En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Kampanyalardan bıktınız mı?



Sahi, bu yazının başlığından konusunun yine 'halkoylaması' olduğunu hissedince okumaktan vaz mı geçeceksiniz? Yaşadığınız kentin meydanları siyasi parti mitinglerine, duvarları 'evet-hayır' afişlerine ayrıldığı için, sokaklarında sandığa davet eden araçlar fır dönüyor diye bıktınız ve sesini en fazla yükseltenlere tepkinizi sandıkta göstermeye mi hazırlanıyorsunuz?

Bazıları bu kanaatteler. Hatta bir kamuoyu araştırmacısı "Eğilim 'Evet' tarafının tersine dönmeye başladı, sebebi de aşırı propaganda" bile demiş...

İki sebepten bu görüşe katılmıyorum; ilki şu: Seçimler, halkoylamaları ve o sebeple yürütülen kampanyalar demokrasilerde bireylerin önemini ortaya çıkarır; partiler propagandalarını insanları etkileyip ikna etme amacıyla sürdürürler. Bu çaba sandık gününe kadar devam eder.

Kendisine önem verildiğini hisseden ve politikacıların ikna etmek için ayağına kadar geldiğini, her bulduğu imkânı kullandığını fark eden bireyler bundan neden rahatsızlık duysun ki?

Sebeplerden ikincisi en az birinci sebep kadar ciddi: Demokrasiler daha çok 'dolaylı temsil' esası üzerinde yürür; adayları veya partileri sandıkta seçmen tercih eder, iktidara gelmeyi başaranlar da ülkeyi yönetir; demokrasilerde halkın doğrudan gelişmeleri etkilediği nâdir yöntemlerden biridir halkoylamaları...

Meclis'te görüşülmesi bir aydan fazla sürmüş, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmış, Anayasa Mahkemesi'nin denetiminden geçmiş olan değişiklik paketi, eğer ben ve sizler pazar günü sandık başına gittiğimizde 'Evet' oyunu esirger isek, yürürlüğe giremeyecek. Güç bizde yani...

Herbirimizin -hatta gelecek nesillerin de- hayatını derinden etkileyebilecek bir konuda, kararı, doğrudan bizler vermiş olacağız. Böylesine önemli bir olayla ilgili kampanya sürecine, partiler desteğimizi sağlasınlar diye bunca gayreti gösterirken, neden angarya gözüyle bakalım?

Tam tersine, kampanyalarla birlikte, evlere, topluca bulunulan mekânlara taşınan sohbetler ve tartışmalar hepimizi mutlu ediyor. Etmeli de...

Bizde halkoylaması yöntemi bugüne kadar dişe dokunur sebeplerle nadiren kullanıldı. 2007 yılında meydana gelen bazı nâhoş gelişmeleri bertaraf etmek için gidilen ve cumhurbaşkanını halkın seçmesine imkân sağlayan anayasa değişikliği halkoylaması o nadir istisnalardandı. Ne oldu? Halkın yüzde 68'i oy kullandı; yüzde 31'de kalan 'Hayır' oylarına karşılık 'Evet' oyları yüzde 69 oldu.

Sonucu tahminde zorlansam da, katılımın bu defa da öncekinden daha düşük olmayacağını sanıyorum. Hiçbir halk kendisini ilgilendiren konularda söz sahibi olma fırsatını kaçırmaz çünkü. Zaten bu sebepledir ki, demokrasisi kökleşmiş ülkelerde, sıkça halkoylamasına gidilir. Yalnızca yeni anayasa veya anayasada değişiklik gibi olağanüstü önemli konularda değil, vatandaşın günlük hayatını etkileyecek sigara yasağı veya otomobillerde kemer takma zorunluluğu gibi basit konularda bile halkın oyuna başvuran demokrasiler vardır.

Pazar günü sandıktan çıkacak sonucu beklemeden kimin kazandığını söyleyebilirim: Ülke kazandı, hem de şimdiden... Muhalefet partilerinin oturumları boykotu yüzünden Meclis'te doğru-dürüst görüşülemeyen anayasa değişikliği maddeleri, halkoylamasına sunulacağı için, toplum tarafından enine-boyuna tartışılabiliyor. Sadece eldeki 26 maddeyle de sınırlı kalmıyor tartışmalar; bu vesileyle, anayasal çerçevenin içine girebilecek her konu tartışma gündeminin bir parçası bugün...

Şı son bir-iki ayda en hassas konuları en açık biçimde konuşma fırsatı buldu toplumumuz...

Anayasa değişikliğiyle ilgili halkoylaması kampanyalarının sağladığı en büyük kazanç budur: Halkın ülke sorunlarını açık-seçik tartışmasına vesile olması...

"Yine mi halkoylaması yazısı?" tepkisini verecek insanlar varsa aramızda, şaşarım.

yenişafak



Bu yazı 443 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,931 µs