En Sıcak Konular

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta



Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta
0 0 0000

Erik ve şeftaliyle olmuyorsa hadi vur kendini şaraba ve yeşil çaya



Hafta geçmez ki medyada bir bitkinin veya bir yiyeceğin kanseri önlediğine ya da tedavi ettiğine dair bir haber çıkmasın. Geçtiğimiz günlerde de gene bu tür iki ‘müjdemi isterim haberi’ kanser hastalarını ve yakınlarını heyecanlandırdı. Bu sefer de haber çoğu zaman olduğu gibi Amerika’dan geliyordu, ama adı geçen meyveler öyle Bermuda avokadosu, Sri Lanka ajuru veya Paraguay böğürtleni gibi adını sanını duymadığımız ve bunları şimdi nerden nasıl getirteceğiz diye bizi depresyona sokacak türden değildi. Kanser hücrelerini kısa sürede öldürdüğü ileri sürülen meyveler hepimizin bildiği, ülkemizde birçoğumuzun bağında bahçesinde yetişen erik ve şeftali idi.

Teksas’ ta yapılan araştırma, sadece şeftali ve erikte çok yüksek oranda bulunan iki fenol bileşiğinin meme kanseri hücrelerinin ölümlerine yol açarken, normal hücrelere herhangi bir zarar vermediklerini gösteriyordu. Meyvelerdeki antioksidan oranlarını da araştıran bilim adamları, bilinen bütün meyveler içerisinde en yüksek miktarların erikte olduğunun anlaşıldığını da vurguluyorlar.
 
Bu, elbette önemli bir sonuç; çünkü bugün kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçları herhangi bir seçim yapmadan hem kanser hücrelerini ve hem de vücudun normal hücrelerini etkiliyorlar. Sadece kanser hücrelerini yok eden ama vücudun diğer hücrelerine zarar vermeyen bir ilacın kanser tedavisinde çığır açacağına hiç şüphe duymamak lâzım.

Kırmızı şarap ve yeşil çay da kanser düşmanı
Gene Amerika’ dan gelen ikinci müjdeli haberde ise kırmızı şarap ve yeşil çayda bulunan polifenollerin prostat kanserinin büyümesini durduklarının kanıtlandığı bildiriliyor. Özellikle yeşil çayın tam bir kanser düşmanı olduğunu gösteren pek çok delil var. Meselâ, günde 3 bardak veya daha fazla yeşil çay içen 50 yaş altındaki kadınlarda meme kanseri riskinin yüzde 37, günde 5 bardak veya daha çok yeşil çay içen kadınlarda mide kanseri riskinin yüzde 20 daha az olduğu biliniyor. Yeşil çayın bu özelliği içindeki kateşinlerle ilgili. Burada önemli olan yeşil çayın oksitlenmiş olmaması çünkü oksitlenmiş yeşil çay birçok özelliğini yitirmiş oluyor. Çayın renginin yeşilden çok kahverengine yakın olması oksitlenmenin en güvenilir işareti olarak kabul ediliyor.
Kırmızı şaraba gelince: Günde bir bardak kırmızı şarap içen erkeklerde prostat kanseri ihtimalinin yüzde 50 daha az olduğu biliniyor. Bunun sebebi şarapta bir polifenol olan resveratrol bulunması ama prostat kanserinden korunmak için şarap içmek hiçbir şekilde gerekli değil. Bu, şarapçıların bir uydurması çünkü aynı koruyucu etki alkol gibi bir zehrin olumsuzluklarına maruz kalmadan üzüm yiyerek de şıra içerek de elde edilebiliyor.

Fareler üzerinde yapılan ve yeşil çay ve kırmızı şarabın prostat kanserinin ilerlemesini durduğu sonucuna varan bu araştırmanın asıl önemli bulgusu, bu etkinin sifingosin kinaz enziminin baskılanmasıyla ortaya çıktığının belirlenmiş olması. Bu sayede, bu enzimi baskılayan ve yeşil çay ve kırmızı şaraptan daha etkili ilaçların geliştirilmesi mümkün olabilecek. Ayrıca prostat dışında mide, meme ve kolon kanserlerinin tedavileri de yapılabilecek.

