En Sıcak Konular

Mehmet Ali Birand


Mehmet Ali Birand
0 0 0000

Erdoğan Türkiye’yi dönüştürüyor...



Beğenirsiniz veya beğenmeyebilirsiniz, ancak Erdoğan bu ülkeyi her geçen gün biraz daha farklılaştırılıyor. Bugünkü Türkiye, artık 2002 yılındaki Türkiye değil. Türk toplumunun değer yargılarında ve önceliklerindeki bu değişim çok hızla yaygınlaşıyor. Eğer Erdoğan, açık denizlere çıkardığı bu büyük gemiyi olası fırtınalardan veya kayalıklardan koruyarak sakin sulara götürebilirse, fazla değil, önümüzdeki 10 yıllık süreç sonunda bambaşka bir Türkiye ile karşı karşıya kalacağız. Türkiye’de neyin değiştiğini merak ediyorsanız, 13 üncü sayfada buluşalım.

Başta ABD olmak üzere, batı başkentlerinin büyük bölümünde aynı konu tartışılıyor: Türkiye nereye gidiyor? Batıdan uzaklaşıyor mu , öncelikleri değişiyor mu ?

En son  German Marshall Fund’ın yaptığı anket, bu tartışmaların ne kadar yaygınlaştığının bir işaretidir. Bizler ne kadar “Türkiye bir yere gitmiyor. Önceliklerini değiştirmiyor. Sadece genel yaklaşımlarına ince ayar yapıyor” desek dahi, kimselere inandıramıyoruz.

Şimdi gelin, aynı soruyu kendi kendimize soralım.

Bence yanıt çok net.
 
Evet, Türkiye büyük bir hızla değişiyor, eskiye oranla farklılaşıyor, yepyeni değer yargıları, yepyeni yaklaşımlar ve öncelikle ediniyor.
 
Bu değişim en önemli itici gücü, Başbakan Erdoğan ise, diğer önemli bir nedeni de değişen Uluslararası koşullar olduğunu unutmamaız gerekir.
 
Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz , ancak Ak Parti ( AKP) lideri , 8 yılda Türk toplumunun genel tutumunu büyük oranda etkiledi , yeniden şekillendirdi.
 
Bugünkü Türkiye, artık 2002 yılındaki Türkiye değil.
 
Bu farklılaşmanın hızı, giderek de daha artıyor.
 
Eğer bu tempoda devam edilecek olursa , 10 yıl sonra bambaşka bir Türkiye ile karşı karşıya kalacağımızdan emin olabilirsiniz.

Bunun koşulu, bu süreçte Erdoğan’ın, büyük denizlere açtığı bu dev geminin kaptan köşkünde kalabilmesi, onu fırtınalardan koruyabilmesi ve tehlikeli kayalıklara oturtmadan, ılıman sulara sokmayı başarmasıdır.

Bu, nasıl bir Türkiye olabilir?
 
Şimdiden bazı ip uçları görülüyor tabii.
 
Bugün, nereden nereye geldiğimizin bir analizini yapacağım. Sizlerde bu saptamalarıma katılıp katılmadığınızı lütfen bana bildirin.
 
Yarın da, 10 yıl sonra nasıl bir Türkiye ile karşı karşıya kalabileceğimiz konusundaki tahminlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

*   *   *

ÖZGÜVEN ARTIYOR... ZENGİNLEŞMEYİ BEKLİYOR...
 
En büyük değişim, toplumun tutumunda görülüyor.
 
Gayet tabii, toplumun genelinden değil, ancak önemli bir bölümünün eğiliminden, algılamasından söz ediyorum.
 
Eskiden, geleneksel egemen kesimin dışında kalan büyük çoğunluk , devletten korkar , sesini fazla çıkarmaz ve kaderine boyun eğerdi.
 
Son dönemdeki en büyük değişiklik, boynu bükük görünen, görüşü pek sorulmayan veya sesini pek duyuramayan çoğunluk birden bire ön plana çıktı.
 
Sesi yükseldi.
 
Özgüveni arttı.
 
Gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmemesine rağmen, birgün kendi ekonomik durumunun daha da iyileşebileceği, zenginleşebileceği izlenimini edindi. Belki de, başka hiçbir liderin bu ümidi verememesinden dolayı, Erdoğan’a inandı. Bunca işsizliğe rağmen, hala ümidini kesmedi.
 
Sadece ezilmişler kesimi değil, egemen ve zengin kesimlerin de , kendilerine güvenleri çok arttı. Ekonominin 2002-2008 arasındaki patlaması ve 2009 krizinden, başkalarına oranla çok daha çabuk çıkılması, bu kesimi çok memnun etti. Erdoğan’ın kimi politikalarını beğenmeseler dahi, Başbakan’a  güven duyar oldular.
 
Ülkenin genelindeki özgüven ve zenginleşme havası, toplumun tutumunu değiştirdi. Daha bir dik duran , dış dünya’ya ve dış ilişkilere farklı bakan, önü açık toplum algısı arttı.

