En Sıcak Konular

Hasan Celal Güzel


Hasan Celal Güzel
0 0 0000

'Nerede muhabbet, orada Muhammed'



Sevgili okuyucular, bugün canım hiç siyaset yazmak istemiyor. Dün akşam, bir demokrasi konferansı için gittiğim İstanbul’da Üsküdar’da yürürken, gül yüzlü bir kızcağız bana gül verdi. ‘Kutlu Doğum Haftası’ münasebetiyle Hz. Peygamber’i temsil eden gülleri dağıttığını söyledi. Elimdeki gülü 14 asırlık bir hasret ve özlemle kokladım...
Gece Ankara’ya dönerken Atatürk Hava Limanı’nda Deniz Baykal’a rastladım. Kutlu Doğum Haftası törenlerine katılmış, Ankara’ya dönüyormuş. Bundan çok hoşlandım; sarılıp domates yanaklarından öpesim geldi. Bu millet, siyaset adamlarından kendi değerlerini paylaşmalarını bekliyor.
Çocukken rahmetli babacığım, bize Hz. Peygamber’in annesinin, babasının, dedesinin, amcalarının, yakınlarının adlarını öğretir; sonra da müşfik bir ifadeyle imtihan ederdi. ‘Siyer-i Nebî’yi, yani Peygamberimizin hayat hikâyesini, hususiyetlerini anlatan kitapları okumaktan çok hoşlanırdım. Şimdi de torunlarıma ben O’nu anlatıyorum. Bizim Zeynep ile Zehra’nın o tatlı sesleriyle bir ‘Gül Muhammed’ deyişleri var ki, duysanız bayılırsınız...
***
Türk Milleti’nin İslâmı idrakinde ve tatbikinde nev’i şahsına münhasır apayrı bir letâfet ve zerafet vardır. Türkler, yüzyıllar boyunca İslâm’ın bayraktarlığını yapmıştır ve İslâm tarihinde dokuz asır ‘Türk asırları’ olarak zikredilmiştir. Esasen, Türklüğümüzle iftihar ederken, kuru bir ‘kavmiyet asâbiyeti’ ile değil, bununla övünüyoruz. 
Türk Milleti’nin Hz. Peygamber’e olan muhabbeti, hürmeti ve merbûtiyeti, her devirde diğer bütün milletlerden daha fazla olmuştur. Süleyman Çelebi’nin Habîbullah’ı (Allah’ın sevgilisi) anlatan Mevlîd-i Şerif’i, milletimizin Kur’ân-ı Kerim’den sonra, dinlemekten en fazla hoşlandığı dinî metindir. Her Mevlîd dinleyişimde, O güzeller güzelinin, o yetim ve öksüz Gül Muhammed’in nûrunu, hayatını, çilesini düşünürüm; gözlerimin yaşardığını ve yüreğimin sevgiyle çarptığını hissederim. Bu çile, gene peygamber olarak iman ettiğimiz Hz. İsa’nın, mübalağa edilen çilesinden daha az değildir.
Rahmetli babamın anlattığı şu hâdiseyi ne zaman hatırlasam tüylerim ürperir. Bizim milletimizin Allah ve Peygamber sevgisini kitaplar dolusu yazsak da bu kadar güzel ifade edemeyiz: Büyük şairimiz Nâbî, 1678 yılında bir Osmanlı Paşası ile beraber Hacca gider. Sabaha karşı kervan Medine’ye yaklaştığında, Nâbî, Paşa’nın devenin üzerinde uyuyarak farkında olmadan ayağını uzattığını görünce üzülür ve şu beyiti söyler:
‘Sakın terk-i edepten, kûy-ı mahbub-u Huda’dır bu
Nazargâh-ı ilâhîdir, makâm-ı Mustafa’dır bu’
Medine’ye geldiklerinde, ‘Mescîd-i Nebevî’nin minarelerinde müezzinlerin bu nâtı okuduklarını işitirler. Ezandan sonra müezzinlere sordukları zaman, müezzinler Hz. Peygamber’in rüyalarına girdiğini ve bu nâtı okumalarını istediğini söylerler.
Hey gidi koca Fuzûlî!.. ‘Su Kasidesi’ni Peygamber sevgisiyle terennüm etmiştir. Baştan aşağı sevgi, duygu ve sanat yüklü bu zarif eserin bir beyiti dilime takılıyor:
‘Dest bûsî arzûsiyle ger ölsem dûstlar
Kûze eylen toprağım, sunun ânınla yâre su’
Yani, (O’nun) elini öpme arzusuyla ölürsem, toprağımdan testi yapın ve onunla yâre (Peygambere) su verin de, dudakları toprağıma (bana) değmiş olsun, diyor. ‘Yâre su’ derken de ‘Ya Resulullah’ı işaret ediyor. Şair geçinen kolaycılar, bunun bir satırını yazsınlar da ellerinden öpeyim...
***
Hz. Muhammed (S.A.S.) ile sevgi, tevazu ve iyi ahlâkı aynı mânada kullanabilirsiniz. Varoluşun ve kâinatın sırrı ‘sevgi’ dir. Bu sevginin sırrı ise, Yüce Allah’ın kâinatı ‘yüzü suyu hürmetine’ yarattığını söylediği Sevgili Peygamberimiz üzerinde düğümlenir. Bu sırrı çözenlere ne mutlu...
Hz. Peygamber’in hayatından bazı levhaları ve hadîslerini sizinle paylaşmak istiyorum:

