En Sıcak Konular

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta



Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta
0 0 0000

Erkek hastaya hamile ilacı



Habertürk gazetesinde Erkek Hastaya Hamile İlacı başlıklı ülkemizde sağlık alanındaki pek çok yanlışlığı ortaya koyan çok ilginç bir sağlık haberi okudum. Alt başlığı da Doktordan Şok Tedavi olan haber özetle şöyle:

İsteyenler haberin tamamını aşağıdaki adresten okuyabilirler: http://www.haberturk.com/saglik/haber/532130-erkek-hastaya-hamile-ilaci


Bir gece önce ‘fenalaştığı’ için yakınları tarafından hastanenin aciline götürülen ancak kendisine bir teşhis konulamayan hasta ertesi gün dâhiliye polikliniğine başvuruyor. Hasta kendisinde gizli şeker olduğunu söyleyerek kan tahlili yapılmasını istiyor. Hastayı muayene eden doktor böyle bir tahlili gerekli görmüyor ama hastanın ısrarı üzerine bunları istiyor.

Tahlillerde kan değerlerinin düşük olduğunu gören doktor, hastaya 3 adet ilaç yazıyor. İlaçları almak için eczaneye giden hasta eczacının ‘Yazılan ilaçların kadınların hamilelik ve adet döneminde kan eksikliğini gidermek amacıyla kullanıldığı ve kan değeri düşük çıkan hastaların kullanmasının sakıncalı olabileceği’ uyarısıyla donup kalıyor.

Kendisine doktorun yanlış ilaç yazdığını fark eden hasta soluğu savcılıkta alıyor. Avukatı ‘Kan değerleri düşük çıkan hastaya, hamilelik ve adet döneminde kan eksikliği yaşayan bayanlara yazılan ilaçları yazmış. Kanı normal olan bir hastaya nasıl olur da kan yapıcı ilaç verilebilir.’ diyor. Hakkında ceza davasının yanı sıra 5 bin TL'lik maddi ve manevi tazminat davası açılan doktor da ‘Kendi içinde çelişkiler yaşıyor. Çok yalan söylüyor. Onun akli dengesi bozulmuş. Ben beslenme bozukluğu yaşadığı için ona o ilaçları yazdım’ diyor.


Bu sağlık haberinin irdelenmesi gereken pek çok yönü var:

BİR: Artık kan tahlilleri, röntgen gibi incelemeler her zaman doktor gerekli gördüğü için değil, hastalar istedikleri için de yapılıyor. Bu tür hasta taleplerine karşı çıkmaya kalkan babayiğit doktorların başına türlü çeşitli kazalar geldiği için de doktorlar bu isteklere genelde ses çıkaramıyorlar. Hatta bu haberde olduğu gibi tahlillere gereksiz ilaveler yapılması da çok olağan bir şey oldu; çünkü kamu hastanelerinde hastasından fazla tetkik isteyen doktor daha çok çalışmış gibi görünüyor (kamu hastanesi performans uygulaması!) ve daha fazla kazanıyor.


Özel hastanelerde de doktorlara hastaneye kazandırdıkları oranda fazla para veriliyor. Mesela, ‘Bugün biraz başım ağrıyor’ diye gittiğiniz özel hastanede size ilk sorulan şey adınız, soyadınız, yaşınız değil ‘Özel sağlık sigortanızın olup olmadığıdır’. Cevabınız evetse, ateşinize, tansiyonunuza veya nabzınıza bakılmadan kendinizi tomografi laboratuarında bulursunuz. Ya da ‘Nefes alırken göğsüme iğne gibi bir şey batıyor’ şeklindeki bir şikâyetiniz için yoğun bakımda birkaç gün geçirmeden ve anjiyo olmadan hastaneden çıkmanız imkânsız gibidir.


Muayenehanelerde de durum farklı değildir; özel laboratuarların birçoğu komisyon prensibine (özel muayenehane performans uygulaması!) göre çalışır. Yani, hastanızdan ne kadar çok tahlil isterseniz o kadar çok para kazanırsınız!


İKİ: Hastalar çoğu zaman teşhislerini kendi koyar veya doktora biraz daha saygısı olanlar şüphelendikleri hastalıkları sıralayıp seçimi doktora bırakırlar. Bir hastaya kendi teşhisinin veya düşündüğü hastalığın dışında bir teşhis konduğunda hastanın bunu kabul etmesi hayli zor, hatta imkânsız olur.


Bu haberde hastanın celallenmesinin bir sebebi de kendi şüphelendiği gizli şeker yerine doktorun ona aklının ucundan bile geçmeyen kansızlık teşhisi koymasıdır. ‘Vay, sen kim oluyorsun da benim aklımdan geçmeyen bir hastalığı bana yakıştırıyorsun’ mantığı biz hekimlere hiç yabancı değildir. Hele de genç bir erkeğe tıbbi maksatla da olsa ‘Sen kansızsın’ demek tek başına cinayet sebebi dahi olabilir.


