En Sıcak Konular

Yasin Doğan


Yasin Doğan
0 0 0000

Yargı, hayır kampanyası yapabilir mi?



Adli yıl töreninde konuşan Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, çok tartışılacak bir konuşma yaptı. Gerçeker'in söyledikleri de elbette tartışılabilir, eleştirilebilir, ancak kanaatimce asıl tartışılması gereken konuşmanın zamanı ve zeminidir. Halkoylamasına altı gün kala böyle bir konuşmanın yapılması birçok açıdan talihsizdir ve çok yanlış olmuştur.

Malumunuz seçimlere bir hafta kala seçim yasakları başlar ve devlet görevlilerine yönelik bir kısım sınırlamalar getirilir. 'Törenler tertiplemek, nutuklar söylemek, demeçler vermek ve bunlar hakkında her türlü vasıtayla yayınlarda bulunmak' yasak olur.

Peki başbakan, Bakanlar ve Milletvekilleri için geçerli olan, siyasi partilerin uygulamalarını sınırlandıran bu yasaklar, niçin bir kısım kamu görevlilerini ve yargı bürokrasisini kapsamaz?

Parti kampanyalarına bir kısım memurların katılımı yasaklanır da, niçin yargı bürokrasisinin kampanya yürütmesi, resmi törenlerde karşıt söylemlerde bulunması yasaklanmaz?

Anayasa değişikliğini konuşsun veya konuşmasın Başbakan'ın herhangi bir törene katılamaması seçim yasaklarının bir gereğiyken, yüksek yargı mensuplarının böyle bir törende anayasa değişikliğine hayır konuşması yapabilmesi nasıl bir mantıktır?

Bu işin bir çok yasal gerekçesi sayılabilir, ama bunun çok mantıklı olduğunu düşünmüyorum.

Yargıtay Başkanının Meclis'in yaptığı bir anayasa değişikliğiyle ilgili görüş ve kanaat belirtmesi en tabii hakkı olarak görülebilir. Gerek değişiklik hazırlanırken, gerek Meclis safhasında bu düzenlemeyle ilgili Yargıtay'ın kanaatleri de kamuoyuyla paylaşılabilir. Ancak halkoylamasına birkaç gün kala böyle bir konuşma yapılması, sandığa gidecek insanların iradesine yönelik ciddi bir müdahale girişimidir, içeriği ve üslubu itibariyle büyük bir saygısızlıktır. Siyasi partilerin kampanya yürütmesi ile yargının böyle bir çaba içine girmesi birbirine karıştırılmamalıdır.

Yargıtay başkanının suçlayan, küçümseyen, itham eden üslubu da çok sorunludur. Demokratik ülkelerde yüksek yargı mensupları siyasi parti sözcüsü gibi polemikler yapıp, siyasi parti liderlerine laf yetiştirebilirler mi? Kuvvetler ayrılığı demek, yargının yasama ve yürütmeyle didişmesi, ona meydan okuması demek olmamalıdır.

Yürütme ve yargı birbiriyle müzakere edip uzlaşma arayan, eğer uzlaşamazsa birbirine tavır takınan, buna göre birbirine ve birbirinin işlemlerine muamele eden organlar değildir. Anayasa değişikliğin hayata geçmesi halinde yürütme ile uzlaşmazlığın artacağı söylemi (veya tehdidi) de çok sorunludur. Herkes anayasa ve yasalar çerçevesinde kendilerine verilen görevleri yerine getirirler. Bu organlar arasında bu şekilde bir uzlaşma veya uzlaşmazlık söz konusu olamaz. Bu iki organ 'gel uzlaşalım, anlaşalım' gibi bir düşüncenin içine giremezler. Çünkü buradaki durum, uzlaşma değil, anayasal görev ve yetkilere uygun hareket etmedir. Uzlaşma ile uyum farklıdır. Kurumların uyumlu çalışması birbirinin yörüngesine girmek değildir, ama uzlaşı, hukuki çerçeveye rağmen fiili durumu esnetmek olarak anlaşılabilir.

Yargıtay Başkanı, bir hukukçu olarak AYM'nin kararlarına saygılı göstermek durumundadır. Yargıtay Başkanının eleştirdiği hususları, muhalefet partisi Anayasa Mahkemesi'ne götürmüş, ancak yüksek mahkeme bu endişelere mahal olmadığını ortaya koymuştur. Bunun üzerine hala felaket tellallığı yapmak, en azından AYM'nin kararını önemsememektir.

Adli yıl törenlerinin bu kadar çok polemiğe, siyasi söyleme ve restleşmeye sahne olması, Türk yargısının faydasına değildir. Bağımsızlık gösterisi yapılırken verilen taraf görüntüsü yargının tarafsızlığını ciddi şekilde zedelemektedir.

Demokrasi, askerin ve yargının çok konuştuğu değil, işini düzgün yaptığı, tartışma ve polemiklere girmediği rejimdir.



Bu yazı 424 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 8 Ağustos 2012 İran'a bir haller oluyor...
    • 25 Temmuz 2012 Suriye Kürtlerinin PKK sorunu...
    • 9 Şubat 2012 Muhalefet çok sevindi!
    • 3 Şubat 2012 ''Ya PKK ya Ergenekon'' kandırmacası...
    • 1 Şubat 2012 Suriyeli Kürtler ve Barzani, PKK'yı kızdırdı
    • 1 Aralık 2011 Lider olmak da zor, çok sevilmek de...
    • 10 Kasım 2011 Barzani ve PKK
    • 7 Ekim 2011 KCK sadece halka değil BDP'ye de tahakküm ediyor
    • 12 Mayıs 2011 PKK, BDP'nin varlığını anlamsızlaştırıyor
    • 16 Şubat 2011 Perver'e hain diyen hainler!
    • 9 Eylül 2010 Yargı, hayır kampanyası yapabilir mi?
    • 4 Ocak 2007 AB din işlerine karışır mı?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,971 µs