrı takdir etmek şart. Zira İlker Bey döneminde bazı gazeteler hakkında ağza alınmayacak ithamlar ifade edildi. 'Kanı bozuk' yayıncılardan bahsedildi, "Sabrımız taşıyor." dendi, vs.

Unutulan neydi? Ordu, hepimizin ordusu. Onun başarısı bu ülkenin başarısı. Onun yıpranmasına hiç kimsenin gönlü müsaade etmez. Ancak, ortada hukuk dışı uygulamalar ve yanlışlar varsa onu yazmak da basının aslî görevidir. Dağlıca, Aktütün baskınları, Heron tartışmaları, el bombasının bir ere ceza olarak verilmesi ve o patlama sonucu yavrularımızın ölmesi gibi hadiseleri yazmak, bu olayları yorumlamak vatanperverliğin gereğidir, 'ordu düşmanlığı'nın değil...

Her neyse. Şimdi yeni bir durum söz konusu. Şu anki komuta kademesi, iletişime değer veriyor. Bu iyi niyetin yeni ve doğru adımlara vesile olması çok önemli. Umarım bu konuda izlenecek yeni yol haritası Türkiye'mizin normalleşmesi ve demokratikleşmesi konusunda yeni bir sayfa açacaktır. Hukukun içinde kalınarak çizilen yeni güzergâh halkla devleti barıştıracaktır. Hiç kuşkunuz olmasın...
 


--------------------------------------------------------------------------------

Yeni yazar heyecanı
Abone kampanyalarımız bütün hızıyla devam ediyor. Yüzlerce toplantı yapılıyor; okurlar yazarlarla bir araya geliyor. Zaman sevdası gönülden gönüle taşınıyor. Allah yolumuzu açık eylesin.

Bir yandan okur yoğun bir gayret sarf ederken diğer yandan da gazete mutfağı daha zengin bir gazete çıkarmanın heyecanını yaşıyor. Yeni sayfalar, daha özel haberler, önemli yazı dizileri, zengin ekler... Bu güzelliği rengarenk hale getirmek için yeni yazarların işbaşı yapacağını da duyurmak isteriz. Bu gazetenin halihazırda geniş bir yazar kadrosu var. Değişik bakış açılarının düşünce zenginliğine ne kadar büyük bir katkı sağladığını anlamak için Zaman'ın yazar kadrosuna bakmak kâfi. Bu güzel manzaraya yeni güzellikler eklemek istiyoruz. Bu hafta aramıza yeni bir yazar katılacak. Sonraki haftalarda yeni anonslar göreceksiniz. Emin olun ki, her yeni katılım gazeteyi daha da zenginleştirecek. Okundukça büyüyen, büyüdükçe daha çok okunan bir gazete, sadece kendi tiraj ve imajına değil; bu ülkenin fikir hayatına ve tefekkür burcuna çok büyük değer katacaktır...

zaman



Bu yazı 360 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 24 Eylül 2012 Ne gereği vardı?
    • 11 Haziran 2012 Cuntalarla nasıl mücadele edilecek?
    • 30 Nisan 2012 Şiddet!
    • 16 Nisan 2012 '28 Şubat'çılardan panik atak hamleleri
    • 10 Nisan 2012 Çin'den bakınca Türkiye'nin gücü
    • 9 Nisan 2012 Darbede tanıdığım dört subay
    • 2 Nisan 2012 Suriye İran... İşte çetin imtihan!
    • 26 Mart 2012 Terlik
    • 13 Şubat 2012 Aman dikkat!
    • 6 Şubat 2012 Bu yüzden mi susuyorsunuz?
    • 23 Ocak 2012 Hem Hrantçı hem Ergenekoncu olunabilir mi?
    • 16 Ocak 2012 Kaç kafatası bir manşet eder?
    • 9 Ocak 2012 Hesap vermek
    • 26 Aralık 2011 Çanlar Avrupa için çalarken
    • 19 Aralık 2011 Militan
    • 12 Aralık 2011 Maazallah!
    • 5 Aralık 2011 Global Ergenekon
    • 28 Kasım 2011 Dersim'den alnımızın akıyla çıkmak
    • 23 Kasım 2011 İngiltere'yi yeniden keşfetmek
    • 21 Kasım 2011 Dersim'in şifreleri

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,858 µs