En Sıcak Konular

Deniz Ülke Arıboğan


Deniz Ülke Arıboğan
0 0 0000

Neden şimdi?



Terör saldırılarının ürettiği şiddetin ötesinde birçok siyasi yan etkisi de bulunur. Bu nedenle eylemlerin zamanlamasına, niteliğine, mekânlarına dikkat etmek gerekir. Temel sorular “neden şimdi?”, “niçin burada?”, “neden bu eylem biçimiyle?” olmalı. Bu soruları sorduğunuz zaman eylemin amacını anlar ve ona göre bir tavır alabilirsiniz. Her şeyden önce eylemler seçmen davranışları üzerinde etkide bulunur. Önümüzde bir referandum ve bir genel seçim olduğunu unutmamalıyız. Çatışma ortamlarında oyların akacağı kanallar güvenlik bazlı olarak şekillenen ana damardır. Güvenlik krizleri ekonomiyi de, sosyal problemleri de, dış politika tutumlarını da aşan bir belirleyiciliğe sahiptir. Böyle bir konjonktür sosyal reform süreçlerinin önünü de doğal olarak tıkar. Şimdi bu temel soruların yanıtlarını ayrıntılı olarak ele alalım.
 
- Yeni eylemlerin alışılagelen bölgelerin dışında, mesela Karadeniz’de gerçekleşmesi neye bağlanabilir?
Yeni strateji, eylemlerin bölge dışına, özellikle de Karadeniz bölgesine doğru yayılmasını hedefliyor olabilir. Karadeniz halkının son derece ateşli ve tepkisel insanlar olduğunu unutmamak gerekir. Karadenizliler, kendi bölge kültürleriyle gurur duyan ve ülkesine bağlılıkla bu kimliği özdeşleştiren insanlar. Bir başka bölgecilik fikrine, hele ki bu fikir bir de devlet düşmanı gibi algılanıyorsa, katı biçimde karşı çıkan ve engelleme yolunda sertlik kullanılmasını uygun bulan bir kültüre sahipler. Bölgesel yayılma bununla sınırlı kalmayabilir. Hedef alana ulusalcı bilinci giderek daha fazla gelişen Ege ve Akdeniz şeridi de dahil olabilir. Ana hedef toplumsal gerginliği artırmak ise karşılıklı yumruklu saldırılar, biçimsiz ve tahrik edici beyanatlar, sembolik eylemler de söz konusu olabilir. Bu stratejinin en tehlikeli uzantısı kırsaldan kente yayılan eylemlerdir ki, böyle bir durum iç çatışma ihtimalini artırır, açılıma dönük hevesleri sınırlandırır. Zira eylem kırsalda ise izlediğiniz, şehirde ise yaşadığınız bir şeye dönüşür. Bunun psikolojisi ile baş etmekse son derece zordur.
 
- Bu eylemlilik süreci demokratik açılımla ilgili mi? Beklentiler mi karşılanamadı, yoksa sorunun çözümü mü esas korkulan?
Demokratik açılımı durduracak esas saldırı gerçek bir barış atmosferini asla istemeyen ve çatışmadan beslenen terör taşeronlarından gelecektir. Bunların bir ucunda PKK varsa, diğer ucunda da yozlaşmış devlet unsurlarını, çeteleri ve hatta en terör karşıtı sloganları kullanmasına rağmen, terörden nemalanan siyasi grupları görebilirsiniz. Açılım fikrine sahip çıkmak bir siyasi parti için riskli bir siyasal duruştur. Çok yönlü istismara açıktır. Bu nedenle geniş toplumsal katmanların ikna edilmesi için uzlaşma zemininde sürdürülmesi gerekir. Maalesef bugün açılım düşüncesi bir uzlaşma değil, çatışma konusu haline getirilmiştir. Türlü çeşitli provokasyonlarla zedelenen imajı, açılımı sosyal anlamda iyileştirici bir hamle olmaktan çıkarmıştır. Türk halkı ise “demokratik açılım istemiyoruz” diyen, dünyadaki ilk halk olmuştur herhalde. Zira halklar prensip olarak her zaman demokrasi isterler, otoriter yönetimlerden şikâyet ederler. Bizde ise açılım, bir kazanç değil, kayıp algısı yaratmıştır ve bu şekilde sürdürülmesi çok zordur. Terör saldırıları, yumruklu protestolar, saldırgan demeçler bu işin daha da ileriye götürülmesini engelleyecektir. Açılım fikrinin yeni bir paradigma içerisinde ve daha geniş katılımı sağlayacak bir perspektif ile sürdürülmesi gerekir. Uzun vadede terörü etkisiz kılacak ve tabanla arasındaki bağlantıyı kesecek tek yol budur.
 
