En Sıcak Konular

Ahmet Kekeç


Ahmet Kekeç
0 0 0000

İlhan Kesici’nin dramı



Dostumdur. Severim. İncinmesini istemem ve de düştüğü yahut düşürüldüğü “siyaset kulvarında” başarılı olmasını isterim.

İsterim de... Bunu kendisinin de istemesi gerekiyor.

Bakalım istiyor mu?

Bakıyoruz ve karşımızda “risk” almayan, risk almayı bir “varoluş- yokoluş sorunsalı” gibi algılayan, alışkanlıklarının ve ezberlerinin dışına çıkamamış, siyasetini hep “baba öğüdü” istikametinde oluşturan sıradan bir teknokrat görüyoruz.

Sıradan değil, hâşâ...

Benzerlerinden farklıdır, amiyane tabiriyle “kafası basan” bir adamdır ve nasıl neşet edeceğini bilemediği için de, hem kendisine, hem memlekete yazık etmektedir.

İlhan Kesici’de en çok neyi önemsiyoruz?

Herhalde yerliliği...

Hayır, içe kapanmacı ideolojilerin tükettiği ve süreç içinde “tutuculuk” olarak tebarüz eden o “şey”den söz etmiyorum. Buradaki yerlilik, “hasbi olan”la alakalı bir durum. Hasbi, samimi, halkla ve halkın değer tercihleriyle barışık bir durum...

Durum tamam...

Samimiyet tamam...

İmtizaç yeteneği tamam...

Her bir şey tamam da, neden olmuyor?

Bunun cevabı, İlhan Kesici’nin kişilik özelliklerinde gizli.

Bir ara, alengirli çevrelerle düşüp kalktı. Demirel’in yörüngesinden ya da etkisinden kurtulamadı. Hep “çarşının karışmasını” bekledi... “Memlekette kriz hali devam etse de, üzerinde uzlaşma sağlanan bir isim olarak keşfedilsem” havasından bir türlü kurtulamadı.

Fakat bilemediği, hesap edemediği bir şey vardı.

Dünya değişiyordu, Türkiye değişiyordu, “soğuk savaş dönemi” alışkanlıkları nispeten “açıklık siyaseti”ne elvermişti ve çarşının karışması ihtimali, hızla bir “ihtimal” olmaktan çıkıyordu.

Daha önce de yazmıştım:

İlhan Kesici, tipik sağcıdır.

Muhafazakârdır da...

Muhafazakâr siyasetin gerektirdiği tüm reflekslere sahiptir: Devleti fetişleştirmek (yahut “kerim devlet” fikriyatını önemsemek), bazı statükoları muhafaza etmek (buradaki, olumlu bir muhafazakârlık türü), milli ve manevi değerlere önem vermek, bazı seçkin çevrelerin “halk dalkavukluğu” olarak tanımladığı şeyi yapmak, yani “halkın değer tercihlerini” her türlü siyasal mülahazanın üstünde tutmak, ekonomide “nispi kapalılığı” savunmak, AB hedefinin Türkiye’nin olmazsa olmazlarından biri olmadığını düşünmek, “karşılıklı bağımlılık” yerine “tek başına bağımsızlığı” hedef almak...

Kesici’nin sağcılığı, Süleyman Demirel’in ıslah edilmiş, içine uygun miktarda “irfan” katılmış bir sağcılık. Birazcık “halk dalkavukluğu”ndan sıyrılmaya çalışan, kendisine arsıulusal referanslar bulmak isteyen bir sağcılık. Bununla birlikte, kontrollü, aşırılıklardan kaçınan, dolayısıyla asla “faşizmlere” izin vermeyen bir sağcılık...

Bu “sağcılık” anlayışının, siyaset içindeki yeri nedir? Kendini merkeze çekmeye çalışan ve sürekli dönüşen “sağ siyaset”e katkısı ne olabilir?

Katkısı ne olabilir ki, yararı ne olsun?

Dün, ajanslar, Kesici’nin, CHP’den istifa ettiği haberini geçtiler.

Niçin girmişti ki?

İşin hazin tarafı, ayrılışı kimsenin umurunda olmamış.

Hatta, “Türkiye’nin umudu” koca İlhan Kesici, istifasını sunacak bir merci bile bulamamış...

Bundan sonra ne yapar?

Herhalde, lidersizlikten kıvranan “baba yadigârı” DP’nin başına geçer, bir süre de burada eğleşir, niçin “olmadığını” anlayamadan siyasi hayatını tamamlar.

star



Bu yazı 598 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 26 Eylül 2012 Balyoz ve empati
    • 5 Temmuz 2012 Hükümeti ve cemaati çökertecek tek isim
    • 26 Haziran 2012 Ben olsam bu gazetecileri sürerdim cepheye
    • 20 Haziran 2012 Bu yazıyı Kürt kardeşlerim okusun
    • 4 Haziran 2012 Nerede bu inek?
    • 28 Mayıs 2012 Kana kan istermiş!
    • 14 Mayıs 2012 ‘Kes zırvalamayı’
    • 1 Mayıs 2012 Menderes de cami yıktırmış... Ne utanmaz adamlarsınız siz!
    • 20 Nisan 2012 Erol Özkasnak
    • 12 Nisan 2012 Suriye’yle savaşa mı giriyoruz?
    • 10 Mart 2012 ‘Zavallı Başbakan’
    • 29 Şubat 2012 Paşa niçin kendini öptürmedi?
    • 27 Şubat 2012 Bizi yormayın kardeşim
    • 17 Şubat 2012 Siz kimi kandırıyorsunuz?
    • 3 Şubat 2012 Rezil olmaya doymadınız mı?
    • 1 Şubat 2012 İyi ki sivil vesayet varmış, şerrinizden korunuyoruz
    • 19 Ocak 2012 Denktaş’ı diriltmek mi?
    • 14 Ocak 2012 Hangi gazeteciler valiz hazırlıyor?
    • 12 Ocak 2012 Kozinoğlu hakkında korkunç karartma
    • 2 Ocak 2012 İlan ediyorum: Hiç yüzleri kızarmayacak!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,787 µs