En Sıcak Konular

Cengiz Çandar


Cengiz Çandar
0 0 0000

Osman Can'a 'suikast'...



Bu yazının dün yayımlanması gerekiyordu. ‘Ahmet Türk ve medyanın Ogün Samast’ları’ başlıklı yazımın ertesi gün Hürriyet gazetesiyle ilgili bir yazı sanki Hürriyet’e karşı bir kampanya yürütüyormuşum gibi bir izlenim uyandırır düşüncesiyle erteledim. Hata etmişim. Ertelememiymişim.
Taraf gazetesinin dünkü birinci sayfasını görünce, Ahmet Altan’ın ‘Aile’ başlıklı şapka çıkarılacak yazısı ile Ergun Babahan’ın Star gazetesinde aynı konudaki köşesini okuduğumda geriye düşmüş olmaktan ötürü yüzüm kızardı. ‘Kişilik suikastı’ ya da ‘kişilik katli’nin ne olduğunu gayet iyi bilen, buna defalarca, üstelik çoğunlukla Hürriyet gazetesinin ‘kalemleri’ tarafından maruz kalan birisi olarak Osman Can’a yönelik ‘kişilik katli’ne çok daha çabuk tavır almalıydım.
Zaten 16 Nisan tarihli Hürriyet gazetesini elime aldığımda, o anda ‘utanç duygusu’ ve öfkeyle yüzüm kızarmıştı. Hürriyet logosunun üzerinde tanıdık bir insanın fotoğrafı, Osman Can. İster istemez, göz, Osman Can fotoğrafı üzerine odaklanıyor. Fotoğrafın üzerinde ise sürmanşet: ‘Yargıda savaş bel altına indi’.
Sürmanşeti okuduğunuz vakit, Osman Can’ın eşiyle ilgili, hiçbir haber değeri taşımayacak ve kamuyu asla ilgilendirmeyen ‘belden aşağı vuruş’un Hürriyet’in birinci sayfasına taşındığını görüyorsunuz.
‘Yargıda savaş bel altına’ inmiş falan değil, ‘bel altına inen’ Hürriyet gazetesinin kendisi. Demokrat Yargı Derneği’nin Eş Başkanı Doç. Dr. Osman Can’a yönelik bu ‘kişilik katli’ne, tam karşısında yer aldığı Yarsav bile karşı çıktı. “Yargı mensuplarına bugüne kadar yapılan tozlu mermili tehdit mektupları ve fiili tüm saldırılara karşı olduğu gibi özel yaşama ilişkin saldırıları da Yarsav olarak şiddetle kınıyoruz” diye açıklama yaptı.
Böylece Hürriyet’i ‘ofsayta’ düşürmüş oldu.
***
Açık söyleyeyim, Hürriyet’in 16 Nisan tarihli birinci sayfasında o fotoğrafı ve sürmanşeti görünce yüzüm kızardı, utanç duydum ama şaşırmadım. Çünkü, Hürriyet’in genlerine yerleşmiş bir şey bu. Benzer örnekleri yıllar içinde defalarca gördük.
Ve şaşırdım. Hem de çok şaşırdım. Çünkü gazetenin yeni bir genel yayın yönetmeni var. Enis Berberoğlu. Bu gibi konularda, ‘kişilik katli’nde onun çok titiz olacağını ve Hürriyet’in genlerindeki bu bozukluğa ‘radyoterapi’ uygulayacağını sanmıştım.
Basireti mi bağlandı acaba?
Hadi gazetesinin köşelerindeki ‘Ogün Samast’ları’ o yerleştirmedi; onlara ve onların ‘orkestra şefi’ne hükmedemiyor, künyesinde Genel Yayın Yönetmeni sıfatını taşıdığı gazetesinin birinci sayfasını da mı görmüyor; gazetenin sürmanşeti ondan habersiz mi atılıyor?
Enis Berberoğlu, Başbakan’ın dış gezilerine sürekli katılıyor. Başbakan’ın ‘duyarlılıkları’nı yakından seziyor olmalı. Başbakan dün edebiyat dünyasının şahsiyetleri önünde konuşurken, “Ben Orhan Pamuk’a reva görülenleri elbette unutmuyorum. İfade özgürlüğü daraltıldıkça sorunların çözüm imkânı o kadar zorlaşmıştır” dedi.
‘Orhan Pamuk’a reva görülenler’?..
Hürriyet gazetesinin arşivine bakın, anlarsınız.
Sadece o mu? Başbakan’ın yakın geçmişte ismini andığı Ahmet Kaya’yı ‘kişilik katli’ne kim,
neresi hedef kıldı?
Hürriyet gazetesinin arşivine bakın, anlarsınız.
Hrant Dink’le ilgili olarak da Hürriyet arşivine bakılabilir.
Enis Berberoğlu, bu ‘sicili’ bir nebze düzeltirsin diye umut etmiştik. Hata mı etmişiz?
Hata etmediğimizi göstermek için fırsatlar tükenmiş sayılmaz.
Hürriyet, bir kez daha ‘kişilik suikastı’ yapmıştır. Yani bu suikast ‘faili meçhul’ türünden değildir. Enis Berberoğlu, faili kendisi değilse ki, sanmayız- bu son ‘suikast’ın failini ‘adalet’e bir an önce teslim etmelidir.
***
Gelelim ‘kişilik suikastı’nın hedefine, Osman Can’a.
Osman Can, Anayasa Mahkemesi Raportörü. Son aylarda onu sıkça televizyon ekranlarında ve gazete sayfalarında yüksek yargının yapısı, anayasanın demokratik meşruiyeti, yargının demokratik denetimi ve işleyiş tarzı vs. gibi konularda çarpıcı görüşler ifade ederken görüyoruz. Yarsav’ın karşısında pozisyon alacak şekilde kurulan ‘Demokrat Yargı’ adlı kuruluşunda kurucu eş başkanı.
Anayasa Hukuku doçenti. İyi yetişmiş, kendisini iyi yetiştirmiş bir hukukçu. Doktorasını Köln Üniversitesi’nde Weimar dönemi yargısı ve anayasası üzerine yapmış. O nedenle, 1920’lerin, 30’ların Almanyası’na gönderme yapılarak, Türkiye’nin bir ‘sivil dikta’ya yol aldığı şeklindeki safsatalara prim vermiyor, bu konularda kül yutmuyor.
Çok yakın geçmişte, onu bizim ‘Tecrübe Konuşuyor’ adlı televizyon programında ‘Yeni Türkiye’nin yeni aktörlerinden biri’ diye tanıtmıştım. Her yeni dönem yeni gereksinmeleri karşılayacak yeni isimler çıkartır. Osman Can da, Sabih Kanadoğlu ismiyle simgelenen köhne hukuk zihniyetine karşı yeni biçimlenen Türkiye’nin çağdaş-evrensel hukuk anlayışını bir yandan oluşturuyor, diğer yandan dillendiriyor.
O nedenle çok önemli ve değerli bir hukuk adamı. Genç. Özellikle hukuk alanında, Türkiye’nin umut veren geleceğini simgeliyor.
Yani, Osman Can ‘kişilik suikastı’ ya da ‘karakter katli’ için ‘ideal’ hedefti. Olsa olsa, bugüne kadar niçin beklendi, niçin daha önce yapılmadı diye sorulabilir.
Osman Can’a önceki gün yapılan, dün Ergun Babahan’ın ifade ettiği gibi ‘Çeneni kapa, yoksa başka şeyler de açıklarız anlamında mesaj.’ Bu, ‘Türkiye’nin en büyük gazetesi’ sayılan kurum aracılığıyla yapılıyor ki, etkili olsun.
Ama olmuyor. Bu tür tertiplerden medet umanlar, bunca yıldır, bunca zamandır bu yolların sökmediğini, kimseyi bu yolla caydıramadıklarını, korkutamadıklarını anlayamadılar.
Belli ki Osman Can’ı da tanımıyorlar.
Oysa biz onları çok iyi tanıyoruz!