- Son saldırıların mantığı da açılıma mı dönük? Başka sebepleri de olabilir mi?
Elbette genel stratejinin dışında mikro hedefleri de ele almak gerekir. Bu bakımdan son saldırıların en dikkat çekici tarafı kanımca eylemlerin zamanlaması. Özellikle anayasa değişikliği oylamaları ve kapıdaki referandum süreci öne çıkan parametreler. Eylemlerin matematiğine bakarsak şu çıkabilir. Meclis’te anayasa değişikliği için birinci tur oylamaların fazlaca bir hükmü yok. Genel bir resim veriyor ve sonrasına bir hazırlık imkânı sağlıyor. İkinci tur oylamalarda AKP’de kopmalar olması halinde 330 oyu yakalamakta zorluk çekebilirler. Bu zorluğu aşmanın yolu ise BDP’nin desteğidir. Bu destekle değişiklik sayısı yakalanır. Ancak bu sefer alevlenmiş bir Kürt meselesinin gölgesinde referanduma gidilir ve “BDP ile işbirliği yapmış bir AKP” söyleminin toplumda destek bulması zorlaşır. Bu durumun kampanyalarda kullanılması anayasa değişikliğini isteyen kesimde bile etki yaratacak ve AKP tabanının belirli bir kesimini çok rahatsız edecektir. Buna mukabil eğer BDP desteği gelmezse de, Meclis’te 330’u yakalamak zorlaşacaktır ki, bu da erken seçimi gerektirecek bir durum yaratabilir. Ortaya çıkacak imaj kaybı ve başarısızlık görüntüsü de muhalefet açısından avantajdır. Kısaca bu bir ikilem gibi duruyor. İlginç bir satranç oynanıyor.
 
- Bu satrancın bir yerinde AKP’nin kapatılması konusu da gündeme gelebilir mi? Son dönemlerde bu konu çok speküle ediliyor.
Bu satranç aslında bir tür siyaset mühendisliği. İki taraf da karşılıklı hamlelerle birbirini dengelemeye ve bertaraf edebildiği noktada da yol almaya çalışıyor. AKP’nin kapatılması konusunun sürekli gündemde tutulması
iktidar üzerinde belirgin bir tedirginlik yaratıyor. Bu baskı oldukça sınırlayıcı ve kontrollü olmayı zorlayan bir Demokles kılıcı işlevini görüyor. AKP’in buna karşı tavrı ise elindeki siyasi güçle, bu kılıcın kınından çıkmasını engellemeye çalışmak yönünde. Son anayasal değişikliklerin yüksek yargıyı hedeflemesi bu baskıdan kurtulma çabasının bir uzantısı. AKP’nin kapatılması gerektiğine inananların argümanları kanımca iki önemli siyasi hesaba dayanıyor. Birincisi, böyle bir karar alınması ve siyasi yasakların gelmesi halinde Başbakan Erdoğan’ın ve bazı önemli kimliklerin bertaraf edilmesi sağlanıp, partinin yeni liderin öncülüğünde seçimlere girmesi gerekecek. Bu kişi her kim olursa olsun Tayyip Erdoğan kadar etkili ve karizmatik bir şahsiyet olamayacağından, muhtemelen onsuz bir AKP’nin, oluşacak tepkilere rağmen, seçimde düşünüldüğü kadar oy alması mümkün değil diye düşünüyorlar. Bu hesabın ikinci boyutu ise AKP’nin bütünlüğü ve iç dengeleri açısından önemli. Kanımca Tayyip Erdoğan’ın lider koltuğunda olmaması halinde parti içinde bölünmeler olabileceği, tıpkı bir koalisyona benzeyen ve içerideki çatışmaların iyice su yüzüne çıktığı bu yapıda güç kırılması yaşanacağı hesap ediliyor. Liderlik bakımından Başbakan kadar birleştirici bir figürün bulunması gerçekten de imkânsız. Muhtemelen bu dağılım sürecinde yeni yapılar ve alternatifler oluşabileceğini de düşünüyorlar. Bu alternatiflerin çatısı çatıldıysa, siyasette çalkantılı bir dönem bizi bekliyor demektir.

akşam



Bu yazı 730 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 21 Eylül 2012 Düşünce ve ifade özgürlüğünden nefret söylemine
    • 17 Eylül 2012 Ciddi bir temizlik harekatı yapılıyor
    • 31 Ağustos 2012 Terörle mücadele meselesi!
    • 29 Ağustos 2012 Neymiş bu sıfır sorun?
    • 27 Ağustos 2012 Suriyeli mülteciler ve tampon bölge
    • 17 Ağustos 2012 Hüseyin Aygün'ün kaçırılması konusu
    • 13 Ağustos 2012 Türkiye'de iç siyasetin dönüşümü
    • 3 Ağustos 2012 Dünya nereye gidiyor?
    • 4 Temmuz 2012 Kürt sorunu mu?
    • 8 Haziran 2012 Kılıçdaroğlu-Erdoğan görüşmesi
    • 6 Haziran 2012 Suriye'de son tango!
    • 2 Mayıs 2012 Yeni Ortadoğu'nun İsrail'i
    • 20 Nisan 2012 Dış politikada ilkeler
    • 28 Mart 2012 Nükleer Güvenlik Zirvesi ve Suriye
    • 23 Mart 2012 Ekonomik kriz milliyetçiliği besleyecek mi?
    • 21 Mart 2012 Afganistan ne için?
    • 7 Mart 2012 Putin'in üçüncü dönemi
    • 22 Şubat 2012 Xi Jinping Türkiye'de!
    • 10 Şubat 2012 Devlet devletin kurdu mu?
    • 8 Şubat 2012 Suriye sadece iç meselemiz mi?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,308 µs