*   *   *

DEVLETTEN KORKU AZALIYOR...
 
Erdoğan’ın Türk toplumuna getirdiği en önemli bir diğer değişim, devlet korkusunun giderek azalmasıdır. Eski Jandarma- Asker- Polis korkusu bıttı. Devlet bürokrasisinin hoyratlığı altında ezilen toplumun önemli bir kesimin sesi yükselir oldu.
 
Asker- Sivil ilişkilerindeki son gelişmeler, toplumun bir kesimini inanılmaz derecede olumlu etkiledi. Eskiden , köy kahvesinin önünden geçen jandarmayı görünce, “ne olur ne olmaz, başımıza bir dert gelir” diye ayağa kalkan bu kesim, ilk defa gerçek söz sahibi olarak Erdoğan’ı görmeye başladı. (Ancak, henüz bu konuda kesin kararını vermiş de değil . Daha bir süre gözetecek ve ülkenin gerçek patronunun kim olduğuna ilerde karar verecektir.)
 
Şimdilik, hiç değilse eski sisteme kafa tutan , kendi gibi davranan , kendi gibi konuştuğu için daha rahat anlayabildiği , özetle kendine daha yakın bir lider bulmuş ve hakkını daha fazla aramaya başlamış, hiç çekinmeden sesini yükseltir olmuştur.

*   *   *

DİNDAR KESİMİN CESARETİ ARTIYOR...

Türk toplumundaki en önemli değişimlerden bir diğeri, dindar kesimin  eski çekingenliğini bırakması ve giderek kendini göstermeye başlamasıdır. Sadece türbanlı sayısının artması değil, ekonomiden bilime, medyadan siyasete kadar, ülkenin hemen her kesiminde kendilerini hissettirmelerinden söz ediyorum.
 
Bu kesim eskiden de vardı, ancak kimi korkar, kimi de fırsat eşitliği olmadığından gelişemezdi.  Türkiye’nin Ak Parti iktidarıyla birlikte, dindar kesimi cesaretlendirdiğini ve önünü açtığını söylemek daha doğru olacaktır.
 
Din unsuru, hayatın hemen hemen her alanında kendini göstermeye başladı. TRT ekranlarında kullanılan dilden tutun da, günlük yaşamın her köşesinde bir muhafazakarlaşma eğilimi gözleniyor.  Dünya basket şampıyonasındaki Ponpon kızların yasaklanması, bazı reklamlardaki çıplaklık derecesinin azaltılması, her konuşma veya törene dualarla başlanıp, ardından  kurdelanın kesilmesi doğal görülüyor. Anadolu’da son 8 yılda içki içilen lokanta sayısı dramatik ölçüde azaldı. Ak Partili belediyeler içki ruhsatı vermiyor. Bu muhafazakarlaşma eğilimi ‘mahalle baskısıyla’ gitgide yayılıyor. Ramazanlar artık başka bir heyecanla ve dikkatle kutlanıyor.

Sonuçta,  iş ve aş dağıtan bir iktidar böylesine muhafazakar olunca, toplumun bir kesimi içtenlikle buna katılırken, diğer bir kesimi de, bu pay dağılımından yararlanabilmek için, şeklen dahi olsa muhafazakarlaşmakta bir sakınca görmüyor.
 
Özetle Türkiye’nin bir çok değer yargısı, şimdiye kadar alışık olunmadığı derecede, giderek dindarlaşıyor.

*   *   *

BATI DIŞINDA, BAŞKA BİR DÜNYA KURMAYA ÇALIŞIYOR...

Türk toplumundaki bu kabuk değiştirme, dış politika alanındaki yaklaşımda da gözleniyor. İktidar ile toplumun büyük bir kesimi aynı yere bakıp, adeta aynı kokuyu kullanıp, aynı değerleri paylaşınca, bu yaklaşım ister istemez dış politikaya da yansıyor.
 
Eskiden Avrupa ve ABD, tartışılmaz ve vazgeçilmez birer cazibe merkeziydiler.
 
Oraya giden kazanır, oralarda iş yapan zenginleşirdi.
 
Dış politikada Brüksel ve Washington ile birlikte hareket edilirdi. Bunun tartışılması dahi yapılmazdı. Orta Asya Cumhuriyetleri , Orta Doğu ve İslam dünyası geri kalmış, çağdışı ülkeler olarak kabul edilirlerdi. Kafkaslar ve Balkanlar çok karışık , Filistin sorunu da elini uzatanı yakan bir ateş olarak görülürdü.
 
Kendine güveni artan, giderek zenginleşen , din unsuruna daha fazla önem veren AKP iktidarı, arkasına değişen Türk toplumunu alıp, başka denizlere açıldı. Bu adımların  atılmasında, Uluslararası koşullar da büyük katkıda bulundu.
 
Orta Doğu sorunlarıyla ilgilenilmeye başlandı.İran başka gözle gözetilir oldu. Kafkas ve Balkanlara el uzatıldı. Orta Asya  Cumhuriyetleriyle ilişkiler yoğunlaştırıldı.

