En Sıcak Konular

Yasin Aktay


Yasin Aktay
0 0 0000

PKK'lıların cesetleri



Geçtiğimiz hafta içinde yine sokaklara yansıyan BDP eylemlerinin gerekçesi çatışmada öldürülen PKK ölülerinin teslim edilmemesi veya teslim edilenlerin cesetlerine uygulanan kötü muameleydi. Eylem yapmak için aslında başka zamanlarda gerekçe üretmekte hiç zorlanmıyor BDP'liler. Ama bu seferki iddialar doğruysa ki, görgü tanıkları bunu doğruluyor, çok ciddi bir insanlık sorunuyla karşı karşıya olduğumuzu kabul etmemiz gerekiyor.

Çatışmada ölen PKK'lıların aileleri kendi çocuklarının cesetlerini uzun süre alamamış, aldıklarında ise çocuklarının cesetlerinin öldükten sonra da ciddi tahribata maruz bırakılmış olduğunu görmüşler. Böyle bir manzara karşısında isyan etmemek mümkün değil. İnsanlığın tarihi boyunca ürettiği en kutsal değerlerden birisi düşmanı bile olsa ölünün cesedine saygıdır, ne için ölmüş olursa olsun, ister suçlu, ister terörist ister size karşı savaşırken. Sizinle savaşırken bile olsa biri öldüğü andan itibaren sizinle olan hesabı görülmüştür artık ve yine düşmanınız bile olsa her ölenin usulünce gömülmesi en kutsal haklarındandır.

Usulünce muamele görüp gömülmemiş bir cesedin ruhunun bu dünyadan göçüp gitmediği ve eninde sonunda kendisini öldürenden, kendisine bu muameleyi reva görenlerden intikam almak üzere döndüğüne dair kadim bir inanç vardır. Bugün toplumsal barışımızın üstünde arada bir gezinip hepimizi rahatsız eden kara bulutların o ruhlarla ilgili olduğunu düşünebilirsiniz. Bu ülkenin tarihinde ne yazık ki usulünce gömülmemiş çok sayıda ölü vardır. Ölünün haklarına riayet edilmemiş olduğu için, sadece bunun için bile, bugün yakamızı bir türlü bırakmayan bir lanet geziniyor üzerimizde.

PKK ile mücadelede şehit düşen askerlerin naaşları hak ettikleri gibi devlet törenleriyle gömülmektedir. Devletimiz laik de olsa, kendilerine dinin öte-dünyasına ait olan "şehitlik" payesini resmen verir. Bu arada çatışmalarda öldürülen teröristlere dair haberler istatistik rakamlar olarak verilir. Onlar sadece birer rakamdır, biraz detayına inildiğinde sırf fantezi olsun diye devlete isyan etmiş şakilerdir ve zaten her türlü ölümü hak ediyorlardır.

Geçtiğimiz günlerde Genelkurmay başkanı Org. İlker Başbuğ PKK ile mücadelede neden başarısız olunduğu sorusuna karşı cevaben şu ana kadar toplam 30 000 PKK'lının öldürülmüş olduğunu, bunun da, PKK'nın mevcut silahlı militan sayısının 6000 olduğu göz önünde bulundurulduğunda, toplam 5 adet PKK ettiğini söyledi. Konuşmasının her yanında skandal rekorları kıran bir dizi açıklama vardı gerçi ama öldürülen PKK'lı sayısına nazaran ölçülen başarı ile ilgili açıklamalar apayrı bir mütalaa gerektiriyor.

Bugün PKK'nın bir türlü bitmiyor olmasının sebebi tam da bu öldürülen 30 bin militan sayısıyla ilgili olmasın? 30 bin kişiyi bir arada düşünsenize; bir avuç toprak parçasında küçük çaplı bir şehrin tamamının yok edilmesi gibi bir şey. Bir de bunları Güneydoğu'nun şehirlerine bir dağıtın bakalım. Ne göreceksiniz? Her mahalleye, her sokağa hatta her eve neredeyse en az bir PKK ölüsünün düştüğü korkunç bir savaş birikimi. Bugün Kürt sorununun neden PKK ile bu kadar çok özdeşleşmiş olduğunu bundan daha iyi itiraf eden bir açıklama olamaz aslında.