radikal



Bu yazı 586 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Mart 2012 'İç savaş salgını' ve 'korunma yolları'...
    • 8 Şubat 2012 Türkiye, Suriye'de savaşa mı gidiyor?
    • 13 Temmuz 2011 Diyarbakır DTK'nın, BDP Ankara'nın
    • 22 Haziran 2011 Türkiye'nin doğru Suriye pusulası
    • 14 Haziran 2011 Yeni anayasa için AK Parti-BDP-CHP uzlaşması
    • 13 Mayıs 2011 İktidar Kürt sorununu anlamalı
    • 16 Nisan 2011 AK Parti'nin Güneydoğu'da 'siyasi ricatı...'
    • 12 Nisan 2011 Aday listelerini okuma kılavuzu
    • 1 Mart 2011 Hoca ve 28 Şubat'ın cenazesi
    • 22 Şubat 2011 Libya: Osmanlı dominosu ve Bingazi'deki kan davası
    • 19 Şubat 2011 Ergenekon faturası
    • 5 Şubat 2011 Mısır'ın tarih yazdığı gün...
    • 8 Ocak 2011 Hizbullah tahliyesi mi rönesansı mı?
    • 5 Kasım 2010 TAK, ne kadar PKK, ne kadar 'Ergenekon?'
    • 29 Ekim 2010 'Tek Cumhuriyet'in iki Ankara'sı
    • 26 Ekim 2010 Bu gidişle katilden çocuk yaratılacak
    • 6 Ekim 2010 Washington'daki Türkiye
    • 1 Ekim 2010 Daha seyahatin başı, çözümün eşiği değil...
    • 29 Eylül 2010 Türkçeye onurunu iade edin
    • 21 Eylül 2010 Hakkâri provokasyonuna inat

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,973 µs