* Çocukları çok severdi. Torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i sırtına bindirerek elleri ve dizleri üstünde dolaştırır, onların isteği üzerine deve taklidi yaparak bağırırdı.

* Namaz kılarken bazen torunu Hz. Hasan gelir, secdeye vardığında sırtına çıkardı. O, Hz. Hasan’ı sırtından düşürmemek için ininceye kadar secdeden kalkmazdı.

* Birgün sokakta kimsesiz ağlayan bir şehidin yetim çocuğunu kucağına alıp okşayarak, ‘Yavrucuğum, benim sana baba, Ayşe’nin ana, Ali’nin amca, Hasan ile Hüseyin’in kardeş olmasını ister misin?’ diyerek evine getirdi.

* Sokakta yürürken çocukları sever, okşar ve onların oyunlarına iştirak ederdi.

* Hayvanları, özellikle kedileri, atları ve develeri çok severdi. En fazla hadis rivayet edenlerden Ebu Hureyre (r.a.) (kedicik babası) lâkabını verdiği sahâbe hakkında merhum dostum Dr. Halûk Nurbaki bana, ‘Aslında Hz. Peygamber kedileri Ebu Hureyre’den daha fazla severdi ama bu sevgisi ashâbı tarafından sünnet kabul edilmesin diye ön plâna çıkarmamıştır’ demişti.

* Bir yere geldiğinde kendisi için ayağa kalkılmasını istemez, ‘Ben ne bir kralım, ne de bir zorbayım; ekmek kırıntısıyla büyüyen Kureyşli dul ve fakir bir kadının oğluyum’ diye tevazu gösterirdi.

* Hz. Ayşe, O’nun için, ‘Evinin kırık döküğünü elden geçirir, elbisesini yamar, düğmesini diker, ayakkabısını tamir eder, evi süpürür, hayvanları yemlerdi’ demişti (Prof. Dr. Ali Yardım).
***
Size O’nun mûcizelerini değil, mütevazı ve sevgi dolu hâlinden levhalar nakletmeye çalıştım.
Şeyh Galip ne güzel söylemiş:
‘Sen, Ahmed ü Mahmûd u Muhammedsin Efendim
Hakk’dan bize Sultân-ı Müeyyedsin Efendim!’
‘Kutlu Doğum Haftası’nı ‘Gül Muhammed’e (S.A.S.) lâyık şekilde kutlayan Diyanet İşleri Başkanı’nı ve değerli ekibini candan tebrik ediyorum.
Allah, hepinizi, O’nun şefaatine nâil eylesin...

radikal



Bu yazı 398 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 27 Mayıs 2012 27 Mayıs'ın hesabı sorulmalıdır
    • 5 Mayıs 2012 Darbeciler! Ordu artık hizmetinizde değil...
    • 29 Ekim 2011 Dikkat! PKK'nın tuzağına düşmeyelim
    • 3 Aralık 2010 Hedefteki ülke: Türkiye
    • 26 Ağustos 2010 Kardeş Pakistan'ın yardımına koşmalıyız
    • 27 Haziran 2010 Oyunun hedefinde iktidar ve Başbakan var (2)
    • 17 Haziran 2010 Terör ve politika
    • 27 Mayıs 2010 50 yıllık utanç: 27 Mayıs
    • 13 Mayıs 2010 Rusya ile tarihî anlaşma
    • 6 Mayıs 2010 CHP-MHP-BDP koalisyonu
    • 20 Nisan 2010 Kıbrıs'ta beklenen sonuç
    • 16 Nisan 2010 'Nerede muhabbet, orada Muhammed'
    • 11 Nisan 2010 CHP ve MHP'ye son Anayasa çağrısı
    • 8 Nisan 2010 Baykal'ın uzlaşma teklifi üzerine
    • 25 Mart 2010 Anayasa reformuna neden karşı çıkıyorlar? (1)
    • 12 Mart 2010 12 Mart Muhtırası
    • 4 Mart 2010 Ermeni iftiraları konusunda bayatlamış Amerikan politikası
    • 21 Şubat 2010 AK Parti'yi kapatma hazırlıkları
    • 31 Ocak 2010 Fişleme üzerine...
    • 21 Ocak 2010 Bu iddialar cevapsız bırakılamaz

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,355 µs