En Sıcak Konular

Şamil Tayyar


Şamil Tayyar
0 0 0000

Erdoğan’ı nasıl tasfiye edecekler?



Global Ergenekon tezini tartışmaya açıp CHP’de lider değişikliğiyle başlayan operasyonda nihai hedefin Recep Tayyip Erdoğan veya zayıf koalisyon olduğunu söylediğimde kıs kıs gülenler, bakıyorum, aynı çizgiye geldiler.

Video komplosuyla CHP’de koltuğunu Kemal Kılıçdaroğlu’na bırakmak zorunda kalan Deniz Baykal da bu gerçeğin farkında. Yani kendisinden sonra sıranın Erdoğan’a geleceği senaryosunu zayıf bir ihtimal olarak görmüyor. Baykal, komplonun ortaya çıkarılmasının şahsının aklanmasından öte Erdoğan’ın varlığını koruma açısından da önemli olduğu kanaatinde.

Baykal’la yaptığım uzun telefon sohbetinden çıkardığım izlenim bu yöndedir. Benden farklı olarak, bu komplonun hükümetin bilgisi dahilinde gerçekleştiği iddiasında ısrarlı.

Abdullah Öcalan’ın İmralı’da avukatları aracılığıyla verdiği mesajlarda da Erdoğan’a yönelik tasfiye operasyonu öne çıkıyor. Turgut Özal, Necmettin Erbakan ve Bülent Ecevit dönemlerinde Kürt meselesine ilişkin çözüm iradesi ortaya çıktığında üç liderin tasfiye edildiğini öne süren Öcalan, Erdoğan için de aynı tehlike çanlarının çalmaya başladığını söylüyor.

Yani, daha önce üç kez devreye giren savaş lobisi, yine sahnede...

O dönemleri Milliyet ve Sabah’ta başbakanlık muhabiri olarak yakından izlemiş bir gazeteci sıfatımla, bu tezin önemli ölçüde haklı olduğunu belirtebilirim. Kürt meselesinin çözümüne ilişkin girişimlerin yoğunlaştığı dönemlerde iktidarların hedef tahtasına oturtulduğu gerçeği yerinde bir tespittir.

Ancak, sonucu kökten etkileyebilecek dünle bugün arasında çok önemli farklılıklar olduğunu, oyun kurucuların dünkü tasfiye yeteneklerini bugün büyük ölçüde kaybettiğini görüyoruz.

Dün: Çözüm arayışı liderlerin fantezisinden ibaretti. Bugün: Bir devlet politikasıdır.

Dün: PKK, uluslararası bir enstrümandı. Bugün: Ayak bağıdır.

Dün: İstihbarat örgütleri iç içeydi. Bugün: Ayrışmıştır.

Dün: Sepetteki sıcak para tek merkezliydi. Bugün: Körfez sermayesiyle çeşitlenmiştir.

Dün: Refleksleri kaybolmuş bir dış politika hakimdi. Bugün: Dünyaya açılmıştır.

Dün: Ensesine vurulunca lokması alınan Türkiye vardı. Bugün: Jeostratejik oyuncu vardır. 

Dün: Türkiye yolgeçen hanıydı. Bugün: Enerji koridorudur.

Dün: Koalisyonlar vardı. Bugün: Güçlü iktidar var.

Bu karşılaştırmayı daha da kapsamlı hale getirmek mümkündür. Bu dengeler bozulmadıkça, tasfiye projesi iç ve dış dinamiklerin ortak paydası haline gelmedikçe asla mümkün değildir. Pentagon merkezli, MOSSAD-PKK işbirliğiyle pişirilmiş, Ergenekon destekli bir plan tek başına sonuç vermez.

Provokatif eylemler artabilir, kapatma davası açılabilir, siyaset yasağı konmak istenebilir, akla hayale gelmedik senaryolar üretilebilir ama nafile...

 

Yeni 367 yolda

Anayasa Mahkemesi, CHP’nin anayasa değişikliğiyle ilgili itirazını kabul etti, şekil yönünden inceleyecek. Zaten, anayasanın 148. maddesine göre, mahkemenin anayasa değişiklikleri üzerinde başkaca bir yetkisi yok.

Kaldı ki, henüz yürürlüğe girmemiş, yürürlüğü referandumdan çıkacak kabul oyuyla devreye girebilecek bir düzenleme üzerinde inceleme yapılması, açıkça anayasaya aykırıdır. Şu anda paket, yok hükmündedir.

Eğer, Resmi Gazete’de yayımını yürürlük için esas alıyorsanız, o zaman bu itirazı, sizin değil yeni anayasaya göre oluşacak 17 üyeli Anayasa Mahkemesi’nin ele alması gerekir.