ÜÇ: Bu haberde kan değerlerinin düşük olması sözü ile kastedilen büyük ihtimalle kanda eritrosit (kırmızı kan hücreleri), hemoglobin ve hematokrit değerlerinin düşük olması ve eritrositlerle ilgili bazı parametrelerdeki değişikliklerdir. Bunlara bakarak bir kişide kansızlık olup olmadığı ve derecesi anlaşılabilir. Pratikte sadece bu sonuçlara göre ilaç yazılması, özellikle de anemi derin değilse ve hastanın anamnezi ve fizik muayenesinde başka bir hastalığı düşündürecek bulgu yoksa yanlış bir şey de değildir. Böyle durumlarda genellikle demir, B-12 vitamini ve folik asit gibi kan yapımında gerekli olan maddeleri ihtiva eden ilaçlar reçete edilir. Tedaviye, kanda bu maddelerin seviyelerine bakarak başlamak hem teşhisin kesinleşmesi hem tedavinin takibi bakımından daha doğrudur.

Kan düşüklüğüne karşı erkekler için ayrı kadınlar için ayrı ilaç yoktur. Kansızlık özellikle de demir eksikliğine bağlı olan kansızlık daha çok kadınlarda görülür.


DÖRT: Haberde doktorun 3 ilaç yazdığı bildiriliyor. Bu, bence gene de insaflı bir doktormuş ki üç ilaçla yetinmiş. Günümüzde inanılmaz boyutlarda ilaç israfı var. Bugün artık bir doktora muayene olup da 4’ den az ilaç (kanun en fazla 4 kaleme izin veriyor!) bulunan bir reçete almak mümkün değil.


BEŞ: Eczacıların bir kısmı işleri kalfaya hatta çırağa teslim ediyor eczaneye bile uğramıyor; bir kısmı da haberdeki gibi doktordan çok doktor olup her şeye karışabiliyor. Eczacı reçetede bir yanlışlıktan şüphelendiğinde doğru olanı, bunu reçeteyi yazan hekime -mümkünse hastaya belli etmeden- sormasıdır. Hele de bir elinde tespih çeviren, ayakkabısının ökçesine basan, kaytan bıyıklı bir bitirime ‘Bu doktor sana hâmile ilacı yazmış’ demek affedilebilecek bir hata değildir. Doktor bey ucuz kurtulmuş. Eczacının ‘Yazılan ilaçların kadınların hamilelik ve adet döneminde kan eksikliğini gidermek amaçlı olduğunu ve kan değeri düşük çıkan hastaların kullanmasının sakıncalı olabileceği’ şeklindeki uyarısına diyecek söz bulamıyorum. Allah’ım sen aklımı koru!


ALTI: Artık ilacı kaşıntı yapan, midesine dokunan, doktora iki tane patlatıp da ağzını burnun dağıtamadı mı, soluğu savcılıkta alıyor. Haksız da değiller çünkü Yargıtay’ ın bir kararına göre ilaçların yan etkilerinden de doktorlar sorumlu. Eliniz kana bulamanın âlemi yok; dava açtınız mı kazanmamanız neredeyse imkânsız gibi.


YEDİ: Doktorlara duyulan düşmanlığa ve durumdan vazife çıkaran avukatlara her gün yeni örnekler ekleniyor. Yoğun bakım ve acil bölümlerinin önünde nöbet tutan seyyar avukatlar türemeye başladı; hastanelerin karşısındaki eczanelerin üst katlarının çoğu da artık avukatlık bürosu olma yolunda. Tıbbı doktorlardan iyi bildiklerini sanan avukat sayısı hiç de az değil. Bu avukat da ‘Kan değerleri düşük hastaya nasıl olur da kan yapıcı ilaçlar verilir’ sözleriyle müthiş tıbbi bilgisini ortaya koyuyor. Benden duymuş olmayın da, hastalığınıza bir türlü teşhis konamıyorsa bir avukatın fikrini almanızda her bakımdan fayda olabilir.


SEKİZ: Genetiğiyle oynanmış (GOY) doktorların sayısı giderek artıyor. Haberin kahramanı da bir GOY doktor bana kalırsa: Bunlar, günlük hayatta hep yorgun, uykusuz, mutsuz; hasta başında isteksiz, ürkek, kararsız; kanun ve yönetmelikler karşısında zorda, şaşkın, aciz; ekonomik olarak sıfırı tüketmiş; ruhsal bakımdan depresyonda; ilaç endüstrisi ve tıp teknolojisi tarafından sindirilmiş, bastırılmış, ezilmiş; hasta ve hasta yakınlarının sözlü veya fiili saldırıları karşısında savunmasız ve çaresiz; medyada günah keçisi olmuş durumdalar.