Devam eden silahlı çatışmalar her geçen gün halk üzerinde PKK'nın etkisini daha da artırmıştır. Çünkü her operasyonun ardından istatistiki rakamlar verir gibi iştahla telaffuz edilen "PKK ölüleri" bölgenin yaşam alanlarına birer milli kahramanlık hikâyesi ekmiştir ve bu hikayelerin toplamından giderek kök salan bir Kürt-milliyetçiliği beslenmiştir. Devlet ne kadar şefkatli yaklaşırsa yaklaşsın, hükümet açılım politikalarını ne kadar ileri götürebilirse götürsün, bu politikaların nasıl algılanacağına bile halk yekûnu 30 bine varmış olan kendi ölülerinin ve devamı yüz binleri bulan kendi çocuklarının dâhil olduğu sıcak kavganın içinden bakmaktadır. Bu yüzden çatışma ortamı devam ettikçe devletin Kürt halkını kazanma şansı hiçbir şekilde yoktur. Çünkü her çatışma bölgede giderek biriken acı hatıraları hep taze tutmakta, her çözüm adımını sonuçsuz bırakmaktadır.

Hele en kritik adımlarda sürekli PKK'ya yardım eder gibi operasyonları hızlandırmak, PKK ölülerine yönelik tahrik gibi uygulamalara gitmek, insanlara zorla dağın yolunu göstermek, bu savaşın bitmesini asla istememekten başka bir anlama gelmiyor.

PKK silahlı mücadeleye başladığında sayısı yüzleri bulmuyordu. Oysa bugün 6000 ortalamadan 5 adet PKK bitirmiş olmakla övünen bir Genelkurmayımız var. Yüzü bulmayan bir PKK'lı sayısının beş kere altı bine çıkması tek başına PKK'nın marifeti miydi, yoksa ona karşı tebir olsun diye başvurulan uygulamaların bir payı yok muydu? Daha kaç tane daha PKK'nın (yani 6000 adet daha Kürt) imha olması gerekiyor bu işin bitmesi için?

Başbuğ'un açıklamalarıyla bir arada düşündüğümüzde 5 defa imha edilen PKK'nın bir cyborg gibi veya bir hayalet gibi 5 kez daha aynı güçle ortaya çıkması PKK'nın gerçekten tamamen bitirilmek istenmemesinden kaynaklanıyor olabilir. Veya belki o kadim inanç doğrulanmış oluyor ki, çatışmalar esnasında ölülerine saygı duyulmayan PKK'lıların ruhları bir ceza gibi cesetlerini almak üzere her seferinde geri dönüyorlar.

yenişafak



Bu yazı 638 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Temmuz 2012 Suriye bağlamında dış politika bilançosu
    • 9 Temmuz 2012 Suriye'nin geleceği Mısır'dan görünüyor
    • 30 Nisan 2012 YÖK'te Katsayı uygulaması mı hortlatılıyor?
    • 14 Nisan 2012 Soruluyor nitekim ve taşlar yerine oturuyor
    • 25 Mart 2012 Facebook devrim yapar mı?
    • 14 Ocak 2012 Darbelere karşı bile bir konsensumuz yokken
    • 9 Ocak 2012 Kafa karıştırsa da, halkın sesine kulak vermek...
    • 5 Aralık 2011 Konferanslar arasında Türkiye'nin değişen ufku
    • 14 Kasım 2011 Revaklar meselesi
    • 8 Ağustos 2011 Güç ve ahlak sorunu
    • 6 Ağustos 2011 YAŞ'ta hesaplaşma yerine helalleşme
    • 25 Temmuz 2011 Öcalan'ın anlama sorunu
    • 18 Temmuz 2011 Cahiliye
    • 25 Nisan 2011 Kalpsiz bir dünyanın kalbi: Kutlu Doğum
    • 14 Şubat 2011 Mısır'dan bakınca çeşitlenen Türkiye modeli
    • 31 Ocak 2011 Devrim dalgalarını sen, oyun mu sandın?
    • 24 Ocak 2011 Endişeler ve yaşanmış tecrübeler
    • 27 Aralık 2010 Almanya'ya işçi göçünün 50. Yılı
    • 20 Aralık 2010 Kürt meselesinde siyasetin dönüşü(mü)?
    • 22 Kasım 2010 İktidar hevesi

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,668 µs