Bu şekilde Türkiye’nin dikkati AB ve ABD’den başka yönlere döndü. Bu merkezlerden vazgeçmek değil, ancak eskiden farklı olarak şimdi ilgi derecesi arttı. İlgiyle birlikte ticaret büyüdü.  Yatırımlar milyar dolarlara ulaştı.

Eski öncelikler yer değiştirir oldu.

Türkiye batıya sırtını dönmedi, ancak ilgisi diğer yönlere doğru arttı.

Eskiden batıyla birlikte hareket ederdi, artık kendi politikasını uygular oldu.

Bu durumda da, ister istemez, siyaset ve ekonomi alanlarda çelişkiler ve çıkar sürtüşmeleri  başladı.

Türkiye, eskiden kendine verilen kısıtlı bölgeden çıktı ve büyük denizlere açıldı.

*   *   *

HİÇ DEĞİŞMEYENLER DE VAR...
 
Türk toplumu kabuk değiştiriyor, Türkiye farklılaşıyor, ancak bir de hiç değişmeyenler var. Eskiden nasıl ise, şimde de aynı eğilimleri, aynı alışkanlıkları görebiliyorsunuz.
 
En belirgin olanlarını özetle aşağıda  topladım.

- Ak Parti iktidarı da, daha öncekiler gibi, kendi zenginini yaratıyor. Kendi kadrolarına öncelik veriyor, kendine yakın gördüklerini ön plana çıkarıyor. Eğer dindarsanız, eşinizin başı kapalıysa, daha kolay iş bulabiliyorsunuz. Aynı şekilde, büyük ihaleler dini değerlere göre şekilleniyor.
- Geçmişte türbanı, inancı, dindarlığı ve muhafazakar yaşam biçimi nedeniyle tedirginlik duyanların yerini şimdi laik ve batılı yaşam tarzına sahip olanlar aldı. Muhafazakar bir Anadolu denizinde kendi adalarında, değişimin ülkeyi götüreceği istikameti kaygılı gözlerle seyrediyorlar.
- AKP’nin en başarılı olduğu nokta ise, çeşitli dindar kesin ve cemaatlerle ilişkilerini iyi tutması ve kendi medyasını oluşturabilmesidir. Daha önceki iktidarlar da bu konuda çok çaba harcamışlar, ancak AKP kadar başarılı olamamışlardır.
- AKP iktidarı her geçen gün güçleniyor ve güçlendikçe de otoriterleşiyor. Eleştiri kaldıramadıkları gibi, ters ses çıkaranları susturma konusunda da, eski yöntemleri kullanmaktan hiç çekinmiyorlar. Bu konuda Başbakan’ın yaklaşımına da değinmeliyim. Daha önceki örneklerde olduğu gibi, Erdoğan ülkenin tek seçicisi konumundadır. Bu konuda da hiç bir farklılık görülmüyor. Başbakan’ın her sözü bir yasa muamelesi görür.



Bu yazı 863 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 27 Eylül 2012 Türkiye, Suriye'de frene basıyor...
    • 25 Temmuz 2012 Türkiye'siz İsrail'in eski etkinliği kalmadı...
    • 20 Temmuz 2012 Esad için yer aranmaya başlandı, ancak henüz kabul eden ülke bulunamadı...
    • 13 Temmuz 2012 Washington Ankara'yı yavaşlatmaya çabalıyor
    • 27 Haziran 2012 Türkiye karizmasını çizdirmedi...
    • 21 Haziran 2012 PKK, vurdukça devre dışı kalıyor...
    • 25 Nisan 2012 23 Nisan müsamelerinden kurtulamayacak mıyız?
    • 19 Nisan 2012 Böyle subay yetiştirirseniz, Darbe'ye hayret etmeyin
    • 2 Mart 2012 ABD raporu: Ermenistan ile ilişkiler açılmalı...
    • 21 Şubat 2012 Bu defa MİT kazandı, ancak dikkat...
    • 9 Şubat 2012 Bırakın dindar nesli, tablet nesli geliyor...
    • 23 Aralık 2011 Biz neden kızıyoruz, asıl Sarkozy utansın...
    • 15 Aralık 2011 Gül 2014'e kadar Çankaya'da...
    • 10 Aralık 2011 Erdoğan çekildi, partinin haline bakın...
    • 30 Kasım 2011 Başbakan'ın ameliyat sonucu saklanmamalı...
    • 27 Ekim 2011 Devlet ne yapsa, bir türlü yaranamıyor...
    • 20 Ekim 2011 Bu açık bir cinayettir, bir savaş ilanıdır
    • 29 Eylül 2011 PKK vuruyor, ancak kışkırtamıyor...
    • 21 Haziran 2011 Erdoğan'ı tarihe asıl Kürt sorunu geçirir...
    • 22 Nisan 2011 Türkiye, BDP'ye sahip çıktı

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,257 µs