En Sıcak Konular

Mustafa Karaalioğlu


Mustafa Karaalioğlu
0 0 0000

''Seçkinler'' demokrasiye entegre olacak mı?



Referandum akşamından itibaren bütün konuşmalarına bakıyorum; Erdoğan kazanan değil kaybeden bir lider gibi temkinli, sakin ve alttan alan bir üslup kullanıyor. Sürekli izah etmeye çalışıyor ve karşısındaki anlamazlıktan geldiğinde de soğukkanlılığını yitirmiyor. Yüzde 58’in değil, yüzde 42’nin lideriymiş gibi...

Başbakan lisan-ı hal ile rica ediyor. “Gelin yeni dönemde birbirimize tahammülsüzlük ve saygısızlık yapmadan, birbirimizin fikrine ve yaklaşımlarına saygı göstererek yürüyelim” ricası. Yüzde 42’yi anladığını söylerken doğal olarak onların da kendisini anlamasını bekliyor.

Doğrusu budur. Özellikle, Türkiye gibi buluttan nem kapan alıngan yapının hakim olduğu bir ülkede büyük siyasal zaferlerin sevk ve idaresinde temkinlilik gereklidir. Üstelik sandıktan yenilgiyle çıkan iki partinin, durumu anlamak yerine birbirleriyle kavgaya tutuştuğu sırada bu daha da değerli bir tavırdır.

Türkiye, benzersiz bir değişim geçirmekte, sarsıcı ve etkili bir demokratikleşme sürecinde ilerlemektedir. Geri dönüş olmayacaktır...

Sorun, bu süreçten geri dönülebileceğini uman, bekleyen ve bunun için demokratik sisteme entegre olmayı reddeden azınlığın direncidir.

367’yi ileri sürerek Cumhurbaşkanlığı’nı kaptırmayacaklarını hesap etmişlerdi.

Cumhuriyet mitingleri koalisyonuyla 2007’yi kazanmayı planlamışlardı.

Kapatma davasıyla Erdoğan’ı yasaklayıp AK Parti’yi bölmeyi düşünmüşlerdi.

Yerel seçimlerdeki CHP-MHP ittifakıyla Erdoğan’ı mahalli idarelerden silip Ankara’ya sıkıştırmayı denemişlerdi.

Baykal’dan kurtulup, iktidar partisinden en çok oyu koparacak isim gibi görünen Kılıçdaroğlu’nu getirmişlerdi. 

Ve referandumda son kez büyük bir cephe oluşturup (CHP-MHP-DTP-DP-İP- vs.) demokratikleşme sürecini tamamen durdurmak istediler.

Buraya kadar...

Statüko için anayasa değişikliğini halk oylamasına taşımak kendi adlarına yapılacak en büyük hataydı. Çünkü, değişim dinamiğindeki rollerini tümden kaybetmekle kalmadılar, kurucu güç meşruiyetini Erdoğan öncülüğünde oluşan “Demokrat-muhafazkar-libarel-Anadolulu ve Avrupa Birliği taraftarı” eksene devrettiler.

Bu eksen, askeri ve bürokratik vesayeti bitirip, darbe dönemini kapatarak; Türkiye’nin önüne daha özgürlükçü ve müreffeh bir ülke hedefini ete kemiğe büründürerek koymuştur. Alternatifi de yoktur...

Erdoğan’ın bu şartlar altında bile “rica”cı pozisyonda bulunması hem değişimin bundan sonraki rotası için kolaylaştırıcı bir yöntem, hem de şikayetçi olunan gerilimin azalması için bulunmaz bir durumdur.

Kabul edelim ki böylesine büyük değişim yaşayan bir ülkede bu kadar gerilim normaldir. Bütünü taşlar yerinden oynarken bir miktar gürültü kopacaktır. Önemli olan bunu yönetebilmek, kazananın coşkusunu abartmaması, kaybedenin ise demokratik yarışa rıza gösterebilmesidir.

Şimdi tam bu noktadayız...

Erdoğan sanki kaybeden kendisiymiş gibi alttan alırken, gerçek kaybedenlerin ne yapacağının merakla beklendiği bir noktada... “Gerçek kaybeden” yüzde 42’nin tamamı değil, bu kesimin lokomotifi olan yüzde 10’luk hala jakoben eğilimler gösteren “Birinci dönem cumhuriyet seçkinlerinin mirasçıları”dır.

Siyaset sınıfıyla, bürokratik unsurlarıyla, iş dünyasındaki güçleriyle ve medyadaki yapılanmasıyla...

Ne yapacaklar?

Öncelikle, değişimi kabul edecekler mi? Bu ülkenin eskisi gibi içine kapanık, daha az demokrasi, daha çok korkuyla yetinemeyeceğini, pastayı büyütemeyeceğini ve dünyanın saygın bir üyesi olamayacağını analiz edebilecekler mi?

Olumlu cevap ülkeye zaman kazandırır, aksi ise değişimi sadece geciktirir...

star




Bu yazı 490 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 29 Nisan 2011 Erdoğan ne yapmış oldu?
    • 26 Ocak 2011 CHP değişmese ne olur?
    • 27 Eylül 2010 ''Seçkinler'' demokrasiye entegre olacak mı?
    • 3 Haziran 2010 İsrail’in başındaki bela
    • 14 Aralık 2009 DTP KAPALI, PKK AÇIK Bu karar kimi cezalandırdı?
    • 24 Kasım 2009 Aynı analiz, aynı nakarat
    • 6 Ağustos 2009 Ayıp
    • 28 Temmuz 2009 367’nin mucidine bir küçük soru
    • 2 Aralık 2008 Ergenekon davası nasıl başarısız olur?
    • 30 Kasım 2008 Erdoğan’ın en önemli seçim vaadi
    • 19 Ekim 2008 151 oy neyi anlatıyor
    • 17 Eylül 2008 Satır aralarından Başbuğ
    • 8 Mayıs 2008 O yemekte ne konuşulmadı
    • 13 Nisan 2008 ‘AB şimdi’nin iki faydası
    • 10 Mart 2008 CHP’den başka küçülen Atatürk kurumu var mı?
    • 14 Ocak 2008 Alevi ezberleri
    • 1 Ocak 2008 ‘2007’nin en önemli olayları’ listem
    • 24 Kasım 2007 Kritik operasyon soruları
    • 5 Temmuz 2007 MHP siyasetini bekleyen yüzleşme
    • 28 Haziran 2007 ‘Gül olamaz’ daha iyi bir gerekçeydi

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,626 µs