Hem yeni anayasanın yürürlüğe girdiğinden hareketle inceleme başlatacaksınız, hem yürürlüğe girmediğini kabul edip mevcut üye yapısıyla görüşmeyi sürdüreceksiniz, böyle bir mantık sadece 367 mucitlerine mahsustur.

Mahkemede 9 üyenin, Sabih Kanadoğlu’nun fetvası doğrultusunda karar verdiğini düşünecek olursanız, zaten fazla söze gerek yoktur.

Doç. Dr. Osman Can’ın deyimiyle, Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliklerini sadece şekil yönünden inceleyebileceği gerçeğini anlamak için okuryazar olmak yeterlidir, aksini savunmak için anayasa hukukçusu olmak gerekir.

Görünen o ki, mahkemedeki üyelerin çoğunluğu, şekilden girip esastan çıkarak paketteki yargıyla ilgili kritik düzenlemeleri iptal edecek. Burada kritik rol, başkan Haşim Kılıç’a aittir. 12 Eylül’e kadar paket tümden ona emanettir. Gündeme alırsa, paketin kuruldan sağlam çıkması mümkün gözükmüyor.

Birileri hukuku dolanarak parlamentonun yasama yetkisini üzerine almak istiyorsa, başkan da yetkisini uzatarak pakete sahip çıkabilir. Doğrusu da budur...

 

Hürriyet’e fotoğrafı kim sızdırdı?

Hürriyet Gazetesi’nin İsrail’i sevindiren fotoğrafları yayınlaması yeni tartışma konularımızdan biri haline geldi. Basın organları, uluslararası çatışma ortamlarında “milli” reflekse karartma uygulayabilir. CNN’in Irak’ın işgalinde, BBC’nin Folkland savaşında olduğu gibi...

Hürriyet, bu yönteme meyletmedi. Haklı görenleriniz olabilir, kızanlarınız çıkabilir. Kişisel olarak ben de doğru bulmadım. Ancak, sorunun başka bir boyutu var. Bu fotoğrafları kim sızdırdı? Önceki gün İHH Başkanı Bülent Yıldırım’ı aradım , “Araştırıyoruz” dedi. Kısa süre sonra kendisi aradı bu kez, “Hürriyet fotoğrafları yayınladıktan sonra bizim arkadaşlarımız da başka karelerle birlikte basın kuruluşlarına göndermişler” dedi.

Araştırdım, gazetemiz yazı işlerine de basın bürosunca aynı kareler gönderilmiş. Fotoğrafları dünyaya servis eden Reuters ise önce Hürriyet’i aramış, alamayınca İHH’yı aramış, fotoğrafları oradan temin etmiş, İsrail basını da buradan almış.

Hürriyet’e o çekimleri götüren bir İHH gönüllüsü, dünyaya duyuran Reuters’ın kaynağı ise İHH basın merkezi... Elbette, bu durum, İsrail’in haydutluğuna meşruiyet kazandırmaz, ancak herkesin aklını başına devşirmesi, ayaklarının yere basması gerekir. Lütfen, iğneyi başkasına batırırken çuvaldızı kendinizden eksik etmeyin.


star



Bu yazı 620 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Ağustos 2012 Hüseyin Aygün vakası
    • 8 Ağustos 2012 Atatürk yaşasa ismini değiştirir miydi?
    • 1 Ağustos 2012 Hatay’da neler oluyor?
    • 30 Temmuz 2012 Suriye’ye PKK operasyonu
    • 25 Haziran 2012 Vurulan jet değil çünkü...
    • 18 Haziran 2012 Başbakan’ın başka seçeneği yok
    • 14 Mayıs 2012 Kim bu üst komutanlar?
    • 7 Mayıs 2012 CHP’de derin çatışma
    • 28 Mart 2011 Kalemim size emanet
    • 16 Mart 2011 Arşiv bir açılsa görürsünüz
    • 9 Mart 2011 Sen de yoğunlaş, koçum benim
    • 7 Mart 2011 Ergenekon’da neler oluyor?
    • 4 Mart 2011 1 Mart operasyonu
    • 23 Şubat 2011 Olmadı sayın Bakan
    • 22 Şubat 2011 O mektubu kim verdi?
    • 18 Şubat 2011 Kılıçdaroğlu-Yalçın pazarlığı
    • 16 Şubat 2011 Yeni Türkiye nasıl kurulacak?
    • 7 Şubat 2011 CHP’yi yıkmaya mı geldi yoksa?
    • 4 Şubat 2011 Böyle terbiyesizlik olmaz
    • 28 Ocak 2011 Asılacakların listesi

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,248 µs