En Sıcak Konular

Ismet Berkan


Ismet Berkan
0 0 0000

Bu adalete kim neden güvensin?



Yüksek yargı organları, onların başındaki koca koca yüksek yargıçlar, siyasetçi gibi doğrudan kamuoyuna veya parlametoya çağrıda bulunup yüksek politika yapacaklarına, meslekleri olan hukukçuluğun seviyesini buralara indireceklerine, keşke İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin
art arda verdiği kararlar üzerinde kafa yorsalar.
Bu mahkemenin bir nöbetçi hâkim üyesi, daha geçen hafta, kamuoyunca da yakından takip edilen bir suç soruşturması olan Balyoz darbe planlarıyla ilgili soruşturmada daha önce tutuklanmış olan bir grup şüpheliyi, daha yargılama yapılmamışken neredeyse beraat ettirir gibi tahliye etti.
Kararı veren, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ağır ceza hâkimi, hem de ‘özel yetkili ağır ceza mahkemesi hâkimi.’ Eh, İstanbul’da görev yaptığına göre, kürsü hâkimliği mesleğinde gelinebilecek en yüksek düzeylerden birine gelmiş bir hâkimden, yani Türk yargı sistemi için ‘üst düzey’ denmesi gereken bir hâkimden söz ediyoruz.
Hâkimin tahliye gerekçeleri alışılmışın dışında hayli uzundu.
Ama savcılar bu hâkimin verdiği karara itiraz ettiler. Hem de nerede itiraz ettiler:
Hâkimin de bir parçası olduğu 12. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde itiraz ettiler.
Şüpheliler aynı şüpheli. Dosya aynı dosya.
Varsa deliller, ifadeler vs. de aynı. Daha önce tahliyeye bir hâkim tek başına karar vermişti,
bu kez üç kişilik heyet toplandı (o hâkim yoktu heyette) ve birkaç gün önce tahliyesine karar verilen ve dolayısıyla cezaevinden salıverilen şüphelilerin yeniden tutuklanmasına oybirliğiyle, yani üç hâkimin birden imzasıyla karar verdi.
***
Bir an için Balyoz soruşturmasını, tutuklanan, sonra salıverilen, sonra yeniden tutuklanmalarına karar verilen kişilerin kimliklerini vs. her şeyi unutun, anlattığın olayın soyut bir düşünsel deney olduğunu varsayın.
Böyle bir varsayımda bulunduğumuzda bile, Shakespeare’in ölümsüz oyununda söylendiği gibi, ‘Danimarka Krallığı’nda kokuşmuş bir şeyler var.’
Çünkü, şüpheliler aynı şüpheliler. Atılı suç aynı. Dosya aynı. Deliller aynı. Mahkeme aynı. Ve birbirine taban tabana zıt iki karar.
Daha dün, yargıçların ideolojik tarafsızlığı derken bunu kastediyordum.
Elbette hukuk matematik değil, tam bir keskinlikten söz edilemez ama kendisine saygısı bulunan her yargı sistemi, benzer durumlarda benzer kararlar vermeye çalışır. Bu, adalet duygusunu yerleştirmek için gerekli bir şeydir. Bir cinayete idam, benzer biçimde işlenmiş başka bir cinayete beş yıl ceza, her yerde adalet duygusunu incitir.
İstanbul’da yaşanan şey de tam olarak budur. Adalet duygusu incindi.
İdeolojik yargı; bazı suçları görmezden gelme veya suç yaratma, hangi yönde işleyecek olursa olsun, ortaya bir adalet falan çıkarmaz.
Yargısı ideolojik koşullanmalarla hareket eden bir ülkede Anayasa veya yasalarda ne yazıyor olursa olsun, hukuk devleti de gerçekleştirilemez.
Yargı mensuplarının ideolojik olarak yaslanabileceği tek zemin, insan haklarıyla ilgili evrensel bildirgelerdir; çünkü ellerindeki hukukun temeli odur.
Bu konuda yazılabilecek çok şey var ama belki dilimizi ısırıp susmalıyız, yargı mensuplarının kendileri yargıyı, dolayısıyla adalet duygusunu yeterince yıpratıyorlar zaten.
Bir ülkede isminde ‘adalet’ kelimesi geçen bu kadar partinin neden var olduğunu ve bu partilerin neden her seferinde iktidar olduğunu kimse hiç merak etmeyecek mi sahiden?

radikal



Bu yazı 334 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Temmuz 2012 ‘Tanrı Parçacığı’ bize neler vaat ediyor?
    • 10 Mart 2012 Tartışmayı içerikten biçime kaydırmak
    • 25 Haziran 2011 PKK dağdan nasıl iner
    • 26 Şubat 2011 1968 neden 68’de olduysa, şimdi de isyanlar ondan oluyor
    • 26 Aralık 2010 Seçim soruları: AK Parti kaç alacak, ya CHP?
    • 2 Kasım 2010 PKK’nın içine girdiği açmazı görmek
    • 31 Ekim 2010 ‘Kırmızı Kitap’efsanesinin sırları
    • 27 Temmuz 2010 Askeri vesayetin hukuki altyapısı
    • 24 Temmuz 2010 Enerji stratejimiz var mı?
    • 21 Temmuz 2010 Sahiden 12 Eylül'ü mü oylayacağız?
    • 14 Temmuz 2010 İran çelişkileri ve iç politika yansımaları
    • 7 Temmuz 2010 Liderler neden görüşecek, neyi görüşecek?
    • 5 Temmuz 2010 Dindar solcular
    • 3 Temmuz 2010 Kılıçdaroğlu, bu kafayla hiçbir şeyi çözemez!
    • 26 Haziran 2010 Hep aynı denklemin içine sıkışmak
    • 24 Haziran 2010 Eşit yurttaşlığa dayalı demokratik cumhuriyet
    • 13 Haziran 2010 Karpuz gibi ortasından ikiye bölünmüş ülke...
    • 6 Haziran 2010 Mahkûmun açmazı: Hayattaki karşılığı
    • 24 Mayıs 2010 Maalesef bizde hattı muhalefet yoktur, sathı muhalefet vardır
    • 4 Mayıs 2010 Eski defterleri açmak...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,833 µs