En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Herhalde bir bildiği var



Bir polis şefinin mesleki kariyerini riske atarak yaptığı çıkışı takdir etmeden duramıyor insan... Eskişehir'in dün kendi isteğiyle görevinden alınan Emniyet müdürü Hanefi Avcı bir kitapla bunu 'yeniden' başardı. Bu ilk çıkışı da değil Avcı'nın; Susurluk kazası sonrasında olan-biteni doğru bir çerçeveye oturtmamızı o zamanki çıkışıyla kendisi sağlamış, 28 Şubat'ın karanlık günlerinde de hapse girme pahasına sürece itirazlarını kayda geçirmekte tereddüt etmemişti.

O günlerde de takdir edilmişti Hanefi Avcı.

Yalnız eskiden kendisini takdir edenler ile bugünlerde etrafını çeviren hayran kitlesi arasında ciddi bir fark var: Eskiden kendisini takdir edenler şimdi şaşkın durumdalar, şimdiki hayranları ise profesyonel hayatı boyunca onu kuşkuyla karşılamış tipler...

İnsanoğlu değişkendir, ancak bu denli köklü bir değişiklikle öyle çok sık karşılaşılmıyor.

Susurluk kazası ertesinde devlet içinde yuvalanmış çetelerin varlığına ilk işaret edenlerden biriydi; 28 Şubat'ta hukuk dışına sarkan cunta yapısıyla bayağı uğraşmıştı. Şimdi de devletin içine sızan bir çeteden söz ediyor, ama çok farklı bir adres göstererek: 'Cemaat'...

Tezinin tanıklar listesi ilginç: Kendisi ve hepsi polis şefi olan yakın arkadaşları... Öyle anlaşılıyor ki, aldığı bütün tedbirlere rağmen Hanefi Avcı'nın telefonları dinlenmiş; dinleme yöntemiyle yasadışı elde edilen bilgiler mağduriyetlerine sebep olacak biçimde arkadaşlarının aleyhine kullanılmış...

Bunu yapanları tanıyor Hanefi Avcı; tanıyor, çünkü elleriyle yetiştirdiği, belli yerlere gelsinler diye çaba gösterdiği meslektaşları onlar... Birinden "Benim en yakınımdı" diye söz ediyor...

Her insan böyle bir duruma tepki gösterir. O da tepkisini 'Haliç'te Yaşayan Simonlar' adlı kitapla dışa vurmuş; şimdilerde gazetelere de konuşuyor, TV programlarına da çıkıyor. Dediklerini okur ve dinlerken öfkesini anlıyor ve onu bu hallere düşürenlere kızıyorsunuz.

Öfke baldan tatlıdır, ancak dozunda tutulmazsa zararı herkese -öfkeliye de- dokunabilir. Öfkesini kendisi ve arkadaşlarını hedef alan kişilere yöneltse neyse; oysa o çekiştiği polislerden bir örgüt ve o örgütten de suçlayacağı bir Cemaat çıkartıyor.

Hanefi Avcı'nın öfkesi, onu, kendisine ihanet edenleri çok aşan bir aşırılığa sevk ediyor. Şu sıralarda görülmekte olan davaları bambaşka bir perspektife oturtacak savlar ileri sürüyor. 'Ergenekon' davası, Balyoz operasyonu, Danıştay baskını, Erzincan savcısı... Bunların hepsi aynı tiplerin -daha doğrusu mensup oldukları 'Cemaat'in- birer kurgusu oluveriyor.

Kanıtı var mı? Ya da tanıkları? Yok.

Zihninin nasıl çalıştığına dair bir örnek: Bir ildeki savcının görevi olmayan işlere bulaştığını kabul ediyor; birilerini zor duruma düşürmek için kumpas kurduğunu da... Savcının bunu yaparken bölgedeki üst düzey askeri yetkiliyle elele verdiğini de biliyor.

O savcının örgütlü hukuk-dışı davranışlarına itiraz etmiyor da bir başka il savcısının onu durdurmak için devreye girmesine karşı çıkıyor.

Daha da kötüsü, müdahalede 'Cemaat'in parmak izini arıyor...

Acaba?

Eskiden çok sık sorduğu 'Acaba?' sorusunu hiç sormuyor Hanefi Avcı. Yoksa Hrant Dink suikastını âdi bir sokak çetesine mal eder miydi? Danıştay saldırısını başörtüsü yasağını protesto eden bir avukatın yalnız başına gerçekleştirdiğine inanmamızı bekliyor. Ergenekon ile Susurluk arasında geçmişte kendisinin sağladığı zihin açıklığıyla kurulabilen bağlantıyı da görmezden geliyor.

Niçin? Gerçekten bilmiyorum.

Herhalde kendisi biliyordur.

yenişafak



Bu yazı 808 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,227 µs