En Sıcak Konular

Şahin Alpay


Şahin Alpay
0 0 0000

'Lider sultası'ndan kurtulabilir miyiz?



TÜSİAD'ın 6 yıllık aradan sonra yeniden yayın hayatına dönen Görüş dergisi "Anayasa değişse de siyaset değişmeyecek..." kapağıyla çıktı. Anayasa değişirse, Türkiye'de siyaset kuşkusuz çok değişecek. Demokrasi üzerindeki yargı vesayetinin, jüristokrasinin hukuki temeli son bulacak. Ama, TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner'in dergideki yazısında kastettiği anlamla sınırlarsak, evet "Anayasa değişse de siyaset değişmeyecek..." Boyner şu çağrıyı yapmakta çok haklı:

"Türkiye bir genel seçimi daha yüzde 10 baraj ve sadece genel merkezlerin iradesine bağlı bir aday belirleme yöntemi ile geçirmemeli, seçim ve siyasi partiler reformları ivedilikle gündeme getirilmeli. Bu düzenlemelerin 2011 seçimi öncesinde yapılması, temsil gücü yükselmiş yeni parlamentonun bütüncül yeni bir anayasayı daha sağlıklı bir zeminde yapmasına da imkan tanıyacaktır."

Boyner'in çağrısını okuyunca, geçen haziran ayında "Demokratikleşme" konulu Abant toplantısında yaptığım ve, (partilerdeki lider sultasını eleştirdiğim için olacak) toplantıya katılan bakan ve milletvekilleri tarafından pek hoş karşılanmayan, "Parti-içi demokrasi" konulu konuşmayı hatırladım. O konuşmada da andığım üzere, Türkiye'de partilerin işleyişiyle ilgili olarak bugüne kadar yapılmış en dikkate değer çalışmalar, Prof. Dr. Ergun Özbudun'un konuyu teorik olarak ele aldığı "Çağdaş Türk Politikası: Demokratik Pekişmenin Önündeki Engeller" (2003) adlı kitabının partilerle ilgili bölümü ile AKP milletvekili Haluk Özdalga'nın DSP ve CHP'de edindiği pratik tecrübeler ışığında kaleme aldığı "Kötü Yönetilen Türkiye-Örnek Vaka DSP" (2005) başlıklı kitabı.

Bugün partilerimize hakim olan lider sultasının nedenini en iyi açıklayan kuşku yok ki, Amerikalı tanınmış siyaset bilimci Elmer Eric Schattschneider'in (1892-1971) "kanun" hükmündeki genellemesi: "Adayları belirleme yetkisi kimdeyse partinin sahibi de odur..." Liderlerin partiye sahip olmasını önlemenin, parti-içi demokrasiyi güçlendirmenin bilinen başlıca yolu ise, milletvekilleri başta olmak üzere bütün adayların, tüm parti üyelerinin katılacağı önseçimler yoluyla belirlenmesi. Eğer Türkiye'deki lider sultası bu yolla kırılacaksa, Siyasi Partiler Kanunu'nun önseçimi zorunlu hale getirmesi gerekir.

Lider sultasını kırmanın ve parti-içi demokrasiyi güçlendirmenin başka bir yolu da, milletvekillerinin seçmenlerine hesap vermelerini sağlayan türde bir seçim sisteminin benimsenmesi. Sadece bir adayın seçildiği, çift-turlu çoğunluk sisteminin, sadece parti-içi demokrasiyi güçlendirmekle kalmayıp "yönetimde istikrar ve temsilde adalet" idealine en yakın gelen sonuçları verdiği muhakkak. Türkiye gibi, etnik, dinsel, sınıfsal yapısı itibarıyla heterojen (türdeş-olmayan) toplumlar açısından, bunun özellikle tercih edilmesi gereken sistem olduğu konusunda bir tereddüdüm yok.

Bu "ideal" çözümün partilerden destek bulmayacağı (haklı) varsayımından hareket eden Prof. Dr. Seyfettin Gürsel, Görüş dergisinde çıkan yazısında, mevcut sistemin sakıncalarını asgariye indirecek, kabul edilebileceğini öngördüğü bir öneride bulunuyor: 1) Baraj tümüyle kaldırılsın, 2) Milletvekili sayısı 600'e çıkarılsın, 3) 100 sandalye Türkiye milletvekilliğine ayrılsın, 4) 500 milletvekilinin çıkacağı seçim çevreleri en fazla 5-6 milletvekili seçilecek şekilde daraltılsın, 5) Seçmene (biri Türkiye, diğeri seçim çevresi için) iki ayrı sandıkta oy kullanma hakkı verilsin.

Ben, eğer iki turlu çoğunluk sistemine geçilemeyecek ise, mevcut nisbi temsil sisteminin sakıncalarını asgariye indirecek çözüm olarak (mesela İsveç'te olduğu gibi) ülke çapında % 4ü, seçim çevrelerinde % 12'yi geçen partilerin milletvekili kazanmasını, parlamentoya giren bütün partilere aldıkları oy oranında hazine yardımı yapılmasını, partiler arasında seçim ittifaklarına izin verilmesini tercih ederim. Zira yönetimde istikrardan daha fazla temsilde adalete ihtiyaç duyulan bir dönemi yaşıyoruz.



Bu yazı 412 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 21 Temmuz 2012 Oyumu geri alıyorum
    • 2 Haziran 2012 Nükleer yalanlar ve gerçekler
    • 19 Mayıs 2012 Uludere, Ankara'nın karanlık dehlizlerinde
    • 29 Ekim 2011 Anadolu'daki bekleyiş, AB standartları
    • 20 Ağustos 2011 Şiddet, çözüm değil şiddet üretir
    • 19 Ekim 2010 Türkiye gittikçe Batı'ya yaklaşıyor
    • 26 Haziran 2010 Türk dış politikası liberaldir
    • 22 Mayıs 2010 Ey asker, siyasete karışma!
    • 8 Mayıs 2010 İsmet İnönü'ye de adil olmalıyız
    • 1 Mayıs 2010 Niye profesyonel ordu?
    • 3 Nisan 2010 'Lider sultası'ndan kurtulabilir miyiz?
    • 20 Mart 2010 Ermeni sorunu, aydınlar ve siyasiler
    • 6 Mart 2010 Vesayet rejimi nasıl kuruldu ve işledi?
    • 20 Şubat 2010 Demokrasilerde 'kontrol ve denge' nasıl sağlanır?
    • 13 Şubat 2010 Militarizm ne Ortaylı'ya, ne de MHP'ye yakışır
    • 2 Temmuz 2009 Genelkurmay Başkanı'na açık mektup
    • 11 Haziran 2009 'Türkiye çantada keklik değil'
    • 23 Nisan 2009 Zorunlu asimilasyon başarılı olamadı
    • 12 Şubat 2009 TSK'nın saygınlığını korumalıyız
    • 7 Haziran 2008 Militan demokrasi değil, militan devlet

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,799 µs