En Sıcak Konular

Gülay Göktürk


Gülay Göktürk
0 0 0000

Değiştirilemez maddeler vesayetin güvencesi



Öyle ülkeler vardır ki, anayasalarında değiştirilemez maddeler olsa bile, bu maddelerin varlığı ilkesel olarak yanlış olmakla birlikte, pratikte rahatsız edici bir etki yapmaz; daha çok sembolik niteliktedir ve orada öylece durur.
Elbette bu ülkelerin hukukçuları ve aydınları, "değişmez madde" kavramı konusundaki itirazlarını sürdürürler ama söz konusu maddelerin kaldırılması geniş çoğunluklar açısından acil ve hayati bir talebe dönüşmez.

Ama bizde öyle değil. Türkiye'de bu tartışma sadece bir ilke tartışması olarak yürümüyor. Biz bu maddelerin kaldırılmasını fantezi olsun diye tartışmıyoruz. Çünkü bizde bu değişmez maddeler vesayet rejiminin anayasadaki gizli güvencesi olarak işlev görüyor. Özellikle açık darbe yapma imkânının kalktığı ve vesayet rejiminin iktidarını yüksek yargıyı kullanarak sürdürmeye eskisinden daha fazla ihtiyaç duyduğu düşünüldüğünde vesayetçiler için bu maddeleri korumak hayati önem taşıyor. Bu maddelere dayanılarak Meclis'in anayasa değişikliği yapması imkânsız hale getiriliyor. Anayasa Mahkemesi'nin -aslında hakkı olmayan- yerindelik denetimi yapabilmesi için bu maddeler paravan olarak kullanılıyor.

Dolayısıyla bizde bu değişmez maddeler meselesi son derece somut ve hayati bir tartışma.

Eminim çoğunuz zaten biliyorsunuz ama yaşadığımız örnekleri tekrarlamakta yarar var:

Türban yasağına ilişkin anayasa değişikliğinde ne yaptı Anayasa Mahkemesi? "Bu değişiklik Anayasa'nın değişmez maddelerinden biri olan laiklik ilkesine aykırıdır, o yüzden benim de bunu bozmaya yetkim var; bu yerindelik denetimi sayılmaz" dedi. Yani, "içerik denetimi yapamaz" yasağını, değişmez maddeleri kullanarak aştı; bir nevi takiye yaptı.

Bunu yaparken de Anayasa'daki laiklik ilkesini istediği gibi yorumladı. Halkın ezici çoğunluğu başörtüsüyle üniversitede okumanın laiklik ilkesiyle hiçbir şekilde çelişmediğini düşündüğü halde, bir düzine yargıç kendi akılalmaz laiklik yorumunu bütün topluma dayattı.

Bir başka örneği daha yeni yaşadık. CHP son Anayasa değişiklik paketini Anayasa Mahkemesi'ne götürürken, yine değişmez maddelere bel bağlamıştı. Yüksek Mahkeme'nin, HSYK ve Anayasa Mahkemesi'nin üye seçimi ile ilgili değişiklikleri Anayasa'nın değişmez maddelerinden olan "hukuk devleti" ilkesine aykırı bularak bozacağını umuyordu.

Neyse ki bu defa öyle olmadı ve paket Anayasa Mahkemesi'nden kıl payı kurtulup referanduma gidebildi. Ama pekâlâ gidemeyebilirdi. Siyasi güçler dengesindeki küçük bir değişiklikle, paket bu defa da değişmez maddelerden "hukuk devleti"ne takılıp çöplüğü boylayabilirdi.

Anayasa hukukçusu Burhan Kuzu, bir demecinde bu garip durumu gayet özlü bir biçimde şöyle ifade etmişti:

''... Siz bu maddelerin yorumunu, böyle geniş yaparsanız, bakın o zaman ne oluyor? Değişmez maddeleri 4 gruba topladık: Laik Devlet, Demokratik Devlet, Sosyal Devlet ve Hukuk Devleti... Açın Anayasayı bakın, 177 maddenin dörtte biri sosyal devlet, dörtte biri laik devlet, dörtte biri hukuk devleti, dörtte biri ise demokratik devletle ilgilidir."

Yani?

Yani, bu değişmez maddeler durdukça Anayasa Mahkemesi'nin "hoşlanmadığı" (daha doğrusu vesayet rejiminin hoşlanmadığı) bütün değişiklikleri "değişmez maddeler"i istediği gibi yorumlayarak bloke etme imkânı var.

İşte bu yüzdendir ki, değişmez maddeler bizim ülkemizde "somut ve yakın tehlike" oluşturuyor. Haşim Kılıç'ın tek bir cümlesi bu yüzden bu kadar kıyamet kopartıyor. Bu yüzden anayasayı yazanlar, metne "teklif dahi edilemez" gibi buyurgan ifadeler koyuyorlar.

Ama artık böyle tehdit dolu ifadelerle kimseyi terörize edemiyorlar.

Başlayan hiçbir tartışma kapanmıyor, tam tersine derinleşerek sürüp gidiyor.

bugün



Bu yazı 8,414 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Eylül 2012 Susmak için artık çok geç
    • 24 Eylül 2012 Darbecilik mahkûm oldu
    • 21 Eylül 2012 7 adımda çözüm planı
    • 14 Eylül 2012 Libya
    • 25 Ağustos 2012 Kürtler'i PKK'dan korumak
    • 8 Ağustos 2012 Tehditle canlı kalkan olunur mu?
    • 30 Temmuz 2012 Suriye Kürdistanı
    • 2 Temmuz 2012 Zana kimi, neyi temsil ediyor?
    • 18 Haziran 2012 Kılıçdaroğlu Bahçeli'nin arkasına saklanıyor
    • 15 Haziran 2012 Olmayacak duaya amin
    • 11 Haziran 2012 Oslo süreci yeniden mi?
    • 8 Haziran 2012 Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesi
    • 4 Haziran 2012 Ses kayıtları
    • 30 Mayıs 2012 Parti kongreleri neden yapılır?
    • 21 Mayıs 2012 Sivil bayramlar dönemi
    • 11 Mayıs 2012 Yine mi?
    • 9 Mayıs 2012 Solun resmi tarihi
    • 25 Nisan 2012 Keşke CHP bölünse
    • 11 Nisan 2012 Kafası karışık bir Demirtaş
    • 9 Nisan 2012 Nizam-ı alem

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,472 µs