DOKUZ: Hekimliğin son yıllarda büyük itibar kaybına uğramasının pek çok sebebi var elbette. Bunlardan biri de gazetelerde, televizyonlarda sağlıkla ilgili her olumsuzlukta hemen doktorların suçlanmasıdır. Doktordan şok tedavi başlığı da olayı hiç irdelemeden doktorlara mahkemeden önce kesilen bir medya cezasıdır!

Doğruluğu kanıtlanmamış hasta şikâyetlerinin (hatta bazen iftiraların), hekimi suçlayan haberler olarak yayınlanması, hekimin gerçekten kusurlu olduğu münferit bir olayın sık yapılan bir yanlış gibi sunulması olağan olmuştur. Hekim yorgunluğu, iş yoğunluğu, alt yapı ve teknolojik yetersizlikler, sistem hataları hiç hesaba katılmadan, sağlıkla ilgili her olumsuzlukta doktorlar suçlanmaktadır.

Yoğun bakımda yer yoktur, suçlu doktordur. Ameliyatta elektrikler kesilir, suçlu doktordur. İlaç alerji yapar, suçlu doktordur. Kan bulunamaz, suçlu doktordur. Hasta iyileşmez, suçlu doktordur.


Haberden çıkarılması gereken dersler:
BİR: Genel bir poliklinikte hastaların büyük çoğunluğu için hiçbir tahlile gerek yoktur. Hasta istedi diye tahlil yapılmamalıdır.

İKİ: Erkekler ve kadınlar için ayrı kan yapıcı ilaç yoktur.
ÜÇ: Her hastaya (ve tabii ki her kansızlığı olana) ilaç yazmak gerekli değildir. Birçok şikâyet hayat tarzı düzenlemeleri ile ortadan kaldırılabilir.

DÖRT: Eczaneler kozmetik, gözlük, mayo değil sadece ilaç satmalıdır. Kalfanın görevi ilacı raftan alıp eczacının masasına koymaktır. Hastaya ilacı tarif ederek eczacı vermelidir. Şüpheli bir durum varsa doktora danışılmalıdır.

BEŞ: Doktorlar ve hastalar birbirinin düşmanı veya rakibi değildir. Topluma hasta hakkı yerine sağlık hakkı kavramı öğretilmeli ve işlenmelidir.

ALTI: Hastalar doktorlarını saymalı, doktorlar da hastalarını sevmelidir.

YEDİ: Medya anlamadan dinlemeden hemen doktorlara ceza kesmeye kalkmamalıdır. Her gazete ve televizyonun tıp diplomalı bir sağlık haberleri editörü olmalıdır.

SEKİZ: Doktorların genetiğiyle daha fazla oynanmamalıdır; aksi takdirde doktorlar oynatacaktır.

DOKUZ: Kamu hastanelerindeki performans sistemi kanuni, muayenehanelerdeki gayrikanunîdir.

ON: Sağlıkla ilgili özel ihtisas mahkemeleri olmalıdır. Tıp üzerine hukuk tahsili yapmak geleceğin gözde mesleğidir.



Bu yazı 713 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 31 Ekim 2014 Günde 3 bardak süt kemik kırığı ve ölüm riskini artırıyor
    • 14 Mayıs 2013 Akademik sahtekârlık geleneğinin kime ne zararı var
    • 11 Aralık 2012 Yakında ruh hastası olmayan kalmayacak
    • 9 Ekim 2012 Bir Türk tıp alanında Nobel alabilir mi?
    • 3 Ekim 2012 Burun damlaları ile aldatılıyor muyuz?
    • 2 Ekim 2012 Kimi kime şikâyet edelim?
    • 1 Ekim 2012 Türkiye'de mamografi taramaları rezaleti
    • 16 Eylül 2012 Mamografi taramalarına karşıyım
    • 10 Eylül 2012 Modern tıbbın son numarası: Aşırı teşhis
    • 8 Eylül 2012 Mamografi kanser riskini arttırıyor
    • 7 Eylül 2012 Benzer ilaç nedir?
    • 28 Ağustos 2012 Meme taraması saç taramaya benzemez
    • 14 Ağustos 2012 Antibakteriyel ürünlerdeki büyük tehlike
    • 6 Ağustos 2012 Sağlıklı suda hiçbir mikrop olmamalıdır
    • 30 Temmuz 2012 Enerji içecekleri yasaklanmalıdır
    • 23 Temmuz 2012 Damacana mı musluk suyu mu?
    • 10 Temmuz 2012 İlaç tanıtımında bundan iyisi Şam'da kayısı
    • 23 Haziran 2012 Bir sağlık haberi skandalı
    • 13 Haziran 2012 Ot-Çöp tüccarlarından alacağımız dersler de var
    • 17 Nisan 2012 Sönmez gene döndü

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,734 µs