En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

'Lâiklik' ne demekmiş, Almanya ders veriyor...



Almanlar işi bizim kadar uzatmıyor, her soruna kısa sürede çözüm buluyorlar. Aşağı Saksonya eyaleti hükümetinde sosyal işler bakanlığına atanan Aygül Özkan'ın henüz "Tanrım adına" diye Almanca yemin edip koltuğuna oturmadan Focus dergisine verdiği, içinde 'türban', 'haç', 'dinî sembol' ve 'yasaklanmalı' sözcüklerinin geçtiği mülâkat fazla büyütülmedi.

Büyütülmedi, çünkü çiçeği burnunda bakan, 'haç' konusunda partisinin görüşleri hilâfına yasakçı bir görüş açıkladığı için derhal özür diledi. Zaten mülâkat henüz yayımlanmadan partisinin haberi olmuş ve bir parti sözcüsü dergiden 'haç' ile ilgili bölümün çıkartılmasını talep etmiş; dergi baskıya girdiği için o bölüm kalmış...

İlginçtir, yeni bakanın 'dinî sembol' saydıklarından 'başörtüsü/türban' yasakçılığına itiraz eden pek çıkmadı tartışmalarda; eyalet başbakanından başlayarak herkes Aygül Aksoy'u "Haç okullarda yasaklansın" dediği için ayıpladı... Başbakan Christian Wulff, "Hiç kimsenin Batılı değerlerin kaybolmaya yüz tuttuğu gibi bir endişesi olmasın" dedi sözgelimi. Alman hükümetinin göç ve uyumdan sorumlu devlet bakanı Maria Bölmer de 'Batılı değerlere' açıklık getiren şu açıklamayı yaptı: "Haç Almanya'da yüzyıllardır kullanılan bir sembol; geleneğimizin ve değerler sistemimizin bir parçasıdır o..."

Almanya'da doğmuş, büyümüş, eğitimini hep o ülkede almış Aygül Özkan 'lâiklik' kavramının Batı'da nasıl anlaşıldığını şimdi öğrenmiş oldu. Bakan olduktan sonra...

Filozoflar ve hukukçular nasıl tanımlarsa tanımlasın, Batı'da lâiklik, başka dinlere olduğundan daha fazla çoğunluğun dinine ve sembollerine sahip çıkmak olarak anlaşılıyor...

Çifte standart mı? Evet, çifte standart... Ayrımcılık mı? Evet, ayrımcılık... Var mı diyeceğiniz?

Yeni bakanın ağzından çıkan masum bir cümle yüzünden Almanya'da günlerden beri tartışılan 'dinî sembol' konusu, acaba aynı ülkede yaşayan ve kolları Türkiye'ye de uzanan 'lâikçi' tipleri nasıl etkilemiştir?

Unutmuşuz, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının dün açıklanan bir kararı o kolun ne kadar uzun olabildiğini ve Türkiye'ye nasıl yabancı bir gözle bakabildiğini bir kez daha hatırlattı. Almanya'da yaşayan ve Avrupa çapında bir kadın örgütünün başkanı olma iddiasındaki biri, Hayrünnisa Gül'ün 'first lady' haline gelmesinden sonra, hem onun hem de Başbakan'ın eşi Emine Erdoğan'ın başörtülü olmalarını şikâyet konusu yapmış.

Bu hanımlar eşleriyle birlikte resmi gezilere katılıyor, davetler ve resepsiyonlarda yer alıyorlarmış... 'Kamusal alanda başörtüsü yasağı' kuralının onlar için de geçerli olması gerekirmiş...

Dün öğrendik; Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Nuri Yiğit, bir fiilin suç oluşturabilmesi için yasalarda 'suç' olarak nitelenmesi, o da yetmez, bir de cezasının bulunması gerektiğinden hareketle, şikâyete takipsizlik kararı vermiş...

'Tarihî bir karar' deniyor, pek çok yönüyle öyle de, ama aslında Başsavcı Vekili Yiğit'in yaptığı malumun ilâmından ibaret... "Kanunsuz suç olmaz, suç olduğu kanunda belirtilmemiş eylem için ceza verilmez" gibi hukukun temel kurallarını hatırlatmak neden 'tarihî bir karar' sayılsın ki?

Hıristiyan Demokrat Parti (CDU), bir Türk kızını bir eyalette bakan olarak atayıp lâiklik ilkesinin sınırlarını yeniden belirlemeyi başardı. Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Almanya'dan yapılan bir müdahaleyi değerlendirerek 'kamusal alan' gibi hukuk sistemimizde olmayan bir kavrama açıklık kazandırdı.

Şimdi sırada Batı'da bir yerlerde 'başörtülü' bir politikacının bakan atanmasında...

Bakalım o zaman utanan çıkar mı?

yenişafak



Bu yazı 397 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,634 µs