Bu iki araştırmada umut verici sonuçlar veren fenollü bileşiklerin ileriki senelerde kanser tedavisine girmesi sürpriz olmayacaktır. Ancak bu bir anda olabilecek kolay bir şey değil. Erik, şeftali, yeşil çay ve üzümde bulunan bileşiklerin ilaç olarak kanser tedavisinde kullanılabilir olabilmesi için yıllarca süren pek çok araştırmanın ve klinik deneylerin yapılması gerekiyor. Laboratuar aşamasında çok olumlu sonuçlar veren sayısız kimyasal maddenin bu şekilde gazetelere manşet olduğunu fakat ilaç olma şerefine nail olamadan çöpe gittiklerini unutmamalıyız. Aynı akıbet erik, şeftali, yeşil çay ve üzümden elde edilen fenollerin de başına gelirse hiç şaşırmamak lâzım.

Fitonütrientler hastalıklara karşı nasıl korurlar?
Bu haberlerde adı geçen polifenoller, tıpta fitonütrient adıyla bilinen bileşiklerin en tanınmışlarıdır. Polifenoller dışında başka fitonütrientler de var:  Terpenler, lignanlar, inositol fosfatlar, karotenoidler, saponinler bunlardan bazıları.
Meyve, sebze, tahıl, bakliyat, kuru yemişler ve çayda bulunan ve insan sağlığı üzerine pek çok olumlu etkileri olan bileşiklere fitonütrientler ismi veriliyor. Protein, yağ, vitamin, mineral gibi geleneksel besinlerden farklı olarak fitonütrientler yaşamak için elzem maddeler olmadıkları için bunları fitokimyasallar olarak tanımlamayı uygun görenler de var.

Fitonütrientlerin bazı kanserleri, kalp ve damar hastalıklarını ve yaşlılığa bağlı sarı nokta hastalıklarını önlediklerine dair binlerce araştırma var. Bunlar farklı şekillerde etkili oluyorlar: İmmun cevapları artırmak, hücreler arası iletişimi artırmak, östrojen metabolizmasını değiştirmek, kanser hücrelerinin ölümüne yol açmak (apoptoz), sigara ve diğer tokik maddelerin yaptıkları DNA hasarını tamir etmek, antioksidan etki göstermek, sitokrom P450 ve faz II enzim sistemlerini aktive edip karsinojenleri etkisizleştirmek, bu mekanizmalardan bazıları.

Sebze, meyve kanseri tedavi edebilir mi?
Bu sorunun cevabı maalesef hayırdır. Bugün için sebze meyve yiyerek kanseri tedavi etmek mümkün değildir ama diyetimizde yeteri kadar fitonütrient ihtiva eden sebze, meyve, tahıl, bakliyat bulundurursak kanser riskimizin azalacağından şüphemiz yoktur. Eh, bu da az bir şey değil!

www.ahmetrasimkucukusta.com



Bu yazı 612 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 31 Ekim 2014 Günde 3 bardak süt kemik kırığı ve ölüm riskini artırıyor
    • 14 Mayıs 2013 Akademik sahtekârlık geleneğinin kime ne zararı var
    • 11 Aralık 2012 Yakında ruh hastası olmayan kalmayacak
    • 9 Ekim 2012 Bir Türk tıp alanında Nobel alabilir mi?
    • 3 Ekim 2012 Burun damlaları ile aldatılıyor muyuz?
    • 2 Ekim 2012 Kimi kime şikâyet edelim?
    • 1 Ekim 2012 Türkiye'de mamografi taramaları rezaleti
    • 16 Eylül 2012 Mamografi taramalarına karşıyım
    • 10 Eylül 2012 Modern tıbbın son numarası: Aşırı teşhis
    • 8 Eylül 2012 Mamografi kanser riskini arttırıyor
    • 7 Eylül 2012 Benzer ilaç nedir?
    • 28 Ağustos 2012 Meme taraması saç taramaya benzemez
    • 14 Ağustos 2012 Antibakteriyel ürünlerdeki büyük tehlike
    • 6 Ağustos 2012 Sağlıklı suda hiçbir mikrop olmamalıdır
    • 30 Temmuz 2012 Enerji içecekleri yasaklanmalıdır
    • 23 Temmuz 2012 Damacana mı musluk suyu mu?
    • 10 Temmuz 2012 İlaç tanıtımında bundan iyisi Şam'da kayısı
    • 23 Haziran 2012 Bir sağlık haberi skandalı
    • 13 Haziran 2012 Ot-Çöp tüccarlarından alacağımız dersler de var
    • 17 Nisan 2012 Sönmez gene döndü

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,703 µs